Feeds:
Yazılar
Yorumlar

SAVAŞA HAYIR !!!

23824008

 

SÖZÜN BİTTİĞİ YERDEYİZ…

 

HÜRRİYET HABERİ / 27 Mart 2014

Süleyman şah şoku

DIŞİŞLERİ Bakanlığı’nda, Suriye’deki Türk toprağı Süleyman Şah Türbesi’ne yönelik Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) tehdidine karşı savaş planlarının ele alındığı güvenlik zirvesine ait ses kayıtlarının internete düşmesi büyük yankı getirdi. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Bakanlık Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’in, bakanlık makamında yaptığı toplantıda, sıcak müdahale ihtimalini de içeren bazı ifadelerin kullanılması dikkat çekti. IŞİD’e olası müdahale konusunda hararetli bir tartışmanın geçtiği kayıtlarda, Suriye ile savaş ihtimali değerlendiriliyor. Geçmişte Suriye’deki muhaliflere gönderilen askeri yardım konusunda bilgiler veriliyor. MİT Müsteşarı, Türkiye’nin savaşa girmeye karar vermesi halinde, bazı operasyonlar yaparak buna uluslararası alanda kabul görecek gerekçeler yaratılabileceğini vurguluyor…

devamı http://www.hurriyet.com.tr/gundem/26099475.asp

SES KAYDI 1. Bölüm

SES KAYDI 2. Bölüm

Gündem karışınca yoga..

20131224113360_07

En son Başak’taki dolunaydan mıdır nedir, ülke gündemi ne kadar karışıksa benim iç ve dış dünyam da bir o kadar karıştı, karışık.

Hani başka zaman olsa hafifçe aklımı kaçırabilirim her ne hikmetse yok, ııı-ııııhhh, keçiler kaçmadı. ;) Sebeb-i varlığım yoga desem? Düzenli yoga pratiğim sayesinde iç dengemi olabildiğince koruyorum.

Bir iş değişikliğim var beni ofis ve masabaşı ortamından çıkardı ve birkaç yıl öncesinin serbest moduna gerisin geri getirdi. Sorun var mı? Yok aslında, maddi manevi her şey ok. Lakin bu işin psikolojisi, duygusu biraz tuhaf geldi. Hani alışkanlıklar oluşuyor en çok o bakımdan. Hayat öyle bir rutine binmiş ki farkına varmamışım. Bir kalıba dökmüşüm dökülmüşüm içinde donup kalmışım. Sanırım gözümün feri, neşem, kahkaham yavaş yavaş geri geliyor, çünkü büyük organizasyon demek bir nevi had safhada uyumluluk gerektiriyor. Birileri zincirlerimi çözmüş gibi hissediyorum.

Birkaç gündür tek yaptığım, sağlık da toparladığı için, yoga dersi vermek, kendi yoga pratiğime doğru düzgün vakit ayırmak, yoga hakkında özleyip de okuyamadıklarımın içine dalmak, arada film seyretmek ve uzuuuun yürüyüşleri arttırmak, üstelik güneşe bunca hasret kalınca! Şehirde bir yerden bir yere giderken toplu taşımayı vaktim varsa azaltıp yürüyüş süresini uzata uzataaaa güneşleniyorum….. :)

Bir garipleştim, alışacağım elbette bu yadırgamanın sonu gelecek. Ne yalan söyleyeyim, sonunda kararımı verince, serbest olmam lazım deyince adımlarım dans adımlarına dönüştü! :D Yogaya yer açıldı ve kalbimin ibresi kendi kuzey yıldızına doğru çarkediverdi.

Yeni hayat, yeni konular, yeniler… Akışa devam. Bunun üstüne bir Vinyasa iyi gider şimdi. :)

Not: İtinayla yoga dersi verilir, yoga tatil ve kamp organizasyonları yapılır, sağlık, neşe ve güzel yaşam için hep birlikte yol alınır. Yakında duyurular ve daha fazla bilgi için takipte kalın… :)

bizien4

La Reine des Pommes (2009) (Kalplerin Kraliçesi)

Director / Yönetmen: Valérie Donzelli

Ciddiyet dozu kaçtıysa hemen bir Fransız filmi imdada koşsun kasvet dağılsın! ;) Çok keyifliydi… MUBI’de yakalayın.

https://mubi.com/films/queen-of-hearts–2

tutulma: boyun, yazı, yoga

kusuma_dots_obsession_539

‘Dots Obsession’ Yayoi Kusama, 2009. Mixed media installation.

