Sinüslerim tıkalı kaç gündür! Ama bugünkü rüzgarla da birleşince en fenası oldu galiba. Yaz geç gelecek anlaşılan ve bir ısınma bir soğuma derken ben de payıma düşeni aldım sanırım. Sinüs ağrısı demek şiddetli, adeta bıçak saplanırcasına acıtan baş, yok daha çok kafatası ağrıları demek! Evet, resmen kafatasım ağrıyor! Kulağımın ağrısı da cabası! Her şeyi deniyorum, Mayo Clinic sayfalarında evde yapılacaklar kısmında ne varsa uyguladım. Biraz da Shiatsu, yoga ve Ayurveda‘dan bildiklerimle çekiyorum işte. Geçecek… Boşuna mı tepesi üstü durmaya çalışmalar, Salamba Sirsasana falan? 😉 Bu işin şarkısı bile var, görünce güldüm, gülünce kulağım ağrıdı, bu defa daha beter güldüm! Hani trajikomik bir yerde! Lunkheads‘in parçasının adı Heartache, Headache, Earache (Kalp Ağrısı, Baş Ağrısı, Kulak Ağrısı)… Üstelik ağrının kendisi kadar şimşek hızında hızlı bir parça 🙂 başladığı gibi bitiveriyor! İnsanın canı yanınca bazen köpek ya da kurt olup uluyası var! Hani Cher ve Nicholas Cage‘in oynadıkları Moonstruck filminde geceleri dolunaya karşı kalbinin tüm yasıyla uluyan karakter gibi, hatırladınız mı? 🙂 İnsan sıcağı hem yapış yapış, hem melodramatik, bazen inanılmaz derecede sıkıcı, çoğunlukla komik aslında. Eminim herkesin böyle anları var. Ben de uslu uslu, kah yüzümü buruşturarak, kah gülerek içinden geçiyorum işte ve arka fonda Lunkheads çığırıyor yine! Kalp Ağrısııııııı, Baş Ağrısıııııııı, Kulak Ağrısııııııııı!

Şikayetçi değilim! Varsın olsun çünkü ataerkil toplumların çocuklarıyız, acılar gömülü kalıyor hep içerde, bütün duygular nasılsa yakışıksız. Ağlayan kadınlar yakışıksız. Muhteşem Yüzyıl dizisinin değerli şehzadesi Mustafa babası Sultan Süleyman‘a soruyor: ”Kadınlar neden hep ağlıyor?” Sultan Süleyman cevap veriyor, ”Onları biz üzüyoruz da ondan.” Ama bu kadın-erkek kamplaşması da fena hani. Sonuçta insanız, Rumi‘nin dediği gibi ”yanlışla doğrunun ötesindeki yerde” buluşamıyoruz nedense. Anı defterleri, günceler ve bloglar var hiç olmazsa. Burada sansür yok! Başkasına göre davranmak, yazmak, düşünmek yok. Tümüyle, güzelliği, çirkinliğiyle kendin olmak var. 🙂 Kendin olma özgürlüğünden daha değerli hiçbir şey yok yaşamda. Kimsenin, eşin, dostun, çoluğun çocuğun, anne babanın sevgisi uğruna bile vazgeçilmeyecek mücevher o. Çünkü insan eninde sonunda yalnızca kendiyle baş başa kalıyor, herkes çekip gidiyor bir yerde. Onun için kendine ihanet etmeyeceksin, varsın beğenmesinler, sevmesinler, bıksınlar, çeksin gitsinler, ya da sen çek git! Farketmez. Kendinle kal, ol, yeter! 🙂

(dinlemek için tıklayın –>) Lunkheads – Heartache, Headache, Earache

Diyeceksiniz ki çık git doktora! Sudafed ya da Aspirin falan al.. Sevgiyle elimi ağrıyan kulağımın altına koyup, sıcak su şişeme sardığım havluyu birazdan iyice gözkapaklarıma kadar indirsem, bedenimi, kalbimi, ruhumu, kulağımı ve başımı kendi haline bıraksam, onları bu ağrıyan hırçın halleriyle sarmalasam olmaz mı? Bana sıcak lazım! İnsan sıcağı da olsa iyi olur ama şu anda teknik olarak mümkün değil. Ne yapalım? Kendi kendimize buğular, yoga duruşları, sıcak su şişeleri ile bir tanesi daha geride kalacak. Ne güzel şey insan olmak, çünkü hızla unutabiliyoruz ve sonra gelsin pırıl pırıl yeni bir gün daha! 🙂 Enfes şey yaşamak!

Not: Bu yazının bilgelikle falan hiçbir alakası yok, sadece insan olma halidir, o da derin denizlerin dibinden kabaran büyük dalgalar gibi kendini kıyıya tüm şiddetiyle vurduktan sonra yine kendi içine çekilecektir. 🙂