Bütün bir hafta boyunca karşılaşır karşılaşmaz beni çarpan cümleler, müzikler, renkler… Buyurun, buradan başlayın okumaya!

1. PJ Harvey & John Parish ikilisinin A Woman A Man Walked By albümünden Black Hearted Love ve Sixteen, Fifteen, Fourteen adlı parçalar..

Black Hearted Love‘da PJ Harvey’nin sesi muhteşem! Bunun da ötesinde şarkı sözü yazarlığını bu albümde gerçekten konuşturuyor! Kısa, öz sözlerle karanlık ve aydınlığı çok geniş bir renk paletinde yakalıyor, kah uluyor, kah ruhunun derinliklerinden güçlü kadın kırılganlığını çığırıyor.. Duyguları ifade etmekten çekinmeyen, onları karşısına alıp seyreden cesur bir şarkıcıdan bahsediyoruz..

Sixteen, Fifteen, Fourteen çığlık çığlığa! İnsan acıyı ya da sıradanlığı kutlar mı? Sınırda gezinirken düşme korkusuyla heyecana yapışır, adrenalinli bekleyişlerde çığlık atar mı? Hele de her çığlık bilgece atılıyorsa? İnsan beklerken bilir mi? Öyleyse artık bekler mi? Yoksa olacak olanın sezgisiyle mi çığırır? Yine de PJ Harvey kesinlikle otobiyografik şarkı sözleri yazmadığının altını çiziyor! Burada eşsiz olan sanatçının insan ruhunun bütün tonlarını yakalayıp müziğine yansıtabilmesi.

PJ Harvey’nin az bilinen ancak onu çok etkilemiş koyu Yahudi bir geçmişi var, o kadar ki bir ara İsrail’deki Kurtuluş Ordusunda kadın asker olarak dahi görev yapmış. Çocukluğunu ve gençliğini damgalayan bu kültüre başkaldırması kaçınılmaz olmuş bir yerde… Son albümü Let’s Shake England tam anlamıyla savaş karşıtlığını yansıtan, doğup büyüdüğü ülke İngiltere’nin Afganistan’dan Çanakkale’ye tarih boyunca savaşlara girip çıkışını anlatıyor..

Abbey Road programında (2009) PJ Harvey ve John Parish’in yorumları çok güzel..

Black Hearted Love –> http://www.youtube.com/watch?v=mywUCXw6T6s

Sixteen, Fifteen, Fourteen –> http://www.youtube.com/watch?v=wrcslxHopto

2. ”Adı konan her şey var olur.” The Princess of Montpensier (2010) adlı 2010 Cannes Film festivalinden Palm D’Or ödülüyle dönmüş filmden..

IMDB linki için tıklayın –> http://www.imdb.com/title/tt1599975/

Yönetmen Bertrand Tavernier, 16. yüzyıl Fransası’nda geçen bu sürükleyici dönem filminde Katolik / Protestan ikiliğinden oluşan fonda son derece akıcı bir üslupla zeki ve eğitimli, özgür ruhlu bir kadının hikayesini anlatıyor…

3. Jean Rhys – Wide Sargasso Sea / Engin Sargasso Denizi

İngiliz klasiklerinden Charlotte Brontë‘nin Jane Eyre romanını bilir misiniz? Romanda tavan arasına kapatılmış deli bir kadın vardır, Bertha Mason… Yüz yıl sonra Dominik asıllı kadın yazar Jean Rhys, Charlotte Brontë‘nin işte bu kadın karakterini ele alıp bir roman yazar. Tavan arasındaki deli kadın Bertha‘ya ne olmuştur? Gerçekten deli midir? Kendisi de tıpkı Brontë‘nin karakteri Bertha gibi Kreol olan Jean Rhys bu hikayeye fena halde içerlediğinden tavan arasına mahkum bu kadına romanında konuşma şansı verir, hikayesini anlattırır. Deliliğin arkasında yatan toplumsal sorunlar nelerdir? Romanın ilerleyen bölümlerinde Bertha‘nın kocası Rochester‘ın ağzından ataerkil düzenin kurbanı bu genç çiftin üzerindeki baskıyı okumaya başlarız. Kurguyu daha iyi anlayabilmek için önce Brontë‘nin Jane Eyre romanını okumak lazım. Kitap okumaya vaktim yok diyenler için film uyarlamaları da var (2011 yapımı, IMDB linki için tıklayın –> http://www.imdb.com/title/tt1229822/). Şanslısınız, Jean Rhys‘ın romanı da filme çekildi, müzikleri de ada atmosferini çok güzel yansıtıyor üstelik (2006 yapımı, IMDB linki için tıklayın –> http://www.imdb.com/title/tt0828462/). Jean Rhys‘ın romanında Bertha‘nın rengarenk, kokulara, duyulara ve yumuşaklığa bürünmüş zengin Kreol ada kültürüyle insanı adeta nefes alamayacak denli çelikten bir korse gibi sıkıp boğan ataerkil İngiliz kültürünün karşılaştırmasını okurken insanın adeta kanı çekiliyor! Birbiriyle taban tabana zıt bu iki yaşam tarzının uzlaşmaya varamaması, birbirinden öğrenerek zenginleşememesi son derece hüzünlü… Kendi başlarına uç noktaları temsil eden bu iki kültürün kadına ve erkeğe birey olarak yüklediği sosyolojik anlam yürek burkuyor. Toplumda kendini ifade eden ve en az erkek kadar bireysel haklarına sahip çıkan kadınları tavan arasına kilitleme motifini 19. yüzyıl İngiliz klasiklerinde sıklıkla görürüz.

Romanı okuduğumda ve sonra filmi de izlediğimde aklıma ilk gelen cümle ”Hüzünlü kadın, deli kadın” oldu…