Simon Evans – Living on ”Island Time”

Hani bazen ne yaparsan yap aniden bastırıverir, bir bakmışsın yakalanıvermişsin bile! Düpe düz yalnızsın işte ve için sıkılıyor, daralıyorsun! Sinema, arkadaş, telefon, postalar, internet… yok istemiyorsun. Turluyorsun evin içinde… Huzursuzluğun artıyor, çıkıp bir hava alayım diyorsun. Yürüyüş, doğa derken tekrar döndün eve, hava da kapalı, arada kah yağmur, kah alaycı güneş, ama ısıtmıyor, kaldın mı yine kendinle baş başa?

Kediler bu yüzden mi çok uyur acaba? Hani zahmetsizce uykuda zamanı ileri sarar gibi, gözleri açık beklemektense yemek yemek, oyun zamanı, sahibime sırnaşayım, biraz da pati atayım, hadi ama olsun artık geceyarısı, koşturayım… Andersen masallarında mıydı hani hayatının çıkrığında sarılı ipi sırf sıkılıyor diye çekiştirip zamanı atlayan ve sonra da bir anda hayatı bitti diye üzülen kahraman?

Yalnızlık bastırınca ne yaparız? Ne yapmalı?

Sinema, müzik, istenmeyen sosyalleşme ve olmayan neşe gösterileri, yapmacıklık yerine belki aşağıdakiler?

– Sonuna kadar yalnızlığı hissetmek!

– Yalnızlık hissinin doğal olduğunu ve aslında büyük bir sorun olmadığını farketmek!

– Zihnin ”Bak bu yüzden yalnızsın! Şunu bunu yaptın, hepsi senin suçun!” blöflerini yememek!

– Sonuna kadar yalnızlığı hissetmeye devam etmek ama bu kez artık nedendi, şuydu buydu kısmına da aldırış etmeden, hatta sonra ne olacağına da odaklanmadan! Hisset! Devam et!

– Yükselen duyguların hiçbirine mavi, kırmızı, yanlış, doğru, güzel, çirkin… hiçbir şey yakıştırmamak, bütün sıfatları çöpe atmak! Hiç etiketleme yok, sınıflandırma yok, yargılama yokkk!

– Böylece kendinle duyguların arasındaki uçurumu görmezden gelmek!

İşe yarar mı? Bir dahaki yalnızlık krizimde mutlaka deneyeceğim! Bu seferki sanırım yavaş yavaş geçti gitti…

Ne geçmiş ne gelecek… sadece şimdi……

10.04.2011