En çok şimdi hareket etmek lazım gelir, gel gör ki tutuldum. Geçen haftalar boyunca boynumun acısı sancısı, çok üşütmüşüm, vücudumun batı yönünde hakikaten güneşim batmış buzul çağı gelmiş, ciğerler keza isyan ediverdi, peki, hadi bakım zamanı; iyi de ya yazıyla yogaya ne oldu? Yazmaya gördü kırıldı kalemim, kelimeler ayak diriyor omuz silkiyor ve huzursuz bir sessizlik bu yogamda kendini dışa vuruyor serilerim ateş diyor daha çok ateş biraz daha sıcak haydi biraz daha yükselsin alevler… Surya Namaskara serileri birbiri ardına diziliyor böylece müzik dahi suskun evdeki tek ses nefesimin sesi kulaklarımda çağıldayan önceleri yavaş sonra güçlü ve kendinden emin nefesim belirliyor tempoyu müziğimiz yükseliyor. İçine hiçbir şey katmadığım eklemediğim bildiğiniz dümdüz ve hatta neredeyse sıkıcı denebilecek bir güneşe selam serisi seçmişim onun içinde bir tren nasıl uflaya puflaya derin bir vadinin içinden süzülürse ben de öyle süzülüyorum hayali tünellerin ormanların yemyeşil denizinin yalçın kayalıkların içinden geçe geçe amaçsız akıyorum, belki de kendimden gitmem lazım gidemediğim için yerimde saydığımı kabullenmenin en rahat yolunu izliyorum. Yasımı, acımı, boğazımda düğümlenenleri, kızgınlığımı yoğuruyorum.

Bu sabaha karşı gördüğüm bir düş tuz biber ekiyor üstüne… O kadar gerçek ki ardında bıraktığı duygu derinden sarsılıyorum, hayal olmayanla sınırlar flu, sadece üç dört kez böylesini gördüm şimdiye dek, her defasında konu ve özne başka olsa da duygusu aynı, verdiği mesaj gayet net. Bırakmanın ve soyutlanmanın, kendini her şeyin kalbinden merkezinden şırıngayla çeker gibi çekip egoyu ayıklamanın tam da sırası. Ne öfkemde, ne özlemimde, ne buraya ardı ardına dizdiğim sözcüklerde hiçbir haklılık olmadığı gibi her türlü iktidarın, kendi kurmak istediklerim dahil, boşunalığı anlamsızlığı… Biri tüccarın oğlu idi, diğeri bir prens… Vazgeçişleri marangozun oğlunun vazgeçişinden daha mı makbuldü, zor veya daha kolaydı? İnsanın kumaşı ruhudur ya hangisininki daha kıymetli diye sorulmaz. Aslolan vazgeçebilmek mi, hissettiğinin tam tersini yapabilmek bazen de en korktuğun çağrının sesine kulak vermek?

Gördüğüm düş vazgeçmemi, yakmamı, yangınımın içinden geçmemi öğütledi yine. Bir yere gideceğimden değil, ya da gözle görünür biçimde yaşamımda herhangi bir şeyin değişeceğinden de değil, sadece egomun pençelerini geçirmek isteyip de hırslandığı ne varsa yumruklarımı çözüp bırakmanın zamanı olduğu için, ağzımdan, kalemimden tek bir sözün dahi o yolun yolcusu olamayacağı için… Işıksız bir Pazar öğleden sonrasında fildişi kulemde oturmuş kıpırdamayan İstanbul vapurlarına uzaktan baktığım ve dört bir yanda aynı seda yankılandığı için…

