B.K.S. Iyengar Bakasana uygularken

Karga deyince şöyle bir duraklarım! Onlar hakkında pek bir şey bilmem. Sağdan soldan duyduğum basit hikayeler var yalnızca. Kinci oldukları söylenir, hiç unutmazlarmış. Anneannem birgün kanadı sakat bir karga yavrusunu eve almış. Bakımla iyileşen karganın keyfine diyecek yokmuş doğrusu. Komşu evlerin bahçelerinden kaplar dolusu dut gelirmiş, kargacık da dut yemeyi severmiş. Derken iyileşmiş, annemler onu salıvermişler. Bir süre eve gelip gitmiş, mutfak camına gelir anneanneme geldiğini belli edermiş. Bizim ailede hikayeler bitmez, karga kendine bir eş bulmuş, bir süre tutmuş onu da getirmiş, ondan sonra artık bir daha görünmez olmuş. Kıssadan hisse? Unutmadıkları gibi sevgi tek gerçek dil? Niye anlatıyorum bunları? Kargalar hakkındaki tek tük bildiklerimi bir dökmek istedim.

İkinci hikaye daha bilindik, ya da daha fazla şahidi mi var acaba? Üniversiteden hocam anlatmıştı, evlerinin arka bahçesinde yavrulayan kargaların yuvasından bir kedi yumurta çalıyor. Ertesi yıl kedinin yavruları oluyor, kargalar arka bahçede tozu dumana katıyorlar ve kedinin yavrularından bir tanesi canından oluyor! Evet, kinciler, unutmuyorlar!

Başka bir tanesine de kendim şahit oldum. Gerçi tam karga sayılmaz ama aynı aileden saksağanların yine bahçeli bir evin sarman kedisine neler yaptıklarını gördüm, ağzım açık kaldı! Anlaşılan aralarında önceye dayanan bir çekişme, anlaşmazlık var. Sarmanın pozisyon şöyle: Tamamen pestili çıkmış, hayvan artık üç boyutlu değil, iki boyuta inecek kadar dümdüz çimenlerin içine yapışmış, her tarafı kasılmış, kulakları bile iyice kafasına geriye doğru yapışık, sinmiş ve tek adım dahi atamıyor çünkü saksağanların biri üstten sert bir pike yapıp sarmana doğru tehditkar bir dalışa geçiyor, kah diğeri! Zavallı sarman sinirden titriyor! Hem kuşlar onun için av, ama bir yandan da korkuyor, besbelli! İnatçı, sistematik, birbirleriyle yardımlaşan, gerekirse bir çete gibi davranan, çok akıllı kuşlar bunlar! Simsiyahlar, doğrusu biraz ürkütücüler.. The Crow (Karga) filmini hatırlatmama gerek yok sanırım?!

Kızılderililerde totem hayvanları var, bunlar sembolik ve kökü şaman geleneğine dayanan, fiziksel, ruhsal ve zihinsel dünyalarımızda kendimizi ifade etmenin ve farkındalığın önemli birer aracı. Hayvan dünyasında bütün hayvanların onları eşsiz kılan birer özelliği var ve bizlerin de bu sembollerden öğreneceklerimiz… Öyleyse bu kadim insanların mitlerinde, hikayelerinde anlatılagelen karganın anlamı, önemi nedir? Kargalar leş yer! Aslında böylece onlar ekosistemin vazgeçilmez dönüştürücü rolüne soyunmuş iri kuşlardır. Siyah mavi pırıl pırıl yanan koyu tüyleriyle gerçekten gözalıcılar. Pekçok Kızılderili kabilesinde onlar sır tutucular ve gizemciliğin (tasavvuf) hocası olan varlıklar. Leş yiyici olmaları onları ölüm ve dolayısıyla karanlık, yani bilinçaltıyla bağlantılı kılar. Karga olmak demek bir yerde kendi kalbinin ve başkalarının da yüreklerinin taa içine, en derinine bakabilmek, onların duyguları ve deneyimleriyle bir olmak demek. Leş yiyen bir kargayı getirin gözünüzün önüne, başka bir canlıdan bir parçayı alıyor içine ve onu bünyesinde dönüştürüyor! Evren içimizde ve her ne yaşarsak yaşayalım o deneyimi dönüştürmek de yüreğin aynasında görünenlerle mümkün. İşin mecazı ölünün etinden koparıp onu devşirerek yaşam zincirine geri kazandırmak?.. Gizemli evrenin bir parçası olduğumuzu böylece hatırlıyoruz. Karga olmak ciddi iş kısacası! 😉 Yogada karga duruşuna Kakasana deniyor. Sizi taşıyacak güçlü kollara ihtiyacınız var. Kollar karganın bacakları haline geliyor.. Duruşu deneyimlerken Manipura çakraya, yani göbek deliği çakrasına odaklanmak ise işin başka bir boyutu. Yoga dünyasında karganın duruşu hakkında ufak bir anlaşmazlık var sanki…yok en güzeli çeşitlilik demek belki de! Kimisine göre, mesela Yoga Journal, bu duruşun adı Bakasana, kimisine göre ise Baka Dhyanasana (Düşünceli Turna Duruşu), yine diğer bir yorum Kakasana… Dahası, örneğin Iyengar, Bakasana‘yı su üzerinde duran bir turna kuşu şeklinde İngilizce’ye çevirirken kimilerine göre Bakasana karga duruşu. Kuşların dünyasına hoşgeldiniz! 😉 Tabii kargalar siyah, sesleri de pek cıvıltılı değil ama 😉 bence burada esas gözden kaçan bu sesli rengarenk cıvıltılı dünyanın temsilcilerinin iki minik, bazen upuzun bacak üstünde küçüktü büyüktü demeden gövdelerini zarafetle taşıyor olmaları! Zor iş! Biliyorum, denedim! Ama azimle devam, sevmeye başladım hatta.. Ama sanki karganınki daha mı ağır mesai? Turna en azından suyun yüzeyinde, yerçekiminden bahsediyorum! 😉 Çoluk çocuk kaç kere havuzda ya da denizde nefes tutup amuda kalkmadık ki? Suda kolay, peki ya karada? 😉 Kısacası kuşlarla flört halindeyim sanırım..

