Gecenin bu saatinde cidden el, ayak ve kan dolaşımından bahsetmeyeceğim, ciddiye almayın! Benim kastım başka.. Bugün güzel mi güzel bir kızarkadaşım bana inanılmaz bir şey söyledi. Tarifsiz, hoş, çok güzel bir cümleydi!

”Davetkar enerji, ama o kadar ince ve zarif ki…”

Öyle galiba!

Son zamanlarda kendi yaşamımla alabildiğine flört halindeyim. Nasıl tatlı bir duygu, anlatılmaz. Sanırım çocukluğumdan beri hasretini çektiğim o eksik taş, ya da yap bozun eksik parçası da geldi, tamamlandım gibi bir şey. Üstelik bu kadar tatlı olmasının nedeni başka?!

Tek çocuk olanlarınız bilir, bir garip hissederiz biz kendimizi. Hani böyle yetim, öksüz gibi, şımarık ve boynu bükük, çabuk kırılan, alıngan, mesafeli ruhlarız, dışardan hep yanlış anlaşılırız. Sanırlar ki kibirliyiz. Oysa bizde yürek biraz fazla mangaldır, duvardan duvara halı hesabı, gelen yayılır, geçen serilir, eee haliyle arada can sıkıntısı olur, arıza çıkar kırk yılın başında bir. İçimiz dışımız da bir, gözümüzün ucundan anlaşılır kalbimizden ne geçtiği, zihin sürekli tatildir.

Anlatamayız biz kendimizi. Tek çocuk kibir mibir, bencillik bilmez aslında, vermenin ve almanın ayarını bir türlü tutturamaz, hani tenceredeki yemeği yakma hali bir yerde… Sınırlarını koyamaz, yaşam sınırlara, bahçe çitlerine, oda duvarlarına çarpar durur çünkü, akışkandır, önüne baraj dikmenin alemi mi var, aksın geçsin gitsin çağıldasın işte, yok illa ki bir çerçevesi olacak hayatın, kimilerine göre..

Sonra yalnızlığın tadını biliriz biz, acısını, tatlısını, isyankarını, yaslısını, gülmekten öldüresiye hallerini… Çok küçükken tanışırız sessizlikle, kimseyi içine almayan en yaban ve yaman olanından..

Olsa olsa bazen gönül azar, arsız olur, ister.. ister ki hep kalsın, öyle gül gülistan, tek olsun, hayat izin vermez bir yerden sonra, salıverir azar azar kendini..

Sessizliği, debisini yitirdiği anları vardır, hiç akmayacakmış gibi de gelir arada… en nihayetinde su yolunu bulur.

Benim kalbim pır pır bu aralar. Yarın da dolunay… sanki sihirli bir enerji dolaşıyor etrafta.

Yaşam büyülü bir şey, en çok da yarını hem bilip hem bilmediğimizden.

Kapıları, pencereleri açtım, buyur dedim, yaşamım bana misafirliğe gelmiş, baş tacı ettim! Misafir ağırlarken elim ayağım da birbirine dolaştı, kan dolaşımı arttı, nabız yükseklerde.. 😉

Not: İçimden böyle geldi. Siz anladınız onu, aslında hepsi yoga! 😉