Canım istemiyor!      Kendimden nefret ediyorum!     Eğer şöyle ….. olsaydım hayat daha iyi olurdu…

Çaresizim!     Yapamam!    Eğer şöyle …… olsaydı denerdim…

Değmez!    Hiçbir işe yaramayacak!    Eğer o değişirse, ben de değişebilirim…

Beni kimse anlamıyor!    Kim olduğumu bilmiyorum!    Benim suçum değil, onun, şunun, bunun yüzünden…

Kendimi sevmiyorum!    Çok yalnızım!    Gerçeği söyleyemem çünkü…

Sadece uyumak istiyorum!    Benden ümit yok!    Saklanmak, yok olmak istiyorum!

O kadar kızgınım ki!    Kurban benim!    Artık umurumda değil!

Tanıdık geldi mi? Hepimizin aklından zaman zaman bu tür düşünceler geçiyor. Alışkanlıkları değiştirmek, düşünce kalıplarını kırmak zaman alıyor. Yüreklerimizi saran bu zehirden arınmak ve gerçekten kim olduğumuzu keşfetmek için bu duygusal kara deliklerin girdabına kapılmamak, tutku, öfke, yanılsamalar, kıskançlık ve kötülükten uzak durmak için acaba bu dört öneri işe yarar mı? Çok geç olmadan, yani duygusal yaralar, sağlıkta bozulmalar ve işkence eden düşünceleri kontrol altına alabilmek iyi olmaz mıydı? Çünkü bu engeller bizim gerçek özümüzü tanımamıza ve o özü deneyimlediğimiz hayatlar sürdürmemize engel oluyor.

1) Sabotaj göz kırpar! İşaretleri tanı!

Başladığınız işi ortada hiçbir mantıklı neden yokken bırakıyorsak; asla tatmin edilmesi mümkün olmayan hayaller için kıvranıyorsak; tıkanıp kaldıysak ve hiçbir iş çıkaramıyorsak, mantıksız ya da gereksiz bir şeyin gerçekleşmesi için bekleyip duruyorsak; dikkatsiz ve yaptığın işlere inanmıyorsak; çaba gösteremiyor, konsantre olamıyor ve hemen dikkatimiz dağılıyorsa…

2) Sabotaja giden düşünce kalıplarını tanı!

Her ne düşünüyorsak, bizler o düşündüğümüz şeyle, durumla birebir özdeşiz! Bazen kendi iç sesimizi duymak, yani içimizden gelen bilgeliğe kulağımızı vermek zihnimizin içinde başka bir sürü ses yankılanır ve bağrışırken zor olabilir. Zihnin bu vıdı vıdı yapan seslerini seyretmeyi öğrenmek ve o seslerin herhangi bir eyleme, duyguya ya da strese yol açmamasını sağlamak önümüzde sonsuz bir kendi varlığımızı deneyimleme, olduğumuz gibi olma alanı açabilir. Belki de her şey göründüğü kadar kötü değil, hatta belki de idare edilebilir durumda olabilir.

Mesela yeni bir projeye başlamak ya da bir hedef koymakla ilgili düşüncelerimiz nedir? Olumlu ve yüreklendirici mi, yoksa tamamen kendini aşağılayıcı, şüphe içinde ve olumsuz mu? Dahası, özellikle de bizi zorlayan duruşlarda yoga yaparken düşüncelerimiz nedir ve nasıl? Meditasyon sırasında ya da bir aynaya baktığımızda, bir işi tam anlamıyla batırdığımızda, beceremediğimizde, ya da bizi çok zorlayan bir durum veya bir insanla karşı karşıya kaldığımızda iç sesimiz bize neler söylüyor?

3) Beyaz dizi seyreder gibi dramlara takılma, onları besleme!

İstediğimiz her ne ise onda başarılı olmak için kendimizi toplamamız gerekiyor ve dram yaratıp kendimizi kaptırmamalıyız. Karşımıza bir engel çıktığında onunla adeta flört etmek, zorluğun yaratabileceği her türlü duygu iniş çıkışına belli bir mesafeden bakabilmeyi sağlar. Böylece kendimizi, olayları gözlemler ve bunlardan öğrenebiliriz. Her zaman engellerle karşılaşacağız, bunu tahmin etmek çok kolay. Ancak bu engellerle giderek daha iyi başa çıkabilir, böylece incir çekirdeğini doldurmayan sorunları büyütmeyiz. Karşılaştığımız engellerin nedenlerini, onları çok iyi anlamaya çabaladığımızda kendimiz hakkında daha önce bilmediğimiz bir şeyleri de keşfedip öğrenme fırsatı yakalarız. Bir süre sonra ”benim neyim var?” düşünce tarzından, her şeyin ve her sorunun o anda tüm gerçekliği ve ciddiyetiyle yaşamlarımızdaki varlığına rağmen zihinsel barışımızı koruyabilir ve bunu çevremize yansıtabiliriz.

4) Alışkanlıkların zincirini kır!

Yoga öğretmenlerimden birinin sesini duyar gibiyim, ”Hayatta bizim için değeri ve anlamı olan her şey bir parça fedakarlık ve çok çalışmakla bize gelir.” Aslında pekçok farklı biçimde ve açıdan karşılaştığımız engellerle derinden ve özel bir bağımız da var. Bu nedenle engelleri anlayıp onları aşabilmek için çok çaba göstermeli, çalışmalı ve böylece onların üzerine çıkabilmeliyiz. Hepimizin içinde bir kara delik var! Hepimiz korkuyoruz ve bazen kendimize güvenimiz tam olmuyor, ya da bazen utanç hissediyor, çekiniyoruz. Zihinlerimizi ve bedenlerimizi kayıtsız şartsız kabullenme ve kendimizinki dahil yaşamın içerdiği her şey ve her alanda merhamet duymaya yönlendirir, kendimizi yeniden eğitebilirsek, bu, özgürlüğümüze giden yolda önemli bir adımdır.

KARARLILIK, DİSİPLİN ve ÇALIŞMAK. Yorulmaksızın ve tüm içtenliğimizle sürekli odaklanarak çalıştığımızda eninde sonunda içimizdeki ışık parlayacaktır. Çalışırken gün gelir çalışmanın içindeki ”ben” erir kendinden geçer ve geriye yalnızca yapılan işin mükemmeliyeti, yani işin ta kendisi kalır.

Yol, sonsuzluğun mekanı kadar mükemmel ve orada hiçbir şey eksik, hiçbir şey de fazla değil. Gerçekten de olguların asıl doğasını göremememiz, kabullenme ve reddetmeden oluşan kendi seçimlerimizden kaynaklanıyor. Ne dış dünyanın olgularından kaynaklanan karmaşada, ne de iç dünyanın boşluk yaratan duygularında yaşa. Olguların birliğindeki sükunet ol ve tüm yanıltıcı algılar kendiliğinden yok olur.

Hsin Hsin Ming’in ”Zihne İnanadlı eserinden bir alıntı.

11.05.2011