Bandha Yoga - Scientific Keys - Chapter 1 - Iliopsoas

Geçenlerde bir arkadaşımın Amerika’dan getirdiği Shiva Rea videolarının birisiyle çalışmaya karar verdim. Güzel güzel ısındıktan sonra başladık çalışmaya. Bu arada video Shiva Rea’nın Yoga Journal Konferanslar dizisinde çalıştırdığı son derece akıcı, elementlerin herbirindeki akışkanlığa odaklanan güzel bir ders.. Fakat tam yarı yolda ne oldu dersiniz? Bana ağır geldi! Neden? Hani güçleniyordum, her şey toz pembe ve hızla sürekli gelişerek daha iyiye ilerliyordu? Sizi bilemem ama ben bayılıyorum böyle sürprizlere! 🙂 Her seferinde ruhum, bedenim, zihnimle ilgili yeni yönlerimi keşfetmek benim için çok eğlenceli. Durdum, videoyu durdurdum, çünkü iliopsoas adı verilen kalçanın her iki tarafında ön iç kısımda bulunan kaslarımın zorlandığını farkettim. Benim için uyguladığım yoga geliştirici, keyif verici bir faaliyet olmaktan çıktı o anda. Psoaslarım katıydı, kendi içine kapanık, sert ve huysuzdular. Bunları hissettim. Bu kas grubunun başlıca görevi kalçayı dengede tutmak, sağlıklı bir duruş sağlamak ve üst gövde ile alt gövdeyi dengeli bir biçimde sürekli iletişim halinde tutmak, dolayısıyla dengeli bütünsel hareketlere aracılık etmek. Ben onların bir tür kemer olduğunu hissediyorum bazen. Çok gevşeklerse sırtın alt kısmının yuvarlaklaşmasına, çok sıkı iseler kalça içindeki diğer organlara aşırı baskıya neden olurlar. Bazen alt bel, alt sırt ya da kalça ağrılarının da sorumlusu olan psoas kasları karın kaslarıyla da ilintili olduklarından mekik çekme hareketleri uygulandığında tam anlamıyla kaş yaparken göz çıkarmaya neden olabiliyor! Gevşeteceğim, uzatacağım derken daha da çok kasılmalarına yol açmak işten bile değil! Benim için şu aralar en hoşlanmadığım bir iki yoga asanası (duruşu) var ki bucak bucak kaçıyorum! 😉 Zaten ne zaman hocamla bu duruşları çalışsak uflayıp pufluyorum. Mutsuzum, dengemi bulamıyorum, psoaslarım da isyan ediyorlar. Bir türlü çabasızlıktan kaynaklanan çabayı bulamıyorum. Hangileri mi? İşte şunlar: Utthita Trikonasana, Utthita Parsvakonasana, Parsvottanasana, Parivritta Trikonasana, Parivritta Parsvakonasana, Prasarita Padottanasana, Supta Padangusthasana. Bütün bu duruşların yanısıra, her ne kadar doğrudan psoas kaslarıyla ilgili olmasa da, zihnimin, daha çok bedenimin ”ne yapalım, hadi uyguluyorsun sesimi çıkarmıyorum” tarzı gönülsüzlükle katlandığı Baddha Konasana var. Peki neden Janu Sirsasana, Parivrtta Janu Sirsasana, Paschimottanasana ya da Navasana, Ubhaya Padangushtasana, Parighasana ile aram iyi ancak diğerleriyle bu denli kötü? Kurmasana‘nın yanına bile yaklaşmıyorum, daha bir kere bile denemedim?!

Psoas duygularımızla, iç halimizle o kadar derinden bir ilişki içinde ki ona sadece kas diyemiyorum! O adeta duygu dünyamızda olan biten her şeyi içine alıp sünger gibi emiyor! Günlük hayatta hissedilen korkular, endişeler bu kas kemerine yapışıp kalıyor! Bu kasları kronik biçimde devamlı kasmak sürekli olarak varoluşsal, yaşamsal bir tehditle karşı karşıya olunduğuna dair derin kaygılara işaret ediyor. Tehlike karşısında ya savaş ya da kaç refleksi bu kaslarda meydana geliyor. Bu aşırı refleksif çalışma hali de sürekli olarak adrenalin salgılanmasına, vücudun bağışıklık sisteminin etkilenmesine kadar varıyor. Stres altındaki vücudun yorulması bir yerden sonra kaçınılmaz. Ya çocuk gibi küçülüp büzüşerek cenin pozisyonuna sığınacaksınız, ya da güçlü sırt ve arka bacak kasları, kuvvetli bir gövde ile duruşunuzu sağlamlaştıracaksınız. Her ikisi de yorucu! Psoasa çok büyük dikkat, özen ve sabırla yaklaşmak gerekli. Öyle birdenbire kendini bırakıp açılacak gibi değil. Bu kapıyı açmak istiyorsak anahtarımız farkındalık! Ancak kapının arkasındaki karanlıkta ne var, neler gizleniyor, kim bilir?! Hazır olun! Pandoranın kutusu açılıyor, ama unutmayalım ki kutudan en son çıkan daima ümittir! 😉

İster sırt, ya da bel ağrısı, ister şiddetli endişe hali, ya da dizleri zorlamak, yorgunluktan şikayet ediyor olalım, kasılmış, aşırı çalışan psoaslar da bu şikayetlerimizi arttıran faktörlerden biri olabilir. Psoası keşfetmek son derece şaşırtıcı! Yıllardır yoga yapıyor olabilirsiniz ve birgün aniden farkedersiniz ki aslında iskeletinizin sizi taşıyacağı yerde siz psoaslarınıza fazla mesayi yaptırmakla meşgulsünüz. Bütün duruşlarınız onları kasmak ve aşırı kontrol etmeye bel bağlamış, bedensel ağırlığınızı iskeletinize güvenerek yaymıyor, onları da serbest bırakmıyorsunuz. Yoga dersine esnemek, rahatlamak için gidiyor, ancak psoasların kontrolünü asla elden bırakmıyorsunuz! Sizce bu ne anlama geliyor olabilir? 😉 Ben de zaman zaman kimi duruşlarda aynısını yaptığımı farkedince bu keşif çok hoşuma gitti!

Zamanla ve farkındalıkla bu serbest bırakış bizlerin varoluşsal tutumumuzda, bedenimizin merkezinde büyük bir rahatlama hissine, kendiyle ve evrenle barışık olma haline kadar varabilir. Psoasları belki de en iyi T.S. Eliot‘un dizeleriyle tanımlayabiliriz, ”dönüp duran dünyanın dingin noktası.”

Peki, psoaslar ve korkular nasıl serbest bırakılır? Psoas kaslarımızı nasıl uyandırırız? Bir dahaki yazıya… Önce keşfedip deneyimleyecek, sonra elimden geldiğince yazıya dökmeye çalışacağım. Shiva Rea ile bir şeyler keşfetmemek mümkün mü diyerek bitiriyorum! Namaste! 🙂