Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Trafik ışıklarında yanyana bekleyen iki arabayız. Camlar sonuna kadar açık, sonbahar yüzünü daha dün gösterdi, sabah serinliğini içeri davet etmişiz. Her iki araba da tatlı esintinin tadını çıkarıyor. Bunlar ortak yönlerimiz. Bitti mi? Biraz daha anlatmalıyım ki durumu iyice gözünüzün önünde canlandırın. Bizim arabada Deva Premal & Mitten’den bir şeyler çalıyor, sakin, su gibi akan usul usul yürekleri fetheden cinsten bir melodi, Spirit Voyage’dan yeni edinmişiz. Yanımızdaki arabadan var gücüyle çığıran ve yakaran ilahiler yayılıyor. Bizim arabanın yolcuları tişörtler ve balıkçı pantolonları giymiş, kadın erkek benzer kıyafetlerimiz. Diğer arabanın yolcularında kadınlar arkada ve simsiyah çarşafların içindeler, sadece gözleri görünüyor peçenin ardından. Ön koltuktaki sürücü ve yanındaki yolcu, erkeklerinse başlarında beyaz takkeler, yüzleri sakallı ve üstlerinde yaza uygun cübbeyle gömlek arası kıyafetler var, muhtemelen altlarında da yine açık renk ve yaza uygun kumaştan bol pantolonları. Bizim tenimizde esinti ve güneş oynaşıyor. Yan arabanın örtülü ahalisi dünyevi boyuttan el ayak çekme modunda galiba. Bilemiyorum. Yazdıklarım önyargı sınırında gezintide, farkındayım, sadece tarif etmekle yetinmek çok güç, zihnim daha başka sıfatlar da kullanmam için beni kışkırtıp duruyor. Ama direnmeliyim, onu dinlemenin yeri değil şimdi. İki arabanın ahalisi birbirimize kısacık bir anlığına bakıyoruz. Hangimiz daha klişeyiz bilemiyorum, ama klişe olduğumuz kesin.

Bugün Dünya Barış Günü, 1 Eylül.

Farklılıklar yerine yürek dünyasından süzülen sevginin ışığına kendimizi açma günü.

Klişe laf. Yine.

Uzun zamandır cihad geleneği ve tarihi ile ilgili okurum, anlamaya çalışırım. İçimizdeki öfkeyi ve ötekileştirme ihtiyacını, sonra güdülenip ötekini öldürme eylemini. Habil ve Kabil hikayesidir hepsi bir noktadan sonra. Kardeş kardeşi rengi, sesi, üstü başı, kafasının içindekileri yargıladığı için özgüven eksikliği yanında hafif kalır farklı olanı kendine tehdit görüp sonunda kırar geçirir. Taa ki geriye kimse kalmayana kadar.

Benim için hangi arabada olduğum, üstüme ne giydiğimin bir önemi yok. Thai balıkçı pantolonları, çarşaflar, takkeler, tespihler, Lululemon transparan iki yüz küsur dolarlık yoga taytları… Yüreğimin çekirdeği ne bilir ne fısıldar? Onu biliyor muyum? Yüreğimin ikliminde yaşantım nasıl? Bir de diğerini öldürmek istiyor muyum? Belki fiziksel olarak olmasa bile bir sözüm, bir bakışımla alaşağı edip yaralamak ve üzmek, sırf haklı olmak pahasına? Diğerini küçümsemek, yargılamak, aşağılamak? Sonrasında kendimi iyi hissetmek? Bir rahatlık hissi?

Söylesenize? Bir gelenekten yayılan, imparatorlukların kurulup yıkıldığı Cihad ya da adına Haçlı Seferleri deyin isterseniz, şimdi bugün Dünya Barış Günü’nde hala yaşamsal gerçekliğimizin bir parçası mı?

Yönetenler ve yönetilenler açmazından yüreğin toprağına ayak basmak, kendi kendinin efendisi olabilmek için önce bir bakmak kendine ve şiddetin en ufak zerresine kadar onu mercek altına almak belki, söyleyin neye ihtiyacınız var bugün? Birisinin size sarılmasını, ya da sizden af dilemesini beklemek yerine gidin siz sarılın, ses verin, yenilenlerin ve yenenlerin tarafı olmanın ötesinde yaşamak mümkün.

