Yalnızca matın üzerinde yapılan yoga, yoga değil… Gündelik hayatla bir bütün o! Niyamalar, yamalar, incecik bir ipin üzerinde yürümek demek yaşamak ve o ipin üzerinde dengede kalmak! Sağa sola yalpalamadan ipte kalabilmek, dengenin kendisinden gelen güçle hareket etmek… yani dışardan gelen her etkiye ani tepkilerle karşılık vermemek…

Bugün benim için olağanüstü zordu!

Çünkü yıllar önce kliniklerinin birinde acılar çeke çeke yattığım bir devlet hastanesinin polikliniğinden yeni işe giriş için sağlık kurulu raporu almam gerekiyordu.

Sabah erkenden gittim. İstemeye istemeye. Hatta iki gün önce gitmem gerekiyordu, gidemedim. Yani ayaklarım o denli geri geri gidiyor. Her seferinde saygısızlıkları, o serviste yatarken doktorların hastaları unutup kendi iç çekişmelerine kendilerini kaptırıp iyice işi abartıp hangi bölüm diğerinden teşhis konusunda daha haklı diye didiştikleri günleri hatırladım durdum! Bu benim kalça, sakroilyak eklemimdeki sıkıntım da böyle patlak vermişti. Tifo geçirdim, eklem iltihaplanması gibi bir yan etkisi oldu, sakroilyak eklemim kalçanın içinde iltihaplandı ve bırakın ağrılarımı dindirmeyi bu hastane günlerce hastalığıma teşhis koyamadı! Bir Cumartesi günü ON SEKİZ TÜP kan aldılar benden, ama laboratuvar haftasonları tam teşekküllü çalışmıyordu, ağızlarından kaçırdılar bir de, kanları çöpe atmışlar! Ben kan bankasıyım, yanan bir kan bankası! 40 küsur derece ateşle artık tifonun dönülmez akşamın ufkundayız dönemine girmeme az kalmış! Bakteriler kanımda top oynuyorlar, nerdeyse NBA falan lig düzenleyecekler, laboratuvar kültürü üretemiyor! Taburcu edecekler, dahiliye şefi yüzüme gülerek ”hehhhh heeeehhhhh, ama siz artık bir nevi sakatsınız, böyle de kalacaksınız!” diyor! Komik, çünkü sakat ben nasıl yoga yapıyorum görse şaşkınlıktan kendisi de hemen bir Sirsasana (başüstü duruş) çeker! 😉

Eminim herkesin başından geçmiş böyle beter doktor hikayeleri vardır!

Benim tüylerim diken diken oluyor hastane deyince!

Bugün işte bütün bu anılar geri geldi! Beynimin taşına hakedilmiş duygular bunlar, bir türlü hazmedip unutamıyorum! Yapabilir miyim, hiç bilmiyorum!

Ve koca bir sarmala dönüşüyor böylece çünkü bu duyguların temelinde çok ama çok büyük bir ÖFKE yatıyor!

Ö . F . K . E .

Bugün klinikte onca sakat, yaralı, aciz, hasta, yaşlı, çoluk çocuk derman bulmaya gelmiş insanlara doktorların, hemşirelerin, görevlilerin nasıl hönkürdüklerini gördükçe içimde bir kazan kaynamaya başladı! Yavaş yavaş ateşim çıktı! Her an çıldırabilirim!

En nihayetinde birisi pimi çekti ve içimdeki bomba infilak etti!

Genel Cerrahi’de bir hemşire gözümün içine baka baka yalan söyledi!

İçimdeki öfke canavarı dedi ki: ”Yalan söylüyor! Bunca insanı enayi yerine koyuyor! Tekerlekli iskemledeki şu önümdeki insanın burada saatlerce beklemesine ne gerek var?! 13:30 mesai başlangıcı! Saat olmuş 13:45, derken 13:50… Bizim zamanımız sonsuz mu? Neden tıkır tıkır yürümüyor işler? Neden? Neden özel hastanelerde kimse böyle hastalara çemkirmiyor ama devlete gelince insanlar birbirlerine pislik muamelesi yapıyorlar? Kapitalizmden nefret mi ediyorsunuz? Sorumlusu siz kendinizsiniz!”

…ve daha neler neler söyledi içimin canavarı… coştukça coştu!

Sonra da çıldırdı!

