Virabhadrasana II / Savaşçı II Duruşu

Efsaneye göre amansız ve büyük bir insanlık savaşının tam ortasında Arjuna adlı bir savaşçı, korku ve şüphe içinde dona kalır. Arjuna‘nın atlı savaş arabasını sürmekte olan kudretli Krishna savaşçıya yardım ederek onu bu karışıklıktan kurtarır. Arjuna‘ya eylemlerinin kaynağını araştırıp üzerine düşünerek, bu zihinsel gelgitlerden özgür olan kendi merkezini bulmasını öğütler. Yüzyıllar sonra Mahatma Gandhi, bu hikayelerin anlatıldığı Bhagavad Gita adı verilen kitaptaki öğretileri kendi yaşamının ilkeleri olarak benimseyecektir. Gandhi, bu savaş alanını içsel çatışmalara, Arjuna‘yı ise insanın kendi içindeki savaşçıya benzetir. İçimizde yaşattığımız bu savaşçı, bütün hayaller ve yanılsamaların ötesindeki temel gerçekliği görüp kavrayabilen, cesur ve hedefine odaklanabilen öz benliğimizdir. Bu özün keşfi bizi varoluşumuzun sarsılmaz merkezinde adeta tahta çıkarır, kendi kendimizin efendisi oluruz. Bu da ancak fiziksel, duygusal, zihinsel ve ruhsal dengenin sağlandığı kesişim alanının keşfedilmesiyle gerçekleşebilir. Bu yetilerin dengelenmesi sayesinde oluşan açık ve özgür varoluşsal alanda geçirilen her an, her saniye, çekirdeğinde bilgelikle eylemde bulunma ihtimalini de barındırır.

Virabhadrasana II (Savaşçı II Duruşu) pozunda o sarsılmaz ve bütünlük içindeki yaşamsal enerjinin dengeli olarak merkezden, yani kendi varlığınızın çekirdeğinden yayılan enerjisini keşfetmek için Samasthiti (Sütun Duruşu) ile işe başlayın (Iyengar bu duruşa Tadasana (Dağ Duruşu) diyor). Böylece bedeninizin merkezine odaklanabilirsiniz. Zihniniz Samasthiti (Sütun Duruşu) / Tadasana (Dağ Duruşu) pozunda iyice konsantrasyonunu arttırdığında yavaşça Virabhadrasana II (Savaşçı II Duruşu) pozuna geçebilirsiniz. İşte tam bu noktada içinizdeki savaşçının disiplini ve eğitimi başlıyor, çünkü dış dünyaya ait dikkati dağıtan her şeyden uzaklaşıyor ve bütün dikkatinizi kendi merkezinize odaklıyorsunuz. Bacağınıza, kolunuza bir sinek konsa dahi kıpırdamamak da buna dahil! Böylesine yoğun bir içe dönme hali bedensel ağırlık ayaklar, bacaklar, kollar ve eller arasında dengeli olarak dağıtıldığında mümkün. Bitmedi! Bundan sonra üst gövdenin duruşuna dikkat etmek gerekiyor. Üst gövdeniz öne doğru mu yatıyor, yoksa geriye mi? Tam olarak sırtınız dimdik duruşun ergonomisini hissedebiliyor musunuz? Üst gövdenin dikey merkezini bulmak için omurganızın yere doğru adeta bir sopaymışçasına dimdik uzandığını hayal edebilirsiniz. Yine bitmedi! Bu adımları tamamladıktan sonra alt karın bölgesini hafifçe yukarıya, omurgaya doğru çekmekle üst gövdenin, özellikle göğüs bölgesinin dışa dönük ve açık olmasını sağlayabilirsiniz. Kaburgaların kalçaların üstünde hizalanması da önemli. Eğer üst gövde (harekete sağ bacak önde başladıysanız) sol bacağınıza doğru dönüyorsa sağ kalça ve bacağınızı biraz kendinize doğru çekerek üst gövdenizin doğru hizalanmasını kontrol edebilirsiniz. Duruşta tam bir denge ve rahatlık sağlayınca tüm bedeni gerginliklere ve dengesizliklere karşı tarayıp gerekli ufak tefek düzeltmeleri yaptıktan sonra, duruşu bedenin diğer tarafına (harekete sağ bacakla başladıysanız şimdi sol taraf için de tekrarlamalısınız) da uygulayın. Bu arada  tıpkı bir savaş alanındaymışçasına duruşun içindeyken bedeninizin kuzey, güney, batı ve doğu yönlerini algılayın. Öne doğru uzattığınız kolunuzun üzerinden elinizin orta parmağının üstünden bakışınızı ileriye doğru dikin. Böylece adeta hedefine nişan alan bir okçu gibi iç dengenizi neredeyse hiç çaba sarfetmeden bulun ve koruyun.

Krishna, kafası karışmış olan Arjuna‘ya tam olarak şöyle demiş: ”Her kim ki eylemsizlikteki eylemi ve eylemdeki eylemsizliği görebilirse, o bütün canlılar içinde en bilge olandır.”

Tıpkı Arjuna‘nın kulağına bu sözleri fısıldayan Krishna gibi, eğer dinlemeyi bilirseniz, sizin iç savaşçınız da kulağınıza cesaretinizi toplayıp korkularınızla nasıl yüzleşebileceğiniz, bir başkasının eylemlerine mermahetle yaklaşabilme ve gerektiğinde güven duyup kendini teslim etme üzerine faydalı ipuçları fısıldayabilir…

31.03.2011

Bhagavad Gita, Mahabbaratta adlı Hint destanının bir bölümünü oluşturur.

Krishna, Hint efsanelerinde genellikle flüt çalan bir sığır çobanı, ya da felsefi öğütler veren genç bir prens olarak geçer.

Yazarın Notu: Bu yazıda alıntılanan hikayeye ve adı geçen efsane karakterlerine (Krishna, Arjuna vb.) kesinlikle dini bir bakış açısıyla yaklaşılmamakta, hikayenin daha çok kişisel gelişim ve farkındalığa yönelik yönü vurgulanmaktadır. Bu yazıların yazarı yogayı bir din olarak görmemekte, bir kişisel gelişim aracı olarak nitelendirmektedir.