”Meditasyon, tek başınalık halidir. Kendini soyutlamadan kesinlikle farklıdır. ‘Ben’in, ‘ego’nun, ‘kendi’ olma halinin tek amacı konsantrasyon, çeşitli meditasyon teknikleri ve gündelik faaliyetlerle kendini soyutlamadır. Ancak tek başına olma hali elini eteğini dünyadan çekmek demek değildir. Aslında insanın dünyası sokulgandır; etkileşim, düşünce teması ve gelenekselliğin ağırlığı ile karşılıklı edilen bir danstır. Düşünce hali ile kendi haline yanmak arasında geçen eğlenceli vakittir. Bu da ister istemez yalnızlığa ve mutsuzluk getiren bir tür kendini soyutlamaya dönüşür.

Tek başınalık hali ancak toplum baskısından uzakta ve ondan etkilenmeyen bir zihinle mümkün, yani içsel olarak sosyal düzenden bir özgürleşme varsa. Bu özgürlük hali erdemlilik halidir ve erdem daima tek başınadır; toplumsal ahlak, karışıklığın bir uzantısıdır. Meditasyon ise kendine özel birtakım durugörüler ve genişleyen deneyimler elde etmek değil, bu karışıklık halinin ötesine geçmektir.

Sevgi ayırdetmez… O yalnızca güneşin doğuşu gibi kendiliğinden ve yalnızca zihnin faaliyetlerinin ötesindeki özgür bir alandan çıkagelir.

Zaten giderek fiziksel olarak tek başına olmak dahi zorlaşıyor! Genelde insanlar yalnız olmak istemiyor, yalnız olmaktan korkuyorlar; bu yüzden çok meşguller ve uyandıkları andan yatağa yattıkları ana kadar sürekli bir meşguliyet halinde olmak istiyorlar ki uyurken bile kötü rüyaların kurbanı oluyor hepsi!

Aslında kişinin aykırı olması lazım, hiç kimseye ve hiçbir şeye ait olmaması… Toplumsallığa ölmek gerek ki yeni hayat daha sen farketmeden seni bulabilsin! Ve böylece sen yolunda tek başına yürü, toplumun içinde yaşasan bile.”

Krishnamurti