Pekçok inanç geleneği, yolu, çeşit çeşit kültür var. Hepsinin de bir zihni ve bir yüreği. İnancın yürek yoluna kıvrıldığı yöne sapmakla inancın haklılık ve iktidar yoluna saptığı o kavşakta seçmek kimin elinde?

Yeter ki istesin insan.

Dünya Barış Gününüz Kutlu Olsun! :)

NOT: Alttaki Resim 01 Eylül 2013 Pazar günü Galatasaray Lisesi’nin hemen yanındaki yokuşun başında çekildi ve Çevik Kuvvet bütün gün Taksim, İstiklal Caddesi boyunca her yerdeydi.

1231661_10151615046093240_575457648_n

Trafik ışıklarında yanyana bekleyen iki arabayız. Camlar sonuna kadar açık, sonbahar yüzünü daha dün gösterdi, sabah serinliğini içeri davet etmişiz. Her iki araba da tatlı esintinin tadını çıkarıyor. Bunlar ortak yönlerimiz. Bitti mi? Biraz daha anlatmalıyım ki durumu iyice gözünüzün önünde canlandırın. Bizim arabada Deva Premal & Mitten’den bir şeyler çalıyor, sakin, su gibi akan usul usul yürekleri fetheden cinsten bir melodi, Spirit Voyage’dan yeni edinmişiz. Yanımızdaki arabadan var gücüyle çığıran ve yakaran ilahiler yayılıyor. Bizim arabanın yolcuları tişörtler ve balıkçı pantolonları giymiş, kadın erkek benzer kıyafetlerimiz. Diğer arabanın yolcularında kadınlar arkada ve simsiyah çarşafların içindeler, sadece gözleri görünüyor peçenin ardından. Ön koltuktaki sürücü ve yanındaki yolcu, erkeklerinse başlarında beyaz takkeler, yüzleri sakallı ve üstlerinde yaza uygun cübbeyle gömlek arası kıyafetler var, muhtemelen altlarında da yine açık renk ve yaza uygun kumaştan bol pantolonları. Bizim tenimizde esinti ve güneş oynaşıyor. Yan arabanın örtülü ahalisi dünyevi boyuttan el ayak çekme modunda galiba. Bilemiyorum. Yazdıklarım önyargı sınırında gezintide, farkındayım, sadece tarif etmekle yetinmek çok güç, zihnim daha başka sıfatlar da kullanmam için beni kışkırtıp duruyor. Ama direnmeliyim, onu dinlemenin yeri değil şimdi. İki arabanın ahalisi birbirimize kısacık bir anlığına bakıyoruz. Hangimiz daha klişeyiz bilemiyorum, ama klişe olduğumuz kesin.

Bugün Dünya Barış Günü, 1 Eylül.

Farklılıklar yerine yürek dünyasından süzülen sevginin ışığına kendimizi açma günü.

Klişe laf. Yine.

Uzun zamandır cihad geleneği ve tarihi ile ilgili okurum, anlamaya çalışırım. İçimizdeki öfkeyi ve ötekileştirme ihtiyacını, sonra güdülenip ötekini öldürme eylemini. Habil ve Kabil hikayesidir hepsi bir noktadan sonra. Kardeş kardeşi rengi, sesi, üstü başı, kafasının içindekileri yargıladığı için özgüven eksikliği yanında hafif kalır farklı olanı kendine tehdit görüp sonunda kırar geçirir. Taa ki geriye kimse kalmayana kadar.

Benim için hangi arabada olduğum, üstüme ne giydiğimin bir önemi yok. Thai balıkçı pantolonları, çarşaflar, takkeler, tespihler, Lululemon transparan iki yüz küsur dolarlık yoga taytları… Yüreğimin çekirdeği ne bilir ne fısıldar? Onu biliyor muyum? Yüreğimin ikliminde yaşantım nasıl? Bir de diğerini öldürmek istiyor muyum? Belki fiziksel olarak olmasa bile bir sözüm, bir bakışımla alaşağı edip yaralamak ve üzmek, sırf haklı olmak pahasına? Diğerini küçümsemek, yargılamak, aşağılamak? Sonrasında kendimi iyi hissetmek? Bir rahatlık hissi?

Söylesenize? Bir gelenekten yayılan, imparatorlukların kurulup yıkıldığı Cihad ya da adına Haçlı Seferleri deyin isterseniz, şimdi bugün Dünya Barış Günü’nde hala yaşamsal gerçekliğimizin bir parçası mı?

