Gündelik hayatta herhangi bir işi tamamlayabilme becerisi farkında olmadığımız pekçok eylemin birleşimiyle adeta Yıldız Savaşlarındaki1 ışın kılıcının2 yaydığı ışık gibi odaklanmış, yoğun, yani keskin bir irade ve kararlılığın konsantre etkisine dönüştürülmesi demek. Zihnimizi neye odaklarsak sonunda odaklandığımız şeyin yaratıcısı oluyoruz. Bazen yarattıklarımızdan ve sonuçlarından mutluluk duyarken, bazen de mutsuz hissediyoruz kendimizi.

Ruhsal veya fiziksel rahatsızlıkların kökenine inme cesaretini bulabildiğimizde upuzun bir neden-sonuç listesi seriliyor önümüze. Her akşam yatmadan önce dişleri fırçalamamaktan tutun da her sabah kahvaltı etmeden acı çay, kahve ya da sigarayla güne başlamaya kadar yirmi dört saat içinde güya bilincinde olmadığımız türlü davranışlarla her an her saniye kendimiz hakkında kararlara varıyor, o kararlar doğrultusunda hareket ediyoruz. Olaylara böyle bakınca hastalıkların, duygusal rahatsızlıkların nerden geldiğini bilmemek aslında biraz tuhaf.

Bedenlerimizle gerçek karşılaşma ve tanışma çoğunlukla rahatsızlıklar dolayısıyla oluyor. Çok iyi çalışan iyi yağlanmış makinalar mekanik arızalar çıkarmaya başlayınca, sırtlar tutulup, depresyonlara girilip çıkıldıkça azar azar da olsa farkındalığın ışığı çekiyor hepimizi. Daima seçimlerle karşı karşıya kalıyoruz. Bazen bir hap atıp ertelemeyi, irdelememeyi seçiyoruz. Taa ki o haplar da bir işe yaramayıncaya kadar… Bazen hemen o anda idrak ediyoruz ve düğümleri çözmek için tüm dikkatimizi topluyoruz. Belki de yaşam o kadar karmaşık değil!

Şu anda Atina hava alanında uçağa alınmak için beklerken yazıyorum. Etrafım eğri büğrü oturan, yüzlerinde çeşit çeşit ifadeyle zihinsel olarak aslında burada olmayan kadınlar, erkeklerle dolu. Çocuklar oyunlarına devam ediyorlar, yerlerde, koşturarak, koltukların üzerinde, olağanca enerjiyle dolu, arada ebeveynlerinin olumsuz bakışlarına maruz kalıp sonra anın heyecanıyla vargüçleriyle varolma halindeyken… Çocuklara her yer ve her an oyun. Yetişkinlere her yer ve her an sanki ceza. Aralarındaki en büyük fark pek azının henüz suçluluk duygusuyla tanışmış olması. Çocuklar esnek, yağmur damlası kadar berrak, temiz, korkusuz ve çevik… Çocuklar anlam aramıyor ve suni dramlar yaratmıyorlar. Düşünce düşüyor, numaradan ağlıyor, ağladıklarına gülüyor, kaldıkları yerden devam ediyorlar. Varoluş, bastıran sağanak yağmur, hızlı rüzgar, temiz kar, sıcak ateş, bağımsız güneş, sakin ay, akan nehir… Değişmek, değiştirmek, acıtmıyor.

Yogayı yaklaşık beş yıl önce ilk defa deneyimlemeye başlayan bir yetişkin olarak minderimin üzerinde duruşları (asanalar3) taklit ederken çocukların güzel ve neşeli varoluş halindan pek bir uzak, tıkalı, takıntılı, sancılı varoluşumla bütün zihinsel engellemelerime rağmen oradaydım. Belki de hiçbir zaman başlamamaktan daha iyiydi. O ilk adımı atmak bazen öyle zor ki! Kah bir kobrayı, kah bir ağacı, derken bir balığı taklit eden koca bir sınıfta esnekliğin yalnızca bedensel esneklikten ibaret olduğunu sanacak kadar safmışım. Yogada herhangi bir duruşa (asana) başlarken, duruşu önce zihnimizde canlandırırız.

www.yogajournal.com
Hanumanasana / Maymun Duruşu

Tam da bu sırada arsız bir maymun gibi şımaran, kontrolsüz zihin düşüncelerle oradan oraya hoplayıp zıplamaya başlar:

“Yapamazsın ki!”

“Sen daha önce bunu hiç denemedin!”

“Muhteşemsin! Elbette harika yaparsın!”

“Senden daha iyi kimse yapamaz!”

Bütün bu düşünce kalıpları duruşa (asana) başlamadan önce vücudun şartlanmasına neden olarak gerçek deneyimlemeye imkan tanımazlar. İlk ikisinde sonucun başarısızlık olmasına şartlanma, diğer ikisinde de başarısızlıktan korku ve hırsla güdülenme vardır. İlk iki kalıp sürekli yenilgiye, son iki kalıp da sürekli başarmaya odaklanır. Her ikisi de duruşu (asana) yani anı deneyimlemekten çok uzaktır, bedeni de anı deneyimlemekten uzaklaştırır. Duruşu (asana) zihinde canlandırmak demek, zihnin gözünde henüz beden harekete geçmeden adeta hareketi yapıyormuşçasına duruşu (asana) canlandırmak anlamına gelir. Kısacası zihin gözündeki harekette yaratılan esneklik sonra hareketle vücuda aktarılır ve beden esnekliği o anda deneyimler. Duruştan (asana) çıkıldıktan sonra zihin hareket anındaki gerçek deneyimi inceleyerek duruştan (asana) öğrenilecekleri öğrenir. Gerçek esneklik budur. Dolayısıyla yaşamın çeşitliliğinde bir kurbağayı, yılanı, aslanı, ya da balığı duruşlarla (asanalar) deneyimlediğimizde varoluşsal çeşitlilik bakımından da ayrıca bir esnekliğe kavuşuruz. Bütün bu canlı ve oluş çeşitliliğindeki zenginliğin özüne inmek yalnızca esneklikle mümkün. Bedenlere ve zihinlere esnekliği ancak önyargısız, beklentisiz, anı deneyimlemeye açık oluş halleri getirebilir. Çeşitliliği içselleştirerek ona uyumlanabilme becerisi yaratıcılığın ön koşulu değil midir?

(devam edecek…)