utthita trikonasana (uzatılmış üçgen duruşu)

Bu yaz Sakız Adası’nın kuzeydoğu sahillerinde, sessiz sedasız güzel kumsallarda tatilimi yaparken arada fırsat buldukça  sıcacık kumların üzerine bir havlu serip yoga yapıyordum. Yine böyle bir öğleden sonra kumsalda çalışırken arkadaşımdan utthita trikonasana (uzatılmış üçgen duruşu) uyguladığım sırada bir fotoğrafımı çekmesini istedim. Sonradan fotoğrafa bakıp duruşumu ve bedenimi incelediğimde tüm gerçekliğiyle şu üç şeyi gördüm:

1. Hala gencim ve oldukça da dinç bir vücuda sahibim ama bu pek uzun sürmeyebilir!

2. Utthita Trikonasanayı uygularken özellikle kollar birbirleriyle 180 derecelik bir düzlemde olmalı ve bu kol düzlemi yere tam olarak 90 derece açıyla dik durmalıdır. Ben bu dikliği tam olarak yakalayamamışım, kollarımın ekseni kaymış.

3. Karnımdaki ufak ama belirgin üç kat görünüyor. Yani çok az da olsa kilo fazlam var, hafifçe karında yağlanma baş göstermiş alıp başını gidecek!

Uzun yıllar mümkünse bikinimin içinde kalmak istiyorum düşüncesi her kadının aklından geçer! Onu bir yana bırakalım, esas tehditkar duran bel bölgesinde yavaş yavaş kendine yer edinmeye başlayan yağlar! Bu konuda kadınlar kadar erkekler de dertli, hatta onlar daha çok biriktiriyor, biz en azından kalçalara da yağ gönderme konusunda pek bir becerikliyiz! 🙂

Ne yapmalı?

Daha önceki yazılarımın bir tanesinde 16 kilo fazlam olduğundan bahsedip bu fazlalıkları vermenin zorluklarına değinmiştim. Nasıl verdim o kiloları ve tekrar kilo almadan nasıl devam ettim? Bu konuda konuştuğum herkesin başından böyle bir macera ya geçmekte ya da geçmiş. Kimilerimiz kiloları verebilmişiz, bazılarımız hala onları üzerimizde taşıyoruz. Aşağı yukarı aşağıdaki hareket planını izledim ve adımları uyguladım. Yazması yapmasından gerçekten çok daha kolay. Anlatacağım adımların her birini uygulamak derinlemesine bir hayat tarzı değişikliği demek. Eğer sadece hareket ederek kilo verebilecek ve istediğinizi yiyebileceğinize inanıyorsanız yanılıyorsunuz! Sadece lahana çorbası içip garip diyetler uygulayarak vücudunuza acı çektiriyorsanız ve bunun sonucunda incecik kalabileceğinizi sanıyorsanız çok ama çok yanılıyorsunuz! Sadece sevdiklerinizi yiyip, sebze ve meyveyi atlıyorsanız başınız fena halde dertte demektir! Ve bu gerçeklerle yüzleşme anı böylece sürüp gider… Şu anda yazıyı okumaktan vazgeçmek üzeresiniz, biliyorum!

1. SUNİ ŞEKER DEPOLARI = Coca Cola, Pepsi, Fanta, Red Bull, tatlandırılmış, aromalandırılmış her türlü soda, konsantre meyve suları vb. içeceklerin tümü. İçinde her çeşit suni şeker katkısı  (mısır şurubu vb.) olan şekerler, şekerli yiyecekler, içecekler! Süpermarkette alışveriş yaparken satın aldığınız gıdaların paketlerinde karınca duası büyüklüğünde yazılmış İçindekiler kısmını okumanın zamanıdır!

2. Karbonhidratlı besinlerin tam gıda olup olmadıkları. Ne kadar çok suni işlemden geçerse besin değerleri o denli azalıyor.

3. Tuz, şeker, un adı verilen üç beyaz besin suni olarak beyaz renkteler, kimyasal işlemlerden geçirildiklerinden dolayı bembeyazlar.

Bu üç konuya dikkat edip araştırmaya başlayınca karşıma sürekli ŞEKER ve GLİSEMİK ENDEKS ile ilgili yazılar çıktı. Çeşitli besinlerdeki karbonhidrat yapılanmalarının kan şekeri üzerine olan farklı etkileri yapılan son araştırmalarda hergün biraz daha netleşiyor. Çok kısaca şunu diyebilirim: Besinler ne kadar az kimyasal işlemden geçerse, taze  ve organik olursa vücut için o kadar iyi. Ayurvedik tıbba göre çeşitli vücut tipleri olduğundan burada şunu yiyin, bunu yemeyin gibi bir telkinde bulunmanın anlamsızlığı da apaçık ortada.

Benim yöntemimin başarılı olmasındaki anahtarlardan ilki yukardaki üç maddede yazdıklarıma dikkat etmek, doğal, organik ve sebze-meyve ağırlıklı beslenmeye geçmek, kırmızı eti çok çok azaltmak (tümüyle bırakıp bırakamayacağımız konusunda hala emin olamadım, B12 vitamini konusu oldukça karışık bir konu), süt ürünleri ve peynir gibi gıdaları son derece az hatta hiç tüketmemek, suni şekeri hayatımdan tümüyle çıkarmak, besinlerdeki, meyvelerdeki doğal şekerden faydalanmak için kaliteli doğal bal ve pekmez, kurutulmuş organik meyvelerden daha fazla yemek gibi…

Yöntemimin diğer anahtarı ise yoga… Herkes soruyor yoga kilo verdiriyor mu diye? Kendi adıma konuşayım, evet. Aslında yoga yaparken insan kilosuna, görüntüsüne başlangıçta benim de tıpkı bu yazının başında bahsettiğim fotoğrafta takıldığım gibi takılıyor. Sonra dikkatiniz çok daha başka yönlere çekiliyor, vücudunuzu olduğu haliyle kabullenip onun içinde yoga sayesinde daha rahat hareket etmeye başladıkça yaşam tarzınız da etkileniyor. Bedeninizin tüketmek istediği yiyecekler de değişmeye başlıyor. En az 2 aylık ciddi ve disiplinli bir yoga uygulamasının üzerine eski alışkanlıklarınıza dönmek isteyip de adana kebap, koca bir çanak dolusu soslu makarna vb. yediğinizde vücut isyan ediyor! Deneyin görün! Hazımsızlık, ağırlık duygusu, beyne adeta ilaç almışçasına şok etkisi yapan kan şekeri fırlamasıyla beraber uyuşukluk ve erkenden uyku bastırması, konsantrasyon sorunları…

Canlı yiyecekler tüketmekle ölü yiyecekler, hatta daha da ötesi, zehirli gıdalar (suni katkılar vb.) tüketmek arasındaki farkı eğer dinlemesini bilirseniz bedeniniz size apaçık bir biçimde söyleyebilir!

Tabii özgür seçimler dünyasındayız. Keyif almak iki türlü olabilir… Ya kendinizi zehirleyeceksiniz ve bedeninizi keyif aldığınıza dair kandıracaksınız, yıllar geçtikçe de yerçekimini daha güçlü deneyimleyeceksiniz, ya da giderek hafifleyecek, dinç kalacaksınız. Bu kadar basit! Eninde sonunda nasıl bir yaşam istiyorumu seçmek sonra da onu yaşamak kalıyor geriye.

Yoganın şiddetsizlik (ahimsa) ilkesi kişinin en önce kendisine şiddet uygulamaktan vazgeçmesiyle gerçekleştirilebilir. Merdivenleri çıkarken yığılıyor, nefes almakta zorlanıyor, bedeninizin orasından burasından ağrılar geliyorsa bedeninize iyi bakmıyorsunuz demektir. Bütün bu ve benzeri göstergeleri ile vücudunuz size kendi durumunuz hakkında bilgi vermeye çalışırken onun söylediklerine kulakları tıkamak olsa olsa daha olumsuz gelecek bedensel deneyimlere doğru tam yol almaktan başka bir şey değil! Yoga bedensel ve zihinsel farkındalığımızı geliştirdiği için gündelik hayata olan yansımaları da bir o kadar güçlü! Her yeni yılda o yıl yaşamlarımızda değiştirmek istediklerimizi listeler, sonra da bunların birkaç tanesini gerçekleştireceğimize kendi kendimize söz veririz. En kısa zamanda da bu sözleri tutmaktan vazgeçeriz. Yoga bu konuda da son derece yardımcı olabilecek bir disiplin. Şiddetsizlik ilkesi  (ahimsa) burada da kolayca devreye giriyor. Kendinizi zorlamak da bir tür şiddet.

Öyleyse nasıl?

Yoga zorlamakla zorlamamak arasındaki o ince hassas dengede gezintiye çıkmak adeta. Yaşamlarımızda hangi konuda olursa olsun o dengeleri yakalayabildiğimiz zaman Coca Cola içmekten vazgeçmek, sürekli TV karşısında kötü yağlarla pişirilmiş patates cipslerini tüketmeyi bırakmak, en önemlisi sigara alışkanlığını terketmek mümkün olabiliyor.

Sanırım önce farketmek, sonra anlamak, ardından da özgür irade ile bir karar vermek gerekiyor: Zehirlenecek miyim, zehirlenmeyecek miyim? Kendimle ne yapmak istiyorum?