2012 furyası, kehanetler bile işe yaramadıysa o temiz sayfayı açmaya, bilemiyorum?! 😉 Hadi çevir artık, boz ezberi…

Ezberi bozmanın tatlı bir yanı var ki o da kendini yakalamak, tam abes bir şey söyleyecekken, karşındakini incitmek için konuşacakken, ağzın açılmış, lafın dilinin üstünde yarım dönmüş ses olup dışarı fışkıracakken, birden, öyle aniden, duruvermek, kalakalmak! Şaşırmak! O şaşkınlıklar arttıkça tertemiz bir A4 sayfası olma ihtimali de artıyor. Üstü karalanmış bir kağıdın neresine ne çizebilir, yazabilirsin? Önce boşalt, temizle, sil, bırak, gitsin… yer aç kendine kendi yaşamında, ferahla, ondan sonra büyük bir konsantrasyon ve disiplinle yeniden başla. Bu defa senin istediklerin olsun, ama gerçekten senin özünden gelen istekler, öyle onun bunun dedikleri, sana empoze ettikleriyle değil, sen, kendin o yaşam resmini çizecek, boyayacaksın! Ürkmeden, cesurca, olduğun gibi olarak…

Ve gel yoga matının başına… zor gelse de, sen yine de gel, uğra arada.. Matın da temiz bir sayfa gibi uzanıyor önünde.. başlasın bedeninin, ruhunun, zihninin müziği, kah kalbini dinle, kah varoluşunun merkezinden, derinliklerinden gelen öğretiyi… gözlemle… dinle… ve bunun için sessiz ol… sadece sessiz.

Önce Ahimsa‘dan başla… şiddetsizlik… yoga matında kendine şiddet uygulayıp da hırsının ve egonun kurbanı olma. Kendini sevmek ve anlamak için gel yogaya, onaylamak ve onaylatmak için değil. Varlığının müziğini duyabilmen için olağanüstü dinginleşmen gerek, bu gürültüde boğulmuş bir ses o, kolay kolay kulaklarına gelmeyecek…

Her asana o temiz sayfada sevginin tezahürü olsun, kendine bedensel, ruhsal ya da zihinsel olarak eziyet ettiğin bir şey değil. Akışı yakalamak için nefes ve beden tek olur, yoga, olur… kendiliğinden… eğer yer açarsan, kenara kayıp elinle yanındaki boş yeri işaret edip davet edersen, dostun olur… hırsına ve ihtirasına yenilirsen düşmanın!

2012’de her yoga yaptığında matının başına geldiğinde hatırla: Ahimsa!