M. – ”Senin neye ihtiyacın var ki?”

B.  - ”Hiçbir şeye.”

M. – ”Öyleyse yol belli.”

B.  - ”Evet, öyle.”

M. – ”Anlamayacaklar, kıskanacaklar, sövecekler.”

B.  - ”Her zaman öyleydi zaten.”

M. – ”Hoşgeldin.”

Surya-Namaskara-B

130616-berkınelvan.hlarge

Dün akşam ders çıkışında Taksim’deydim kalabalığın arasında, ardından bugün Osmanbey tarafında. Çağırayım bağırayım mümkün değil, bir yandan zatürre geçiriyorum, dışarda fazla kalmam mümkün değil ama bir yandan da kalmam lazım. Bir olmam lazım. Sessizce yürümem katılmam lazım. Lakin artık daha fazlasını kaldırmıyor bu bünye. Daha fazla riyayı, ölümü, kalpsizliği kaldırmıyor. Hazmedilecek bir yönü yok bunun. Öfkenin en haklı olduğu sözün bittiği yerdeyiz. Ruhun ışık olsun Berkin. Bir meşale yaktın gittin yüreklerde. Bu laflar beyhude! Gelsinler gözü yaşlı anana kızkardeşine anlatsınlar, di mi? Ne mümkün?! Ateş düştüğü yeri yakarmış Berkin. Bence hepimizi yaktı senin ateşin. Ondan sonra oymuş, partiymiş, şuymuş buymuş, en önce insanmış ama dinleyen yokmuş. Ne ekersen onu biçersin diye de bir laf varmış gelir sahibine dönermiş be Berkin? İnanırım, inanıyorum. Sabırlıyım. Zatürreli ciğerlerimin yettiğince buradayım. Hiçbir yere de gitmiyor kıpırdamıyorum!

Türkiye Berkin Elvan’ı uğurluyor…

http://www.radikal.com.tr/turkiye/berkin_elvan_bugun_ugurlaniyor-1180839

kintsukuroi

Kalbimiz kırıldı. Japonlar’ın deyişiyle istediğin kadar kintsukuroi* olsun vaziyet pek değişmez, yapışmaz, tamir olmaz gibi geliyor bana. ”Su testisi su yolunda kırılır” diyecek bazıları, ”ne salıyorsun çocuğunu sokağa gecenin bir vakti” diyenler olur mu bilmem, bazı malum otorite klubünden birileri ”başka canlar yanmasın oturun oturduğunuz yerde” mesajını verecekler, veriyorlar, sonra işi Muhteşem Yüzyıl’ın Muhteşem Süleyman’ına bağlayanlar… Malum, yönetici baba figürüdür ya aynı zamanda ve o kadar adil, o kadar merhametlidir ki hatta adaletin kılıcı keser canın yanmaz ya? Kime neye göre adalet? Oldum olası siyaseti sevmem bu yüzden. Uzak durdum, dururum, konuşmayı da sevmem ve gel gör ki ofisten, yogaya, ordan özel hayata ve ilişkilere insan gerçekten siyasi bir varlık mı pek merak ederim. Özü nedir insanın? Dört yönün şeytanının saçlarından kavrayıp onları dize getirmeyi başardıktan sonra geriye insanın özünde ne kalır? Ya da kişi kendini siyasi davranmaya olmaya niye mecbur hisseder? Mesela neden malum yerlerin otorite figürleri çıkıp da kalbimiz kırıldı, çok üzgünüz, gerçekten…diyemezler? Zayıflıkla bağdaştırdıkları davranış kalıpları bunlar, iktidar sahipleri, özellikle siyaset ununa bulanmışlar, okkanın altına gitme korkusundan özür dileyemez, geri adım atamaz, sonuna kadar her daim haklı ve doğru olmanın buhranı içinde sevimsizleşirler. Haklı olma hırsı haksızlığı doğurur kendinden ve çok haklıysanız çok da haksızsınızdır ve hatta illa ki bir işler de karıştırırsınız üstünü örtbas etmek lazım gelir. Hırsızlık bir yana gerisini hiç telaffuz etmeyeceğim içinin şeytanlarını efendi kılıp kişinin kendini kandırması çok kolaydır. Herhangi bir olayı ikonlaştırıp onu kendine yontmak da öyle. Tek sözü edilmeyen gerçeklerle kalbin iklimine dair olan bitendir. O nedenle diyorum ki kalbim kırıldı. Ekmek almanın yoga üstünden siyasetini dahi yapamayacağım ve lakin elimdeki kitapta bir satır geçti öylece dondum kaldım… Akşamki Hatha Yoga dersini Berkin‘e ithaf ederken yoganın reklamı için mi kendim için mi kimin için diye sordum? Sonra yüreğim dedi ki kırgınım, benim için yap dersi, yarına ümidim olsun onaracaksan altın sür çatlağıma içim sızlıyor. Peki dedim…