Yönetenler ve yönetilenler açmazından yüreğin toprağına ayak basmak, kendi kendinin efendisi olabilmek için önce bir bakmak kendine ve şiddetin en ufak zerresine kadar onu mercek altına almak belki, söyleyin neye ihtiyacınız var bugün? Birisinin size sarılmasını, ya da sizden af dilemesini beklemek yerine gidin siz sarılın, ses verin, yenilenlerin ve yenenlerin tarafı olmanın ötesinde yaşamak mümkün.

Pekçok inanç geleneği, yolu, çeşit çeşit kültür var. Hepsinin de bir zihni ve bir yüreği. İnancın yürek yoluna kıvrıldığı yöne sapmakla inancın haklılık ve iktidar yoluna saptığı o kavşakta seçmek kimin elinde?

Yeter ki istesin insan.

Dünya Barış Gününüz Kutlu Olsun! :)

NOT: Alttaki Resim 01 Eylül 2013 Pazar günü Galatasaray Lisesi’nin hemen yanındaki yokuşun başında çekildi ve Çevik Kuvvet bütün gün Taksim, İstiklal Caddesi boyunca her yerdeydi.

1231661_10151615046093240_575457648_n

Trafik ışıklarında yanyana bekleyen iki arabayız. Camlar sonuna kadar açık, sonbahar yüzünü daha dün gösterdi, sabah serinliğini içeri davet etmişiz. Her iki araba da tatlı esintinin tadını çıkarıyor. Bunlar ortak yönlerimiz. Bitti mi? Biraz daha anlatmalıyım ki durumu iyice gözünüzün önünde canlandırın. Bizim arabada Deva Premal & Mitten’den bir şeyler çalıyor, sakin, su gibi akan usul usul yürekleri fetheden cinsten bir melodi, Spirit Voyage’dan yeni edinmişiz. Yanımızdaki arabadan var gücüyle çığıran ve yakaran ilahiler yayılıyor. Bizim arabanın yolcuları tişörtler ve balıkçı pantolonları giymiş, kadın erkek benzer kıyafetlerimiz. Diğer arabanın yolcularında kadınlar arkada ve simsiyah çarşafların içindeler, sadece gözleri görünüyor peçenin ardından. Ön koltuktaki sürücü ve yanındaki yolcu, erkeklerinse başlarında beyaz takkeler, yüzleri sakallı ve üstlerinde yaza uygun cübbeyle gömlek arası kıyafetler var, muhtemelen altlarında da yine açık renk ve yaza uygun kumaştan bol pantolonları. Bizim tenimizde esinti ve güneş oynaşıyor. Yan arabanın örtülü ahalisi dünyevi boyuttan el ayak çekme modunda galiba. Bilemiyorum. Yazdıklarım önyargı sınırında gezintide, farkındayım, sadece tarif etmekle yetinmek çok güç, zihnim daha başka sıfatlar da kullanmam için beni kışkırtıp duruyor. Ama direnmeliyim, onu dinlemenin yeri değil şimdi. İki arabanın ahalisi birbirimize kısacık bir anlığına bakıyoruz. Hangimiz daha klişeyiz bilemiyorum, ama klişe olduğumuz kesin.

Bugün Dünya Barış Günü, 1 Eylül.

Farklılıklar yerine yürek dünyasından süzülen sevginin ışığına kendimizi açma günü.

Klişe laf. Yine.

Uzun zamandır cihad geleneği ve tarihi ile ilgili okurum, anlamaya çalışırım. İçimizdeki öfkeyi ve ötekileştirme ihtiyacını, sonra güdülenip ötekini öldürme eylemini. Habil ve Kabil hikayesidir hepsi bir noktadan sonra. Kardeş kardeşi rengi, sesi, üstü başı, kafasının içindekileri yargıladığı için özgüven eksikliği yanında hafif kalır farklı olanı kendine tehdit görüp sonunda kırar geçirir. Taa ki geriye kimse kalmayana kadar.

