Hızlıydı! Gözlerimin önünden, kulaklarımdan içeri ordan beynimin kablolarını dolaştı rengarenk ve çıktı gitti bir haftasonu daha, lezzeti, sesi, tınısı, adı kaldı. Ben ne zaman İstanbul kaçamağı yapsam böyle dolup taşıyorum! 😉 Ama bu sefer Ankara + İstanbul tümden kaçamak ışık hızında oldu! 😉

İşte geriye kalanlardan bir şeyler..

1. Ankara’da Park Caddesi’ndeki Kıtır’da bira ve dostlarla sohbet, kahkaha..

2. Bir yoga randevusu.. 😉 evet, çok amerikanvari oldu farkındayım ama hakikaten ilk randevu için fena fikir değil, hani eğer onun da ilgisi varsa neden olmasın. Diyeceksiniz ki derse odaklanmak zor gelmiyor mu? Diyeceğim ki ders daha bir derinleşiyor, çünkü duygular var işin içinde, yürek kendi bendini aşmış, hiç böyle hissederken yoga yapmayı denediniz mi? 😉

3. Kısa ama çok derin, olağanüstü uykular.. bulduğum ilk ve her fırsatta, otobüste, uçakta, kulaklarımda ipod, dinlerken mixlerimden birini bir bakmışım ben artık ben değil… adeta savasana daima! 😉

4. Ortaköy’de ıhlamur içmek.. bu arada camiyi de restore ediyorlar, dış cephesini galiba. Sevindim 🙂

5. İstanbul Karaköy’de Namlı Gurmet’de yemek.. fotoğraflık bir şarküteri, zeytinlere, zeytinyağına ve zeytinyağlı yemeklere bayıldım!

6. Nardis’te jazz dinlemek… Önder Focan ve grubu, solist Meltem Ege’ydi. Meltem Ankara’da Ruhi’de de söylüyor bu arada.. Ayrıca Cafe Miz’de de çıkıyor. Eşsiz bir sesi var, çok tavsiye olunur. Tabii Nardis’in atmosferi, Tünel ve Galata dersem iş biter. Tarif edilmez, yaşanır, yürünür, dışarıda arada çıkıldığında soğuğa rağmen tütün tellendirilir. İstanbul böyle bir şey..

7. Yogayla ilgili bir proje geliştirmeye başladım, çok zamanımı alıyor. Farketmişsinizdir, blogda daha seyrek yazmaya başladım ama arayı da çok açmak istemiyorum. Her neyse daha çok yolum var ve seçtiğim tema (şimdi açıklamıyorum) yüzünden etrafa, yaşama bir değişik bakar oldum birkaç haftadır. Evren de sinyalleri, sembolleri, mecazları sakınmıyor, eksik etmiyor doğrusu, sokakta yürümek bile bayağı bir iş haline geldi benim için, habire fotoğraf çek, not defterine not al o an aklına gelen eeeennnn parlak düşünceyi çünkü kuyruklu yıldız gibi benim fikirler, geliyor, geçiyor, akıyor, ondan sonra… dıııııııııııııııııııııııııııııııtttttttt…… !!!!

Heyecan var yani biraz! 😉

8. Elbette müzikler! Yolculuğun en sevdiğim yanıdır. Ipod! İçime çekilirim ve bu ne keyif 🙂

Radiohead… onlara doyamıyorum, Paranoid Android zaten takıntımdır, bir sürü albümlerini dinledim..

Pure Acoustic (2006) albümü… çeşitli sanatçılardan seçkiler, bir harika!

http://www.legalsounds.com/download-mp3/various-artists/pure-acoustic/album_23035

The Boxer RebellionCaught By The Light şu aralar favorilerim arasında.. salonda akşam ışıklar kapalı, müzik setimin devasa boxlarından gecenin içine usul usul sesleniyor.. Son zamanlarda yine rock yine rock, özüme döndüm galiba.. biraz da indie dinliyorum.

– Elbette ki PEYK! Bu sene çıkardıkları İçimdeki İz albümü tam bir İstanbul işi, küfürü de kalayı da basıyor, eğleniyor Peykçiler, sevdim. 🙂

Fever Ray‘in sesiyle bir adet Röyksopp parçası.. What Else Is There?

– Sonra tesadüflerin tesadüf eseri rastladığım, bu Röyksopp / Fever RayWhat Else Is There parçasını inanılmaz bir senfonik punk rock coverı olarak söyleyen Zen Zebra!!! Bu parça sizi zorlayabilir! Uyarmadı demeyin! Müzik setinin sesine dikkat, gece komşular yataklarından zıplarlar, ona göre! 😉

Diyeceksiniz ki yoga bloğuna ne oldu?! Ama arada hayatı da doyasıya bütün renkleriyle yaşayıp içinden süzülüp gelmek gerekiyor! Kutlu ve de hayırlı olsun, ufak bir Zen tipi Dharma durumu var bende, eskiden Ankara’dan tüyer Istanbul haftasonları yapar Pazar tekrar geri dönerdim. Aradaki üvertür hafta içi günleri hep es geçmişimdir. Ama şimdi işler ciddi karıştı çünkü hayat fazla zengin, ne olacak benim bu halim, hani vallahi eşit şimdi benim için, Ankara İstanbul.. dost meclisi böyle olunca.. 😉

Ne yapıyoruz? Akışına bırakıyoruz!