”Neşede ve hüzünde herkes eşittir.
Bu nedenle herkesin koruyucusu ol, kendinin olduğu gibi.” – SHANTIDEVA

”In joy and sorrow all are equal.
Thus be guardian of all, as of yourself.” - SHANTIDEVA

*kintsukuroi (Japonca): Kırık bir kabın parçalarını gümüş ya da altınla birleştirip restore etme sanatı. Restore edilen hasarlı eserin sağlam orijinalinden daha değerli ve güzel olduğu kabul edilir.

Turkey clashes after boy hurt at Istanbul protest dies

To read the news article click… http://www.bbc.com/news/world-europe-26526198

Hürriyet Gazetesi: Cumhurbaşkanı’nın açıklaması: BERKİN ELVAN’IN HAYATINI KAYBETMESİ

”Bugün haberi görünce üzüldüm gerçekten. Bu olay olduğunda 14 yaşında bir çocuğumuzdu. Bugün hayatını kaybettiğini öğrendim. Ailesine başsağlığı diliyorum. Yeni acıların yaşanmasına fırsat verilmeme gerektiğini buradan altını çizmem gerekiyor. İstanbul valisi ile dün görüşmüştüm eminin gerekli dikkat gösterilecektir.”

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/25984713.asp

23583996

HÜRRİYET GAZETESİ: ”İstanbul Feminist Kolektif’in çağrısıyla onbinlerce kadın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde bu yılki teması ‘direniş’ olarak belirlenen 12’nci Feminist Gece Yürüyüşü için saat 19.00 da Galatasaray Meydanı’nda toplandı.”
Haberin devamı http://www.hurriyet.com.tr/gundem/25970253.asp

İstanbul kışa hemen veda etmek istemedi. Yağmur rüzgar sis işbirliği içinde renkler solgun. Baharın armağanı renk cümbüşünü davet etmeden önce güç topluyor.