Benim için hangi arabada olduğum, üstüme ne giydiğimin bir önemi yok. Thai balıkçı pantolonları, çarşaflar, takkeler, tespihler, Lululemon transparan iki yüz küsur dolarlık yoga taytları… Yüreğimin çekirdeği ne bilir ne fısıldar? Onu biliyor muyum? Yüreğimin ikliminde yaşantım nasıl? Bir de diğerini öldürmek istiyor muyum? Belki fiziksel olarak olmasa bile bir sözüm, bir bakışımla alaşağı edip yaralamak ve üzmek, sırf haklı olmak pahasına? Diğerini küçümsemek, yargılamak, aşağılamak? Sonrasında kendimi iyi hissetmek? Bir rahatlık hissi?

Söylesenize? Bir gelenekten yayılan, imparatorlukların kurulup yıkıldığı Cihad ya da adına Haçlı Seferleri deyin isterseniz, şimdi bugün Dünya Barış Günü’nde hala yaşamsal gerçekliğimizin bir parçası mı?

Yönetenler ve yönetilenler açmazından yüreğin toprağına ayak basmak, kendi kendinin efendisi olabilmek için önce bir bakmak kendine ve şiddetin en ufak zerresine kadar onu mercek altına almak belki, söyleyin neye ihtiyacınız var bugün? Birisinin size sarılmasını, ya da sizden af dilemesini beklemek yerine gidin siz sarılın, ses verin, yenilenlerin ve yenenlerin tarafı olmanın ötesinde yaşamak mümkün.

Pekçok inanç geleneği, yolu, çeşit çeşit kültür var. Hepsinin de bir zihni ve bir yüreği. İnancın yürek yoluna kıvrıldığı yöne sapmakla inancın haklılık ve iktidar yoluna saptığı o kavşakta seçmek kimin elinde?

Yeter ki istesin insan.

Dünya Barış Gününüz Kutlu Olsun! :)

NOT: Alttaki Resim 01 Eylül 2013 Pazar günü Galatasaray Lisesi’nin hemen yanındaki yokuşun başında çekildi ve Çevik Kuvvet bütün gün Taksim, İstiklal Caddesi boyunca her yerdeydi.

1231661_10151615046093240_575457648_n

Trafik ışıklarında yanyana bekleyen iki arabayız. Camlar sonuna kadar açık, sonbahar yüzünü daha dün gösterdi, sabah serinliğini içeri davet etmişiz. Her iki araba da tatlı esintinin tadını çıkarıyor. Bunlar ortak yönlerimiz. Bitti mi? Biraz daha anlatmalıyım ki durumu iyice gözünüzün önünde canlandırın. Bizim arabada Deva Premal & Mitten’den bir şeyler çalıyor, sakin, su gibi akan usul usul yürekleri fetheden cinsten bir melodi, Spirit Voyage’dan yeni edinmişiz. Yanımızdaki arabadan var gücüyle çığıran ve yakaran ilahiler yayılıyor. Bizim arabanın yolcuları tişörtler ve balıkçı pantolonları giymiş, kadın erkek benzer kıyafetlerimiz. Diğer arabanın yolcularında kadınlar arkada ve simsiyah çarşafların içindeler, sadece gözleri görünüyor peçenin ardından. Ön koltuktaki sürücü ve yanındaki yolcu, erkeklerinse başlarında beyaz takkeler, yüzleri sakallı ve üstlerinde yaza uygun cübbeyle gömlek arası kıyafetler var, muhtemelen altlarında da yine açık renk ve yaza uygun kumaştan bol pantolonları. Bizim tenimizde esinti ve güneş oynaşıyor. Yan arabanın örtülü ahalisi dünyevi boyuttan el ayak çekme modunda galiba. Bilemiyorum. Yazdıklarım önyargı sınırında gezintide, farkındayım, sadece tarif etmekle yetinmek çok güç, zihnim daha başka sıfatlar da kullanmam için beni kışkırtıp duruyor. Ama direnmeliyim, onu dinlemenin yeri değil şimdi. İki arabanın ahalisi birbirimize kısacık bir anlığına bakıyoruz. Hangimiz daha klişeyiz bilemiyorum, ama klişe olduğumuz kesin.

Bugün Dünya Barış Günü, 1 Eylül.

Farklılıklar yerine yürek dünyasından süzülen sevginin ışığına kendimizi açma günü.

Klişe laf. Yine.

Uzun zamandır cihad geleneği ve tarihi ile ilgili okurum, anlamaya çalışırım. İçimizdeki öfkeyi ve ötekileştirme ihtiyacını, sonra güdülenip ötekini öldürme eylemini. Habil ve Kabil hikayesidir hepsi bir noktadan sonra. Kardeş kardeşi rengi, sesi, üstü başı, kafasının içindekileri yargıladığı için özgüven eksikliği yanında hafif kalır farklı olanı kendine tehdit görüp sonunda kırar geçirir. Taa ki geriye kimse kalmayana kadar.

Benim için hangi arabada olduğum, üstüme ne giydiğimin bir önemi yok. Thai balıkçı pantolonları, çarşaflar, takkeler, tespihler, Lululemon transparan iki yüz küsur dolarlık yoga taytları… Yüreğimin çekirdeği ne bilir ne fısıldar? Onu biliyor muyum? Yüreğimin ikliminde yaşantım nasıl? Bir de diğerini öldürmek istiyor muyum? Belki fiziksel olarak olmasa bile bir sözüm, bir bakışımla alaşağı edip yaralamak ve üzmek, sırf haklı olmak pahasına? Diğerini küçümsemek, yargılamak, aşağılamak? Sonrasında kendimi iyi hissetmek? Bir rahatlık hissi?

Söylesenize? Bir gelenekten yayılan, imparatorlukların kurulup yıkıldığı Cihad ya da adına Haçlı Seferleri deyin isterseniz, şimdi bugün Dünya Barış Günü’nde hala yaşamsal gerçekliğimizin bir parçası mı?

Yönetenler ve yönetilenler açmazından yüreğin toprağına ayak basmak, kendi kendinin efendisi olabilmek için önce bir bakmak kendine ve şiddetin en ufak zerresine kadar onu mercek altına almak belki, söyleyin neye ihtiyacınız var bugün? Birisinin size sarılmasını, ya da sizden af dilemesini beklemek yerine gidin siz sarılın, ses verin, yenilenlerin ve yenenlerin tarafı olmanın ötesinde yaşamak mümkün.

Pekçok inanç geleneği, yolu, çeşit çeşit kültür var. Hepsinin de bir zihni ve bir yüreği. İnancın yürek yoluna kıvrıldığı yöne sapmakla inancın haklılık ve iktidar yoluna saptığı o kavşakta seçmek kimin elinde?

Yeter ki istesin insan.

Dünya Barış Gününüz Kutlu Olsun! :)

NOT: Alttaki Resim 01 Eylül 2013 Pazar günü Galatasaray Lisesi’nin hemen yanındaki yokuşun başında çekildi ve Çevik Kuvvet bütün gün Taksim, İstiklal Caddesi boyunca her yerdeydi.

1231661_10151615046093240_575457648_n

Trafik ışıklarında yanyana bekleyen iki arabayız. Camlar sonuna kadar açık, sonbahar yüzünü daha dün gösterdi, sabah serinliğini içeri davet etmişiz. Her iki araba da tatlı esintinin tadını çıkarıyor. Bunlar ortak yönlerimiz. Bitti mi? Biraz daha anlatmalıyım ki durumu iyice gözünüzün önünde canlandırın. Bizim arabada Deva Premal & Mitten’den bir şeyler çalıyor, sakin, su gibi akan usul usul yürekleri fetheden cinsten bir melodi, Spirit Voyage’dan yeni edinmişiz. Yanımızdaki arabadan var gücüyle çığıran ve yakaran ilahiler yayılıyor. Bizim arabanın yolcuları tişörtler ve balıkçı pantolonları giymiş, kadın erkek benzer kıyafetlerimiz. Diğer arabanın yolcularında kadınlar arkada ve simsiyah çarşafların içindeler, sadece gözleri görünüyor peçenin ardından. Ön koltuktaki sürücü ve yanındaki yolcu, erkeklerinse başlarında beyaz takkeler, yüzleri sakallı ve üstlerinde yaza uygun cübbeyle gömlek arası kıyafetler var, muhtemelen altlarında da yine açık renk ve yaza uygun kumaştan bol pantolonları. Bizim tenimizde esinti ve güneş oynaşıyor. Yan arabanın örtülü ahalisi dünyevi boyuttan el ayak çekme modunda galiba. Bilemiyorum. Yazdıklarım önyargı sınırında gezintide, farkındayım, sadece tarif etmekle yetinmek çok güç, zihnim daha başka sıfatlar da kullanmam için beni kışkırtıp duruyor. Ama direnmeliyim, onu dinlemenin yeri değil şimdi. İki arabanın ahalisi birbirimize kısacık bir anlığına bakıyoruz. Hangimiz daha klişeyiz bilemiyorum, ama klişe olduğumuz kesin.

