Geçtiğimiz hafasonu arkadaşlarla oturuyoruz. Yer sofrasında… Hadi farklı olsun dedik. Hani bizler de yogayla uğraştığımızdan düzenli olarak yerde oturma faaliyeti içindeyiz, alışığız. Peki ya diğerleri? Bazılarımız kıvrandı resmen! Ertesi gün başka bir arkadaşım uğradı, çok ileri seviyede olmayan ancak ona ciddi sıkıntı veren fıtığından bahsetti. Şimdi fizik tedaviye başladı, bakalım arkası nasıl gelecek… Dün yine başka arkadaşlarımla karşılaştığımda onlar da bel ya da sırt ağrısından şikayet ettiler. Benim zaten derdim malum, bundan on yıl önce geçirdiğim tifo sakroilyak eklemimde iltihaplanmaya ve hafif bir dejenerasyona neden olmuştu. Ara ara burdayım der zaten, hatırlatır kendini. Geçtiğimiz günlerde yazdığım ”psoas” kasıyla ilgili yazıda da söylediğimin üzerine ayrıca şunları da ekliyorum: Pectineus, Tensor Fascia Lata ve Gluteus Medius kaslarımı da KULLANMIYORUM! Evet, doğru okudunuz! Bu rahatsızlığımdan beri onların kullanımını, yani esnemesini, hareketliliğini yavaş yavaş yıllar içinde kısıtlamışım! Çünkü korkmuşum! Ya yeniden canım yanarsa? Yeniden o felaket ağrıyı hissedersem? Tekrar dayanabilir miyim?

Hepimizin benzer korkuları var. Yıllar önce tüplü dalışa başlarken de benzer bir kaygıyı hissettiğimi hatırlıyorum. Acaba boğulur muyum? Ya da aşağıda derinlerde bir aksilik çıkarsa ne yaparım? Panik, rahatsızlık, endişe… Geleceği kilit altına alma, belki kalıba sokma arzusu… Yaşam bu peşinatçı yaklaşımlarla pek güzel dalgasını geçer biliyorsunuz! Hepimizin farketmeden çocukluğumuzdan bu yana ailelerimiz ve yakın çevremizde soluduğumuz tedirgin ve korunaklı görünen aslında kısıtlayıcı havanın ciğerlerimizi istila ettiğini düşünüyorum. Bir nevi sigara tiryakiliği! Düşersin, zıplama, atlama, koşma, terlersin, dur sırtına havlu koyalım! HAYIR! Afacan, zıpır ve yaylı, düz duvara çıkan bir çocukluktan daha şen ne olabilir! Tabii ben de yapmadım değil, her fırsatını bulduğumda zıpladım da, düz duvara da çıktım! Ama sanki daha fazlasını da yapabilirmişim gibi geliyor şimdi?! 😉 Büyüyen ama ruhu çocuk kalanlar keşif duygusuyla için için kaynadıkları için artık evin duvarları yerine ya Ağrı’ya, Ala Dağlar’a, yetenekliler ve zoru sevenler Everest’e, bazılarımız da mavi derinliklere kah balık kah başka merakların peşinde dalıyoruz, vadilerde trekking yapmaya gidiyoruz, kimimiz uzun ve sakin yürüyüşleri seviyoruz. DOĞANIN İÇİNDE VE ONUNLA BİRLİKTE HAREKET ETMEK BİZE İYİ GELİYOR! Bunu hatırlıyoruz bir yerlerden? Değil mi? 😉 Şehir hayatından hiç dem vurmayacağım, malum…

Evde yavru bir kedim var, henüz 2 aylık. İyice rahatladı, eve alıştı. Onun günlük döngüsünü yakından izliyorum keyifle. O kadar tatlı bir ritmi var ki… Aralıklarla bol yemek, bol su içmek, mutlaka günde iki kez kaka yapmak, çılgınlar gibi oyun oynamak ve oyunda tüm yaratıcılığını konuşturmak, olmayacak şeylerle muhteşem eğlenceler yaşamak, yorgun düşmek, horul horul uyumak, esnemek, gerinmek, sevmek, sevilmek, şarkı söylemek ve bol bol mırıldanmak, dokunmak, dokunulmak…