Yeşili özledim. Sıcağı değil ama sakin ve serin yeşili… Geceleri ormanın kıyısından yürürken ağaçların her nefes alıp verişlerinde yaydıkları o güzelim çam kokusunu. Galiba nefes almayı özledim. Nefes var, nefes almak var ve vermek. Nefesi eğip bükmeden zorlamadan ondan kaçmadan olmak var. İzleyici kimliğini izleyen kimlik de kendini var etmeye başladığında artık oyunun anlamsızlığına aymaktan olsa gerek oyunlar ve kelimeler bilmeceler çözülüyor sessizlik konuşmaya başlıyor ve özün içsesinin şarkısı yükseliyor gerçeklik kah güneş olup doğuyor haneye kah gecenin içinde usulca süzülen ayın gelgitine teslim ediyor kendini yaşam makbul ve olağan ve aynı zamanda olağandışı sıradanın mucizesine tanıklık ve huşû içinde yalnızlığın biricik tek olma haline dönüşmesi kelebeğin kozadan çıkışı… Nasıl diye sordu dün bir arkadaşım. Yalnız olmakla nasıl başa çıkılır. Yaşamın sunduklarına eroinmanmışçasına sarılmadığında dedik sonra. Yaşam gerekirse bağımlılıklar kümesi içinden çıkılamayan ayağa dolaşan. Dünya Kadınlar Günü, Kadın Emekçiler, Gezi Parkı derken… Park ve protesto ve ses susmuş küsmüş gibi yaparken doğrusu ya kadının binlerce yıldır elinden alınan en büyük gücün ”yalnız” varolma becerisi olduğunu düşündüm. Varım buradayım demek ve kendini gerçekleştirme uğruna meydanlara akıp protesto edip bağırıp çağıracak durumda oluşunu karmakarışık duygularla izledim izlerim. Suffragettes (Süfrajetlergelir sonra düşer aklıma. Ne gariptir kendini sarayın parmaklıklarına zincirleyip esaretini aktivist bir protestonun çığlığına dönüştürme zorunluluğu ve ihtiyacını hissetmek. Ne gariptir bir kadın olarak köşeye sıkışmış hissetmek! Ve yine ne gariptir ki kendini yavaş yavaş köşeye sıkıştıranların yine kadınlar olması! Hakkını, nefesini, varlığını, özgürlüğünü, ruhunu, hayallerini, yüreğini, bedenini sürekli vazgeçişlerle özdeşleştirdiği bir hayatın ve kendini şekilden şekle sokmanın köleliği bileklerine dolanan uzun saçlarının zinciri… Farkına varınca bir öfke seliyle baştan ayağa içinde bir yangın hissetmesi! ”Erkek Düşmanı”… ”Çirkinse feministtir”… ”Sıskaysa bereketsizdir”… ”Lezbiyen miymiş?” Suffragettes için yine aklıma gelen bir iki kalıplaşmış cümle… Kadınlığın tarihinin gözlerinin içine bakınca, Inanna, Athena, SapphoMeryemGuan YinSaraswatiAnjezë Gonxhe BojaxhiuPrenses Diana, Simone de Beauvoir, Virginia Woolf, Slyvia Plath, Doris Lessing, Fatima Mernissi, sayamayacağım daha niceleri şekilden, dekordan, saçtan, gözden, kirpikten, bazen sıfır beden kıyafetlerden, zırhtan, kılıçtan, oktan, dünyevî ve fuzulî olanın içinden geçip Saraswati‘nin ustalığı ile sütle suyu birbirinden ayırdederek kendini var edince, şekilde pekçok hayat yolundan vazgeçiyor gibi görünseler de, kadın kendi yolunu yürüyecek yüreğinden yükselen şarkıya var gücüyle katılacak onu söyleyecek. Önce kendine saygı duyacak kendini sevecek… Bu şarkı öyle bir şarkı ki siyaset, din, kültür ve her türlü sistemin üzerinde! Yardım isteyeceği kızkardeşleri olduğunu unutmayacak! Yalnızlık mı? Kadın asla yalnız değildir ki! Bu bir yanılsama olsa olsa! Yüreğinden kıskançlık, hasetin, birbirinin gözünü oymanın ve birbiriyle didişip yarışmanın dikenini çıkaracak ama önce! Ne demişler? ”Divided we fall, united we stand” (Bölününce düşer, birleşince güçleniriz) !!! Bunu unutmayacak !!! Kendi hemcinsine ihanetin bedeli vardır, bunu bilecek! :) O bedel gerçek yalnızlıktır işte. Birbirine kardeş deyip sarılmamanın ihtiyacı olduğunda kendi durumu iyi olduğu için omuz silkmenin bedeli vardır. Hayat gelir o bedelleri illa ki tahsil eder! Şiddete karşı durmanın gücünü cesaretinde ve bir olma duygusunda bulacak iliklerinde hissedecek! Kadın olarak nefes almanın bilincine erişecek! Yaşamının sorumluluğunu üstlenecek! Birbirini güçlendirecek destekleyecek! Üstelik bunu eril kurallar ve eril bir dünya içinde sağlıklı bir öfkeyi kendine yakıt yaparak yaratıcılığının ateşine dönüştürerek yapacak, bizim top ve tüfeğe ihtiyacımız yok! Olanlar düşünsün! ;)

Yazdım ki hatırlayayım, hatırlayalım. Bu dünyanın yüzünde yürürken bıraktığımız ayak izlerinin yaşam amacımıza doğru bizi yaklaştırdığından emin olmak için… :)

Dünya Kadınlar Günümüz Kutlu Olsun!

8 Mart 2014

HÜRRİYET GAZETESİ: ”Suudi prenseslerden özgürlük çağrısı”

Suudi Arabistan kralı Abdullah Bin Abdülaziz el Saud’un kızları Prenses Sahar ve Prenses Jawaher son 13 yıldır babalarının Cidde’deki sarayında zorla alıkonulduklarını iddia etti. İngiliz Sunday Times gazetesi 42 yaşındaki Sahar ve 38 yaşındaki Jawahir’in elektronik posta ve telefon yoluyla kendileriyle iletişime geçerek yardım istediğini açıkladı.

Haberin devamı… http://www.hurriyet.com.tr/dunya/25971408.asp

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 137 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: