Abhyasa (Abiyasa) bir eylemi gerçekleştirirken (okumak, yemek yemek, meditasyon yapmak, çalışmak…) şükran duymak, değer bilmek, onurlu davranmak, saygı duymak anlamına geliyor. Bu davranış biçimi ve duyguları gündelik yaşantımızda genelde unutuyoruz. Tersine her ne  yapıyorsak onu onursuzca ve saygı duymadan yapıyoruz. Bu ilkeyi yalnızca çok kısa bir süre için aklımızda tutabiliyor ve uygulayabiliyoruz. Zamanla onur ve saygıyı yine bize uzak kalıyor. Meditasyon yapmak için oturduğumuz ilk gün büyük bir heves ve enerjiyle işe koyuluyoruz. Zamanla bu duygu ”aman yine meditasyon yapmam gerek” haline, yani külfete dönüşüyor. Yoğun geçen  normal bir gün içinde ”yapılması gerekenler” listesine yalnızca hayalkırıklığı yaratan bir madde daha eklemiş oluyoruz. Yogada tek başına, mesela evde çalışırken uygulamalardaki bu saygı ve onur odağını gözden yitirdiğimizde birlikte çalıştığımız grupla, bir öğretmenin liderliğinde bir araya gelerek bakış açımızı tazeliyoruz. Birlikte çalışmanın yarattığı enerji bambaşka! Onur duymak dediğimiz duygu ise yaptıklarımızı, bedenimizi, hissettiklerimizi, kısacası kendi ve başka hayatları onurlandırmak anlamında. Onur içinde bulunulan ana yüzde yüz dikkat etmek ve bu dikkati de bir fiske olsun minnet duygusuyla vermek demek. Bu nedenle onurlu insanlar genellikle naziktirler, çünkü en ufak detaylara büyük bir incelikle dikkat ederler. Kendi bedenine saygı duymak, asanaları (duruşları) bu şekilde çalışmak, asana kendi bedenine her an bilinçli olarak saygı duymaktır. Nefesine saygı duymak, kendi nefesini belirli bir süreyle onurlandırmak Pranayamadır.

Hergün hiç ara vermeden belirli bir süre boyunca saygıyla ve onurla yapılan, tekrarlanan uygulamalar gerçek uygulamalardır (piyano çalmak, meditasyon yapmak, koşmak, resim yapmak, vs.). Ancak bu şekilde herhangi bir uygulama günlük yaşantımızda gerçekten yer tutabilir ve onun etkilerini hissetmeye başlayabiliriz. Yaşamlarımızda her ne öğreniyorsak onu bize öğreten kişiyi, yani ustayı  onurlandırmak, onun öğrettiklerine saygı duymak, öğretiyi, yani aslında öğrencinin kendi kendisini onurlandırması, kendine saygı duyması anlamına geliyor. Herhangi bir müzik aletini çalmak istiyorsak, onu öğrenirken kendi öğrenme sürecimize ve onu öğrendiğimiz kişinin bize aktardığı bilgilere gereken önemi ve saygıyı göstermek gerçek öğrenmeyle sonuçlanır, çünkü hergün prova yapmak, çalışmak gerekir. Aynı örneği bir sporcu için de kullanabiliriz. Sonuç yine aynı olur. Çalışırken, çalıştığımız konuyu ve onu öğreteni sürekli yargılamak öğrenme anındaki dikkatimizi dağıtır, konuya kendimizi veremeyiz. Yaptığımız her ne ise ona özenmemek ve geçiştirmek, kendi yaşamlarımızdaki özensizliğimiz, kendimize olan özensizliğimizle bağdaştırılabilir.

Meditasyon yapmanın, ya da herhangi bir işi yapmaya başlamanın zorluklarından bir tanesi de, o anda o işin başına geçtiğimizde aklımızın beş duyumuzun esiri olmasıdır ki bunun da bir tür zihinsel yorgunluk olduğunu söyleyebiliriz. Şöyle düşünmek yardımcı olabilir: Şimdiye kadar tutkuların peşinden koşup da istediklerimizi gerçekleştirmek bize zihinsel rahatlama ve huzur verdi mi? Verdiyse bile bu ne kadar sürdü? Hemen ardından yeni bir hedefin peşinde koşturmaya başlamıyor muyuz? Bu bir kısırdöngü değil mi? Beş duyuyu söz dinlemeyen atlara benzetirsek eğer, eninde sonunda o atların üzerine oturup, dizginleri ele alıp idare etmeye başlamaktan başka çare yok! Ne var ki beş duyunun körüklediği arzuları da öldürmeye çalışmak bir arzu! Yani bu da bir kısırdöngü. Meditasyonda, ya da gündelik yaşamda herhangi bir eylem, iş yapılırken onun hakkında herhangi bir beklentiye girmek kelimenin tam anlamıyla bir ”engel” oluşturuyor. Mutluluk ve ödül beklentisi içine girip de karşılığını alamayınca üzüntü ve hayalkırıklığı yaşanırken, beklentiye girmeyip serinkanlı davranmak  kişiyi özgür kılıyor. Bu, hiçbir zaman mutlu olmamak anlamına gelmez. Yoga sadece mutlu olmak için dış dünyaya, mesela buzluktaki dondurma kovasına bir kaşıkla saldırmaya gerek olmadığını hatırlatıyor.  Sorunların çözümü bu tür geçiştirmelerde değil. Çok sağlıklı beslenip doktora gidip tahlil sonuçlarında o sağlığı çoğu zaman görememek buna en iyi örnek.  Ya da büyük bir hırsla yoga asanalarını (duruşlar) bedeni zorlayarak, sabırsızlık ve mükemmelliyetçilik baskısıyla yapmanın kendine zarar vermekten başka bir şey olmaması gibi kendi kendimize kurguladığımız beklentilerin gerçek dışı fantazilere dönüştüğü, birer saplantı halini aldığı, kişinin kendine olan samimiyetini yitirdiği durumlardaki mutsuzluğunu örnek verebiliriz. İçten mutluluğun nerden geldiğini anlamak, kavramak şansına erişebilmek, bu duygunun dış etkenlere, insanlara, şartlara bağımlı olmadığının farkına varabilmek için beklentisizliğin alıştırmasını meditasyon sırasında yapabiliriz. Beklentisizlik, yani serinkanlılık beş duyumuzun bize sunduklarını büyük bir özgürlükle yaşama, onları ne fazla büyütme, ne de küçümseme becerisini kazandırır. Böylece daha fazla anda olabilme yetisi kazanıp, yaşamlarımızın her anını kendine ve başkalarına saygı duyarak, onurlandırarak deneyimlemek mümkündür. Korkuyu yenmek ve hayatın içinde dengeyle kendi tahtına kurulmak, yatışmış, serinkanlı bir zihinle çok daha kolay.

Serinkanlılık = Denge

Kendi merkezinde, dengede olan kişi, etrafında olan biten her şeye açıktır, gözlemler ve olan bitene kendini kaptırmadan, iyi veya kötü etkilenmeden, yargılamadan olayların içinden geçip gidebilir. Herhangi bir duygu ya da olayı iyi ya da kötü yönde abarttığımız zaman yaşamın bizlere sunabileceği diğer ihtimallere kendimizi kapatıyoruz. Yoga bir yaşam hüneri. Bedeni, zihni, duyguları, insanlarla sosyalleşmeyi, sevmeyi ve sevilmeyi becerebilmek. Yoga, sevginin nefrete dönüşmeyen, sevgiyi sevgi olarak sürdürebilme hali.