Umberto Eco’nun ünlü romanını bilirsiniz, Gülün Adı… Kitapta Aristo’nun X. kitabına bir gönderme vardır, rivayete göre onuncu kitap ”gülmek” hakkında ve kayıptır! Gülmek tehlikelidir. Gerektiğinde otoriteyi sarsar, başkaldırır, isyandır, sessiz ve usuldan ti’ye alır, sinir eder ciddi olmak isteyenlerin altından oturdukları koltukları birer birer çeker alır. Tarihe bakın, gülmek yasaktır, sarayda güldün, kellen gitti, kiminle alay ediyorsun sen?

Çeşit çeşit gülmek var ama… Çok ama çok sinir bozucu bir ortam, elini bacağını nereye koyduğunu bilemiyor insan, ne yapar, güler, gülümser! Kristal bardaklar aynı anda şangır şangır kırılıyormuşçasına buz gibi havayı cam cam keser, dökülür, saçılır, biçimsizdir atılan her kahkaha!

Ayrıca kamuflaj gülümsemeler vardır. Bak gülümsüyorum sana, bak ne kadar naziğim, bak ne kadar kibarım, kafamda bin bir tane tilki dolaşıyor aslında, senin ne dediğini dinlemiyorum bile, kafayı bir şeye takmışım, hedefe kilitlenmiş güdümlü füzeyim, çok sinirliyim, uuuffff allahım, gülümsüyorum, biraz olsun gerginliğim dudaklarımın derisini geriyor böylece, rahatlar gibi oluyorum. Öfkeli gülümsemeye ramak kalmış, her an kaşımı çatabilirim, aslında kaşımı çatıp güler gülümserim, yüzümün üstü başka söyler, altı başka telden çalar! Melek yüzlü şeytanın tekiyim, bir omzumda beyaz, bir omzumda siyah, ruhum kavga eder kendiyle kapışırken, içimdeki şeytanı küstüren meleğim yüzüme kocaman bir gülümsemeyi yayar…

İçindeki uçurumlara ipli köprüler at, ruhunun iki yakası bir araya gelsin, öyle gel, gülümsemen birleştirsin, içinin ışığı yansın gözlerinde, kaçamağa gelmez hayat!

Evet, bu yazının kesinlikle dolunayla ilgisi var! 😉

Cem Özkan – Melek Yüzlü Şeytan