Evet! Doğru okudunuz!

Yoga matımızın üzerinde nasılsak gündelik hayatta da aynen öyleyiz! 🙂

Pazar günü ilk defa Pilates denedim. Tahmin edin? Evet, ben ondan da hep kaçtım!

Neden?

Çünkü zor, işte yetersizim, güçsüzüm, şuyum, buyum! Ama en çok neyim biliyor musunuz?

SABIRSIZ!

Bir şeye kafayı takıp hedefe kilitlenmek ve sebat etmekte de üstüme yoktur, ama bazı şeylere gelince o kadar sabırsızım ki etrafımı çıldırtabilirim! Çabuk olsun, hemen olsun, ŞİMDİ! Neden olmuyor, hadi ama! Hadi!!!

Geçen gün doktor kuyruğunda devlet hastanesinde infilak ettiğim şekilde çok infilak etmişimdir! Banka kuyrukları, nüfus vd. devlet daireleri… hele bir de haksızlık yapılıyorsa?! Hoooop sıranın en arkasında olması gereken en öndeyse?! Süpermarketlerde kasa kuyruklarında elinde bir iki şeyle bekleyenlere o kadar gaddar davranmıyorum, hatta çoğunlukla beklemesinler diye sıramı veririm, ama bu kuyruk, hak, hukukla alıp veremediğim bir derdim var benim? KARMA? Kim bilir? Belki… 😉

Kuantum fiziği yavaş yavaş binlerce yıllık doğu öğretilerinin başka dilde anlattıklarına paralel kavramlar örgülüyor, son günlerde gazetelerde de sıkça haberlerini okuyoruz zaten. Kısacası, rahat bırak, uğraşma, yönetme, akışta ol, endişelenme, manipulasyon sıfırda yaşa… O zaman her şey, bütün işler tıkırında… :)))

Yani ESNEKLİK lazım!

Son birkaç derstir Ayfer hocam kalça, kasık ve kiriş kaslarımı açmaya yönelik çalıştırıyor beni. Sordu ders bitiminde Pazar günü, nasıldı, beğendin mi Pilatesi? Cevap verdim, dimdirek: nefret ettim! Gülümseyerek söyledim bunu! Yani aynı zamanda bu bayıldım da demek! :))) Anladı! Kısacası dermanımı bulmuştum ve dermanımdan nefret ediyorum şu anda… Çünkü bütün eski kaskatı alışkanlıklarımı da kırıp bırakmam anlamına geliyor. 🙂 Yani kırılınca seveceğim tam anlamıyla! Ne komik değil mi? Benim bütün nefret ettiğim hareketler sonradan bayıldığım duruşlara dönüşürler! 😉 Rahmetli babaannemin lafı kulaklarımda çınlıyor, çocukken önüme konan yemeğe mırın kırın edince ”ağzını sürersen yersin” derdi. Ne doğru laf ama! Her işte öyle değil mi, yeter ki bir başlayalım, biraz cesaret, sonrası… olsa olsa macera! 🙂

Daha çok esneklik de hayatta daha çok hoşgörü, rahatlık demek aynı zamanda. Dolayısıyla herhalde daha da az öfke… Bob Cooley‘nin The Genius of Flexibility: The Smart Way to Stretch and Strenghten Your Body (Simon & Schuster, New York, 2005) kitabına geri dönüyorum şimdi.. Cooley çok büyük bir travma atlatarak esneklik, esneme, beden travmaları, ruhsal travmalar üzerine eğilmiş ünlü bir isim. Daha fazla fikir edinmek isterseniz kitabı Google Books’ta bu linkte inceleyebilirsiniz… –> http://books.google.com/books?id=4ApHidQhZcgC&lpg=PP1&dq=THe%20Genius%20of%20flexibility&pg=PP1#v=onepage&q&f=false

Geçmişle vedalaşıyorum. Ya siz? 🙂