Sağ beden <–> sol beyin, sol beden <–> sağ beyin…

Bunu yazdık bir kenara..

Hani hep duyarız, beynini kapat! Düğmesini bul, çevir, kapat! Bir zaman gelecek, ya da geliyor, yoooo, hiç de kapatmak falan istemiyorsunuz..

Peki baştan alalım. Şu beynini, zihnini kapat meselesi biraz şöyle olabilir… Günde ortalama kaç tane kalıplaşmış olumsuz cümle kuruyorsunuz zihninizde?

Bence aynı şekilde tersi de geçerli olmalı? Hakikaten uçmuş, kaçık, aşırının aşırısı pozitif bir tipseniz artık o da başka bir şeye giriyor… Batıl inançlar olayı… Ama neresi batıl, neresi uçuk, neresi gerçek?

Kendinizden şüphe ettiğiniz zamanlar da gerçek, şüphe etmeyip bütün dağları ben yarattım dediğiniz durumlar da bir o kadar gerçek.

Gerçekliği yaratmanın sorumluluğunun bizlerde olduğunu yeniden yeniden hatırlayıp onu da bir kenara koymak gerek. Yani zihni kapatmak değil esas mesele! Meditasyona oturan çoğumuz için akıp giden düşünceler silsilesinde boğulur gibi olma hissi! Bununla nasıl baş edeceğimizi bilmiyoruz genelde. Üstelik gündelik koşuşturmacaların arasında o kadar ama o kadar ”meşgulüz” ki, zihnin bunca çöp toplayıp biriktirdiğinin farkına da varamıyoruz! Sonra otur meditasyona, haydaaaaaa?!?!?! Ürkütücü! O çöp yığını pis de kokuyor, neresinden başlar insan temizlemeye, eritmeye? Nereye götüreceksin sonra, halı altına süpürrrr misali? Ne yapmalı? İşte o noktaya kapatttt düğmesi takmak gerekiyor. Tepkisiz kalmak, hiçbir şey yapmamak, o çöpün, yığının, aşırı olumlu Pollyanna düşsel gerçeklik olma çabasındaki fantaziler dünyasının da, aşırı derecede olumsuz depresif bittim ben, hayat kahpe hayat, kimse beni sevmez ki söylevlerinin altındaki son derece negatif enerjinin de yalnızca farkında olmak, bunların gözünün içine bakmak… gerisi kendiliğinden… O yüzden kapatma düğmesi var! Yalnız kapatma düğmesini isterseniz tekrar açabilirsiniz de?! Ki açmak da lazım! Dış dünya ile ilgili tüm hareketlerde, alış verişlerde, lazım. İç dünyada ise? Bilemem, kararı sizin. Nerede taht kurup oturmak istediğinize bağlı, ister zihinde, ister kalpte, ister… Kişisine göre değişir.

Bu yazı nasıl toparlanacak bakalım?! 😉 Hadi aksın, o bizi götürsün, biz de takip edelim.

Orta yol konusundan bahsetmek istiyorum. Hatta orta yoldan sapıp sağa sola yalpalama keyfi, zevki, lüksünden de… sonra bu durumun yol açtıklarından da.

Yaşamsal durumları anlatacağımı sanıyorsanız, bilemediniz! 😉 Benim örneğim doğrudan yogadan ve o kadar basit ki! Ama o kadar B.A.S.İ.T.

Şimdi bu yazıyı okuduktan sonra serin yoga matınızı, müzik falan da koymayın, tütsü de yakmayın. Hafif loş bir ortamda matınızın üzerine gelin, Tadasana / Dağ duruşunda (Samasthiti / Sütun duruşu da deniyor) durun. Anlatmayacağım Tadasana’da durmayı… Biliyorsunuz, daha önce değinmiştim. Ya da tekrar bakmak isterseniz Yoga Journal‘ın anlatımını da tavsiye ederim. İyice asananın içine yerleştikten sonra gözlerinizi kapatın. Dışarıyla olan bağlantı kopsun, güzelce içe dönün. Zihnin susması imkansızdır, hemen nefesinize odaklanın.. Derin ve uzun nefes alın, derin ve uzun nefes verin. Zihin sakinleşsin, yatışsın, ondan sonra bakın bakalım, ne yöne çekiliyorsunuz?! Gözlerinizi hiç açmayın.. Tadasana‘da sağa mı, sola mı gidiyor beden? İç enerjiniz nasıl? Bedeninizde herhangi bir ağrı, sızı var mı? Ayaklarınızın altındaki yer, matın dokusu, ayak tabanlarınız, nasıl? Eşit mi yayılıyor ağırlık? Kenara, öne, arkaya daha mı çok basıyorsunuz? Bütün bunları da geçebilir, bir dağ ya da sütun kadar hareketsiz ve statik öylece kalabilirseniz, ya sonra? Başka şeyler de var…

Yoganın amacı fiziksel bedeni eğitip kilo vermek, kas yapmak, esnemek vs. gibi görünüyor kimilerine göre… Bana göre yoga görünenin ötesine geçme farkındalığında milimetrik ilerlemelere aşık olmak demek! Evet, görünenin ötesi var… İçte bir dünya, kainat var! Duruş farkındalığı, hizalanma ve nefesle, yani bedenle ve zihinle savaş bittikten sonra başlayan algılar var… Sağ ve sol bedeni başka başka farketmek bunlardan bir tanesi.

Bu yazının devam etmesi, arkası yarın demesi gerekecek.. Çünkü ben de bu farkındalıkların çok başındayım. Bu aralar, sağ bedenim, ruhum, zihnim vs. bana bir şeyler fısıldamaya başladı ve benim de hücrelerimin dinlemeye, o gelen bilgi fısıltısını duyabilmeye odaklanabilmesi için… Bilmemeye, özgür bırakmaya, geldiği gibi deneyimlemeye ihtiyacım var.

Bir de bu Pazar günü Ankara ne güzel oldu bembeyaz! 🙂 Güzel bir hafta dileğiyle…

Not: Evet evet, Pingala, İda, Sushumna vs… bakalım neler olacak, nefeslere mi sıra geldi ne? 😉