Yavru bir kedinin hayatını okudunuz yukarıda. Siz bunların hangisini yapıyor, ne kadar yapıyor, hiç yapmıyorsunuz? Benim kedim yemek yemeyi abartmıyor, oyunu, uykuyu, tuvaleti, suyu, sevgiyi, hiçbirini ABARTMIYOR! Hepsini mutlaka yapıyor. Bence hepimiz en çok hareketsizlikten, çok yemek yemekten ve hiç şarkı söylememekten muzdaribiz! 🙂 Ne dersiniz?

Oturamıyoruz, ayakta duramıyor sonra da ağrılardan dem vuruyoruz! Kendi ailemin üyeleri dahil, arkadaşlarım da öyle, herkesin diline bir spor yapmak lazım, sağlıklı beslenmek lazım lafı dolanmış durumda! Benim tansiyon yavaş yavaş tırmanışlarda, defalarca özendirmek, zorlamadan sohbet aralarında kendi kişisel deneyimlerimden de çıkardığım dersler doğrultusunda çevremle özellikle şu bilgiyi paylaşıyorum: Yaşam süresi olarak beklentimiz arttı, yani daha uzun yaşıyoruz artık (eğer Somali’de değilsek!), dolayısıyla yaş dilimlerine yönelik tanımlamalar da değişiyor. Daha dinamik ve bakımlı olduğumuz ileri yaşlar bekliyor bizi. Peki hayatımızın ilk yarısında sıfır hareket, bedene ve ruha sıfır bakımla sonra nasıl güzel, eğlenceli bir ikinci yarı bekleyebiliyoruz? Kondüsyonsuz dökülen bir futbol takımının bastırıp maçı ikinci yarıda almasını beklemek gibi naif bir beklenti bu! Daha çok bir hayal ve temelinde belki de bolca yüzleşilmemiş korku var!

Şahsen ben size kararımı açıklayayım! Dünyanın en esnek kalça bölgesi kaslarına sahip olamayabilirim, ya da kim bilir, hocalarımın yönlendirmesiyle düzenli, çok dikkatli ve azar azar disiplinle çalıştıkça gündelik serilerimin içine bu duruşları yerleştirmekten kaçmadıkça, bir daha yürüyememek, çok şiddetli ağrı çekmek, başkasına muhtaç olmak gibi korkularımı karşıma alıp onların gözünün içine baktıkça biliyorum ki pekçok şey değişecek… Çünkü ben bu travmaların hepsini bire bir yaşadım geçmişte! Tekrar etmesi içinse bir sebep yok! Ama işte korkular en derinlere nüfuz ediyor, saldıracak anı kolluyorlar sanki! Tıpkı yıllar önce balıklarla dost olmayı başardığım, suya kendimi bırakabildiğim gibi… harekete, yaşama, onun bütünlüğüne de sonsuz saygıyla kendimi bırakabilmek… EVET! 🙂

Oturamayan, ayakta duramayan bütün güzel insanlara duyurulur!

DOKTOR KONTROLLERİNİZİ İHMAL ETMEYİN!

PROFESYONEL EĞİTMENLER EŞLİĞİNDE KENDİNİZE BİR AKTİVİTE, SPOR, HAREKET SEÇİN!

Bence yoga veya pilates ama herkesin ihtiyaçları, bedeni, istekleri farklı, yeter ki artık bir yerinden başlayın, ertelemeyin!

BEDENİNİZİ DİNLEYİN! TANIYIN!

HAREKET EDİN!

SAĞLIKLI BESLENİN! HEMEN! ŞİMDİ! UYGULAMAYA BAŞLAYIN!

YAŞAMINIZIN PEŞİNDEN DEĞİL, ONUNLA BİRLİKTE KOŞUN!

DANS EDİN!

ARADA ŞARKI SÖYLEMEYİ DE İHMAL ETMEYİN, BIRAKIN KOMŞULAR NEFRET ETSİN! 😉