Çaldım kapıyı, hızlıca! Ben görevimin başındayım, genel cerrahımız ameliyatta diye ahlak dersi vermeye çalışan o hemşirenin gözlerinin en derinine dikti gözlerini ve içimin canavarı dedi ki: ”Yalan söylüyorsunuz! İçerden kilitlediniz kapıyı ve bizi bekletiyorsunuz! Açıp bir açıklama yapabilirsiniz! Gözlerimin içine dahi bakamıyorsunuz!”

Sonra cerrahın kendisi geldi!

İşbankası kuyruğundayken sesimizin çıkmadığını söyledi bize!

Üstelik ameliyat bu işten daha önemliymiş.

Doğru, elbette ameliyat daha önemli.

Benim sorunum doktorla değil.

Ama doktor da madem gelemiyor, sistem düzgün tasarlanır, onun yerine bir başkası 13:30’da gelir işinin başına.

Bu insanların birbirine olan saygısı üzerine temellenen AŞMIŞ toplumlarda böyledir.

Bahaneler uydurmayız birbirimize!

Saygı ayrıca verilen sözü tutmaktır.

13:30 verilen SÖZdür!

Sözü tutamayacaksanız neden veriyorsunuz? Bu işlerin düzenini, tüm sistemi yaratan bizleriz, sonra şikayet edenler de bizleriz! Gel de çık işin içinden!

Bir şey demedim doktora. Problemim sizinle değil dedim sadece. Hemşirenin de yalan söylediğini tekrarladım.

Doktor söylenmeye devam etti.

Sustum.

Diyeceğimi demiştim.

Ne farkeder?

Sonra imzamı alıp da çıkınca Genel Cerrahiden şunu düşündüm?

Acaba nasıl bir karma yarattım şimdi?

İnanın bilmiyorum. Belki iyi, belki kötü, belki hiç!

Ama şunu gördüm bugün.. Önümde tekerlekli iskemlede bekleyen adam ve karısı dediler ki bizi karıştırma, ne olur! Halbuki muayene odasının kapısına asılıp söylenmeye başlayanlar onlar değil miydiler? Kilitli olduğunu farkedip… Tavır değiştirdiler iki dakikada… Aman sus, sorun çıkarma!

Benim ÖFKEM, CANAVARIM, dinlemedi!

Sorun çıkardı!

İnanın bilmiyorum… ne yaptım?!

Bildiğim tek bir şey var: Kimse saygısızlığı haketmez!

Ve tüm içtenliğimle yazıyorum buraya, kendimi herkesten üstün görüp de millete ahlak dersi vermeye çalıştığımdan değil, galiba bu kadar kötü muameleye, yaşlılara bağıran çağıran görevlilere inanılmaz içerlediğim için olsa gerek…

Dolayısıyla Ahimsa, Satya, vd… ne oldu bugün? Daha bir sakin kafayla oturup düşünmek gerek. Haksızlıkların karşısında sinip pusup oturacak mıyız? Sizce Ahimsa ve Satya böyle bir senaryoda nedir?

Üstelik Mevlana ”başkalarının kusurlarını örtmede gece gibi ol” derken başkalarına, topluma zarar verme meselesini nasıl dengeliyordu dersiniz? Çünkü ben kişinin kusurunu yüzüne de vurdum! İyi olmadı galiba?!

Yolu, yordamı varsa, bilenler yazsın lütfen talasanayoga@gmail.com adresime… Fikirlerinizi okumak sevindirir beni…

Gerekirse gider özür de dilerim.

Bir şey çok kesin: Yalan söylendi! Yutmadım!

Ben bugün sıfır noktasına geri döndüm ve ciddi ciddi ÖFKELENDİM!

Belki bağırmadım çağırmadım, ama ATEŞ saçtım!

EJDERİMİ itfaiye bile söndüremezdi, öyle diyeyim size! :-/

Böyle mi yaşamak istiyoruz? İnşa ettiğimiz, etmekte olduğumuz toplumlar böyle mi olsun? Birisi bağırsın, diğeri yalan söylesin?

Küçük bir olay gibi görünüyor, ama biliyorsunuz, bu kanser gibi bir şey, yayılır. Toplumun her kademesinde, her olayda, büyük küçük, yalan, dolan… sonra toparlayamayız… gibi geliyor…..

Üstelik diğer servisler de çok yoğundu! Neden Nöroloji, KBB, Dahiliye, Göz vs.. onca hastaya rağmen tıkır tıkır işliyordu da niye bir tek orası aksamıştı? 😉

………..