Bugün Dünya Barış Günü, 1 Eylül.

Farklılıklar yerine yürek dünyasından süzülen sevginin ışığına kendimizi açma günü.

Klişe laf. Yine.

Uzun zamandır cihad geleneği ve tarihi ile ilgili okurum, anlamaya çalışırım. İçimizdeki öfkeyi ve ötekileştirme ihtiyacını, sonra güdülenip ötekini öldürme eylemini. Habil ve Kabil hikayesidir hepsi bir noktadan sonra. Kardeş kardeşi rengi, sesi, üstü başı, kafasının içindekileri yargıladığı için özgüven eksikliği yanında hafif kalır farklı olanı kendine tehdit görüp sonunda kırar geçirir. Taa ki geriye kimse kalmayana kadar.

Benim için hangi arabada olduğum, üstüme ne giydiğimin bir önemi yok. Thai balıkçı pantolonları, çarşaflar, takkeler, tespihler, Lululemon transparan iki yüz küsur dolarlık yoga taytları… Yüreğimin çekirdeği ne bilir ne fısıldar? Onu biliyor muyum? Yüreğimin ikliminde yaşantım nasıl? Bir de diğerini öldürmek istiyor muyum? Belki fiziksel olarak olmasa bile bir sözüm, bir bakışımla alaşağı edip yaralamak ve üzmek, sırf haklı olmak pahasına? Diğerini küçümsemek, yargılamak, aşağılamak? Sonrasında kendimi iyi hissetmek? Bir rahatlık hissi?

Söylesenize? Bir gelenekten yayılan, imparatorlukların kurulup yıkıldığı Cihad ya da adına Haçlı Seferleri deyin isterseniz, şimdi bugün Dünya Barış Günü’nde hala yaşamsal gerçekliğimizin bir parçası mı?

Yönetenler ve yönetilenler açmazından yüreğin toprağına ayak basmak, kendi kendinin efendisi olabilmek için önce bir bakmak kendine ve şiddetin en ufak zerresine kadar onu mercek altına almak belki, söyleyin neye ihtiyacınız var bugün? Birisinin size sarılmasını, ya da sizden af dilemesini beklemek yerine gidin siz sarılın, ses verin, yenilenlerin ve yenenlerin tarafı olmanın ötesinde yaşamak mümkün.

Pekçok inanç geleneği, yolu, çeşit çeşit kültür var. Hepsinin de bir zihni ve bir yüreği. İnancın yürek yoluna kıvrıldığı yöne sapmakla inancın haklılık ve iktidar yoluna saptığı o kavşakta seçmek kimin elinde?

Yeter ki istesin insan.

Dünya Barış Gününüz Kutlu Olsun! :)

NOT: Alttaki Resim 01 Eylül 2013 Pazar günü Galatasaray Lisesi’nin hemen yanındaki yokuşun başında çekildi ve Çevik Kuvvet bütün gün Taksim, İstiklal Caddesi boyunca her yerdeydi.

1231661_10151615046093240_575457648_n

Trafik ışıklarında yanyana bekleyen iki arabayız. Camlar sonuna kadar açık, sonbahar yüzünü daha dün gösterdi, sabah serinliğini içeri davet etmişiz. Her iki araba da tatlı esintinin tadını çıkarıyor. Bunlar ortak yönlerimiz. Bitti mi? Biraz daha anlatmalıyım ki durumu iyice gözünüzün önünde canlandırın. Bizim arabada Deva Premal & Mitten’den bir şeyler çalıyor, sakin, su gibi akan usul usul yürekleri fetheden cinsten bir melodi, Spirit Voyage’dan yeni edinmişiz. Yanımızdaki arabadan var gücüyle çığıran ve yakaran ilahiler yayılıyor. Bizim arabanın yolcuları tişörtler ve balıkçı pantolonları giymiş, kadın erkek benzer kıyafetlerimiz. Diğer arabanın yolcularında kadınlar arkada ve simsiyah çarşafların içindeler, sadece gözleri görünüyor peçenin ardından. Ön koltuktaki sürücü ve yanındaki yolcu, erkeklerinse başlarında beyaz takkeler, yüzleri sakallı ve üstlerinde yaza uygun cübbeyle gömlek arası kıyafetler var, muhtemelen altlarında da yine açık renk ve yaza uygun kumaştan bol pantolonları. Bizim tenimizde esinti ve güneş oynaşıyor. Yan arabanın örtülü ahalisi dünyevi boyuttan el ayak çekme modunda galiba. Bilemiyorum. Yazdıklarım önyargı sınırında gezintide, farkındayım, sadece tarif etmekle yetinmek çok güç, zihnim daha başka sıfatlar da kullanmam için beni kışkırtıp duruyor. Ama direnmeliyim, onu dinlemenin yeri değil şimdi. İki arabanın ahalisi birbirimize kısacık bir anlığına bakıyoruz. Hangimiz daha klişeyiz bilemiyorum, ama klişe olduğumuz kesin.

Bugün Dünya Barış Günü, 1 Eylül.

Farklılıklar yerine yürek dünyasından süzülen sevginin ışığına kendimizi açma günü.

Klişe laf. Yine.

Uzun zamandır cihad geleneği ve tarihi ile ilgili okurum, anlamaya çalışırım. İçimizdeki öfkeyi ve ötekileştirme ihtiyacını, sonra güdülenip ötekini öldürme eylemini. Habil ve Kabil hikayesidir hepsi bir noktadan sonra. Kardeş kardeşi rengi, sesi, üstü başı, kafasının içindekileri yargıladığı için özgüven eksikliği yanında hafif kalır farklı olanı kendine tehdit görüp sonunda kırar geçirir. Taa ki geriye kimse kalmayana kadar.

Benim için hangi arabada olduğum, üstüme ne giydiğimin bir önemi yok. Thai balıkçı pantolonları, çarşaflar, takkeler, tespihler, Lululemon transparan iki yüz küsur dolarlık yoga taytları… Yüreğimin çekirdeği ne bilir ne fısıldar? Onu biliyor muyum? Yüreğimin ikliminde yaşantım nasıl? Bir de diğerini öldürmek istiyor muyum? Belki fiziksel olarak olmasa bile bir sözüm, bir bakışımla alaşağı edip yaralamak ve üzmek, sırf haklı olmak pahasına? Diğerini küçümsemek, yargılamak, aşağılamak? Sonrasında kendimi iyi hissetmek? Bir rahatlık hissi?

Söylesenize? Bir gelenekten yayılan, imparatorlukların kurulup yıkıldığı Cihad ya da adına Haçlı Seferleri deyin isterseniz, şimdi bugün Dünya Barış Günü’nde hala yaşamsal gerçekliğimizin bir parçası mı?

Yönetenler ve yönetilenler açmazından yüreğin toprağına ayak basmak, kendi kendinin efendisi olabilmek için önce bir bakmak kendine ve şiddetin en ufak zerresine kadar onu mercek altına almak belki, söyleyin neye ihtiyacınız var bugün? Birisinin size sarılmasını, ya da sizden af dilemesini beklemek yerine gidin siz sarılın, ses verin, yenilenlerin ve yenenlerin tarafı olmanın ötesinde yaşamak mümkün.

Pekçok inanç geleneği, yolu, çeşit çeşit kültür var. Hepsinin de bir zihni ve bir yüreği. İnancın yürek yoluna kıvrıldığı yöne sapmakla inancın haklılık ve iktidar yoluna saptığı o kavşakta seçmek kimin elinde?

Yeter ki istesin insan.

Dünya Barış Gününüz Kutlu Olsun! :)

NOT: Alttaki Resim 01 Eylül 2013 Pazar günü Galatasaray Lisesi’nin hemen yanındaki yokuşun başında çekildi ve Çevik Kuvvet bütün gün Taksim, İstiklal Caddesi boyunca her yerdeydi.

