Evet, hayli geriden geliyorum. Öyleyse buyurun..

1. The Mexican

İzlediniz mi? Geçen akşam TV’de yakaladım! Brad Pitttttt… 🙂 Artık nasıl bir kamera tekniği ise, yok yaşlanmıyor, hoş. Zaten Julia Roberts severlerdenim.. çok eğlenceliydi! Tabii ünlü Sopranolar dizisinin Tony Sopranosu’nu canlandıran James Gandolfini yine muhteşemdi!

Hikaye bir adamın ”Meksikalı” tabir edilen antika bir silahı Meksika sınırından geçirmeye çalışırken kızarkadaşının ona mafya işlerini bırakması için baskı yapması etrafında gelişiyor. Filmin ara ara ”Meksikalı” efsanesine geri dönüşü, sepia çekimler, Brad Pitt’in çocuksu saf bakışları ve Julia Roberts’ın kendini güya kaybettiği telefon sahneleri çok eğlenceliydi.

2. Çok gülen çok ağlar… mı?

Osho’nun bir meditasyonu var, 20 dak. gülüyorsun, 20 dak. ağlıyorsun, 20 dak. sessizce bir kartalın dağların zirvelerini yalayarak tepelerde uçması gibi kuşbakışı yalnızca ruhunun topografyasını izliyorsun. Bunu elbette daha uzun sürelerle, sindirerek ve inzivaya çekilip en geçerli, uygun ortamda yapmak daha mantıklı. Hepimiz işte güçte, fazlasıyla gündelik hayatın içinde kişileriz. Bu tür deneyimleri yaşayıp ardından çoluk çocuğa, eşe dosta, iş arkadaşları ve patrona her zamanki gibi davranmak pek de kolay olmayabilir… Yine de not ettim bir kenara. İtalya’da inzivaya çekilip deneyimlemek mümkünmüş…

3. Korku kanalını kapatmak…

Öyle bir kanal var… Endişe ve karın büzüşmesi frekansından yayın yapıyor. Tanıdık geldi mi? Yoga yaparken de kimi asanalardan ürküyoruz. Hepimizin travmaları, hoş olmayan yaşam deneyimleri var, belki bu hayatta karşılaştıklarımız, eğer varsa yeniden doğmak diye bir şey, geçmiş hayatlardan DNA aracılığıyla taşıdıklarımız, biriktirdiklerimiz… hepsi bizimle ve bizim için. İçinde kalmaktan şikayet ettiğimiz, içindeyken titrediğimiz, denemekten kaçtığımız, dener denemez içinden bir an önce sıvıştığımız her asana (yoga duruşu) bu biriktirdiğimiz endişe tortuları ile ilgili. Bir şekil seçiyor kendine vücut, ruh, zihin ve kalp. O şekli ezberliyor sonra ve giderek diğer şekiller imkansızlaşıyor. Yaşam katılaşıp donarken, vücut, ruh, zihin ve kalp de donakalıyor! Sonra o buzları erit eritebilirsen. Arkaya yaslanmak istemiyor, bacağı kaldıracaksın, bir şey tutuyor seni, yapamıyorsun! Tanıdık mı? İşte o zaman karnındaki korku artık bedenleniyor, tüm hücrelerine yayıyor titreşimlerini ve endişe kanalından çoktan yayına geçmiş. Her şeyi, herkesi, her saniyeyi kontrol altına alma hırsı arttıkça artıyor. Şakaya, şansa, beklenmedik olaylara, sürprizlere yer yok! Yaşamın yüzey gerilimi artıyor ve endişe frekansından yapılan çığlık çığlığa korku yayını giderek ağırlaştırıyor

bedeni, ruhu, zihni ve kalbi… Yerçekimi çektikçe çekiyor, sanki yer yarılacak içine girilecek, hafiflik? Hafiflik gençlikte, mazide.. Osho bir diğer meditasyon tekniğinde yüzleş diyor, her ne ise yüzleş, bak gözünün içine, sonra geç git içinden, hisset, sonuna kadar hisset, telaşı, endişeyi, korkuyu, zihnin bütün o felaket mizansenlerini oynasın, sonra seyret, bırak, aksın gitsin, direnme, izle… kontrol etme, yargılama, kenara çekil… Zihin o kadar gaddarlaşabilir ki, keyif veren şeyleri düşündürtür, sonra baktı ki olmuyor, keyif vermeyenleri de düşündürtür! Geç içinden, sebat et, o zaman susar! Sonra korku kanalının düğmesine uzanır ve kapatırsın. Yayın ilelebet sona erer. Çünkü… 🙂