Salamba Sirsasana

Sonra bugün ikinci kez Salamba Sirsasana denedim. Hoooop zıpladık, başka duruştayız! Şekil olarak karganın başı öne doğru, gövde de duruş sırasında iki kol üzerinde ya, ben kafa faktörünü tamamen unuttum ve Salamba Sirsasana öğretmeye çalışan sevgili hocama bu Bakasana mıydı dedim bilmiş bilmiş?! 🙂 Tabii kafama takıldı dersten sonra… Öğrenmek böyle zevkli işte! Şimdi aslında palyaçoları da pek sevmem ben! Korkmuyorum onlardan ancak bana bu pandomim ve maske meselesi oldukça ürkütücü geliyor. Bir de makyajla iyice belirginleştirilmiş kocaman gülüyor mu ağlıyor mu belli olmayan tuhaf, ucuna eğreti bir gülümseme ilişmiş titrek ifade yok mu dudaklarında?! Düpe düz kızıyorum galiba! Elimdekinin, önümdekinin, sağım solum tüm sobelerimin billur gibi olmasını sevenlerdenim! Evet… peşinatçı! Hatta Alman! İngilizler’in öyle tatlı bir tabiri var. Düzeni, disiplini, planlamayı abartınca I am German (Almanım) derler… Evet evet, aman yarınları da kilit altına alalım, kasalara kilitleyip, sandıklara katlayıp koyalım, zarar görmesin! 😉 Palyaço deyince, bir de kralın soytarısı meselesi var… Derin mevzu! Sarayda, yani piramit tipi otorite anıtında deli gözüyle bakılan en özgür köleler onlar! Çünkü her daim deli, ya da farklı olmak ”zorundalar”! Normalleştikleri anda soytarılık kadrosundan şutlanacaklar, ya da kelle gidecek! Onlar çok özeller… En son BBC’nin The Virgin Queen mini dizisinde I. Elizabeth‘in sarayında iki tane vardı, tüm koridorları, katları taklalar atarak arşınlıyor, kraliçeye haber uçurup duruyorlardı! Acaba koşmaktan daha mı hızlı diye düşündürdü beni hep! 😉 Ya da dünyayı bir düz bir ters görebilme ve onun içinde devingen kalabilme yetisine esprili bir gönderme miydi bu taklalar serisi bilemiyorum… Palyaçolar bana göre sanki biraz soytarıların avamlaşmış hali…ya da kalbi kırık versiyonu gibi! Hüzünlü ve sessiz… Hani taklalar? Doğu saraylarının da vazgeçilmezidir soytarılar.. Wang-ui namja (The King and the Clown / Kral ve Soytarısı) bu açıdan son derece ilginç filmdir, Chosun (Çosun) Hanedanlığını eleştiren, tiye alan bir gösteri sergileyen soytarıların başı ciddi şekilde belaya girer! Karagöz ve Hacivat’a kadar işi vardırmayacağım, hayır. Ama görüyorsunuz değil mi, nerelere kadar gidebiliyor? Peki yogada neden palyaço var? Ya da var mı? Aslında Salamba Sirsasana Baş Üstü Destekli Duruş anlamına geliyor. Palyaço nereden çıktı? 😉 Çoğu baş aşağı, baş üstü duruşlarda olduğu gibi Salamba Sirsasana da ister adı palyaço olsun, ister soytarı kavramına gönderme yapsın, olaylara, etrafımıza, kendimize değişik bir içgörü ile, bambaşka bir gözlükle bakabilmemize aracılık eden duruşlardan bir tanesi. Üstelik fotoğraftaki haliyle henüz mini-mouse 😉 yani yeterince güçlenmemiş üst arka kol kaslarını geliştirip güçlendirmesi bakımından da ideal.

Kim korkar başüstü duruşlardan? 🙂

UYARI !!! Kalp rahatsızlığı, yüksek tansiyon sorunu olan, iskelet ve kas sisteminde bel fıtığı, disk kayması vb. ciddi rahatsızlıkları olan veya bunları geçirmiş olan kişiler kesinlikle uygulamamalıdırlar !!! Tüm yoga duruşları yogaya yeni başlarken mutlaka konusunda profesyonel ve geçerliliği olan sertifikalı yoga eğitmenleri eşliğinde uygulanmalıdır !!!