1231661_10151615046093240_575457648_n

Trafik ışıklarında yanyana bekleyen iki arabayız. Camlar sonuna kadar açık, sonbahar yüzünü daha dün gösterdi, sabah serinliğini içeri davet etmişiz. Her iki araba da tatlı esintinin tadını çıkarıyor. Bunlar ortak yönlerimiz. Bitti mi? Biraz daha anlatmalıyım ki durumu iyice gözünüzün önünde canlandırın. Bizim arabada Deva Premal & Mitten’den bir şeyler çalıyor, sakin, su gibi akan usul usul yürekleri fetheden cinsten bir melodi, Spirit Voyage’dan yeni edinmişiz. Yanımızdaki arabadan var gücüyle çığıran ve yakaran ilahiler yayılıyor. Bizim arabanın yolcuları tişörtler ve balıkçı pantolonları giymiş, kadın erkek benzer kıyafetlerimiz. Diğer arabanın yolcularında kadınlar arkada ve simsiyah çarşafların içindeler, sadece gözleri görünüyor peçenin ardından. Ön koltuktaki sürücü ve yanındaki yolcu, erkeklerinse başlarında beyaz takkeler, yüzleri sakallı ve üstlerinde yaza uygun cübbeyle gömlek arası kıyafetler var, muhtemelen altlarında da yine açık renk ve yaza uygun kumaştan bol pantolonları. Bizim tenimizde esinti ve güneş oynaşıyor. Yan arabanın örtülü ahalisi dünyevi boyuttan el ayak çekme modunda galiba. Bilemiyorum. Yazdıklarım önyargı sınırında gezintide, farkındayım, sadece tarif etmekle yetinmek çok güç, zihnim daha başka sıfatlar da kullanmam için beni kışkırtıp duruyor. Ama direnmeliyim, onu dinlemenin yeri değil şimdi. İki arabanın ahalisi birbirimize kısacık bir anlığına bakıyoruz. Hangimiz daha klişeyiz bilemiyorum, ama klişe olduğumuz kesin.

Bugün Dünya Barış Günü, 1 Eylül.

Farklılıklar yerine yürek dünyasından süzülen sevginin ışığına kendimizi açma günü.

Klişe laf. Yine.

Uzun zamandır cihad geleneği ve tarihi ile ilgili okurum, anlamaya çalışırım. İçimizdeki öfkeyi ve ötekileştirme ihtiyacını, sonra güdülenip ötekini öldürme eylemini. Habil ve Kabil hikayesidir hepsi bir noktadan sonra. Kardeş kardeşi rengi, sesi, üstü başı, kafasının içindekileri yargıladığı için özgüven eksikliği yanında hafif kalır farklı olanı kendine tehdit görüp sonunda kırar geçirir. Taa ki geriye kimse kalmayana kadar.

Benim için hangi arabada olduğum, üstüme ne giydiğimin bir önemi yok. Thai balıkçı pantolonları, çarşaflar, takkeler, tespihler, Lululemon transparan iki yüz küsur dolarlık yoga taytları… Yüreğimin çekirdeği ne bilir ne fısıldar? Onu biliyor muyum? Yüreğimin ikliminde yaşantım nasıl? Bir de diğerini öldürmek istiyor muyum? Belki fiziksel olarak olmasa bile bir sözüm, bir bakışımla alaşağı edip yaralamak ve üzmek, sırf haklı olmak pahasına? Diğerini küçümsemek, yargılamak, aşağılamak? Sonrasında kendimi iyi hissetmek? Bir rahatlık hissi?

Söylesenize? Bir gelenekten yayılan, imparatorlukların kurulup yıkıldığı Cihad ya da adına Haçlı Seferleri deyin isterseniz, şimdi bugün Dünya Barış Günü’nde hala yaşamsal gerçekliğimizin bir parçası mı?

Yönetenler ve yönetilenler açmazından yüreğin toprağına ayak basmak, kendi kendinin efendisi olabilmek için önce bir bakmak kendine ve şiddetin en ufak zerresine kadar onu mercek altına almak belki, söyleyin neye ihtiyacınız var bugün? Birisinin size sarılmasını, ya da sizden af dilemesini beklemek yerine gidin siz sarılın, ses verin, yenilenlerin ve yenenlerin tarafı olmanın ötesinde yaşamak mümkün.

Pekçok inanç geleneği, yolu, çeşit çeşit kültür var. Hepsinin de bir zihni ve bir yüreği. İnancın yürek yoluna kıvrıldığı yöne sapmakla inancın haklılık ve iktidar yoluna saptığı o kavşakta seçmek kimin elinde?

Yeter ki istesin insan.

Dünya Barış Gününüz Kutlu Olsun! :)

NOT: Alttaki Resim 01 Eylül 2013 Pazar günü Galatasaray Lisesi’nin hemen yanındaki yokuşun başında çekildi ve Çevik Kuvvet bütün gün Taksim, İstiklal Caddesi boyunca her yerdeydi.

1231661_10151615046093240_575457648_n

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 137 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: