Bu bloğun efendisi benim ama çemberimin değil.

Güzel bir bahar günü… Gökyüzü parlak açık mavi! Güneş! Kumlar beyaz! Taşlar beyaz! Uzanıyor mırıltılı deniz, bıkmadan usanmadan nefes alıyor dalga ardına dalgayı getiriyor, sonra beyaz tüllerini peşinden sürükleyen ağır duvağıyla Afrodit’i doğuracak, gücünü topluyor, derin bir nefes alıyor önce… Sonra, olacak, yaratacak, aşkın kızı ağır ağır tarak istiridyenin içinden deniz köpüğü kumaşı beyaz teniyle, soluksuz, gelecek…

Uzanıyor deniz…

Ak çakıl taşlarından bir çember yapıyorum kumsalda, hepsini tek tek diziyorum.

Sonra yönleri, kuzey, güney, doğu ve batıyı işaretliyorum, taş üstüne taş koyuyorum.

Çin işi şans kurabiyelerinin içinden çıkan fal misali ufak kağıtçıklara kuzey, güney, doğu ve batı hakkında bir şeyler çiziktiriyor, sonra onları tek tek bu iri yön taşlarından oluşma kuleciklerin taşlarının arasına kıstırıyorum, serbest kalan uçları meltemle çırpınıyor, avcumu kapasam yüreği atmaktan vazgeçecek, aşağısı yukarısı, yukarısı aşağısı olacak..

Sonra davet ediyorum.

Çemberime alıyorum.

Afrodit, izliyor.

Beyaz.

Bembeyaz.

Güneş, kar beyazına süt kesiği ak ak ak… akıyor nefesimle birlikte içime… zamanın kokusu iyotlu, gözleri yosun.

Evimde ne varsa yiyip bitiriyor, ortalık tarümar! Dolaplarımın içi boşalmış, çekmecelerim yağmalanmış ve Dali sırıtıyor karşıdan, böyle karıştırırlar içini dışına çıkarırlar diyor.. Sus diyorum, sen ne anlarsın ondan?

Yönlerin yanlış diyor! Kuzeyimi, güneyimi, doğu ve batımı düzeltiyor.

Aksım kayıyor, kutbum şaşıyor, pusulam çaresiz çırpınışlarda…

Afrodit, bakıyor, çipil gözlerini kırpıştırıyor.

Doyuyor böylece.

Açlıktaki doygunluğu tanımıyor.

Oysa o her şeyi biliyor.

Hocaların hocası, doğunun yollarını arşınladığı, kendi gerçeğini aradığı kısa zaman koridorlarından koşarcasına geçiyor.

Yok diyor, yok, güvenme. gelme. kalma. açma. olma. ma…maaaa….maaaaa……..

Akmayan su göl oluyor, deniz, deniz çok uzakta.

Sonra ne pasaport, ne vize, ne çember.

Sınırların kalktığı, onunla bunun, şununla bunun işaret edemediği iklimlerin kaygan orta kuşağında artık rüzgar nereden eserse.. Kalpataruların bahçesinden kovulmak an meselesi, ya da değil. Ya bahçede değilsin aslında, ya da bahçedeyken orada olduğunun farkında değilsin.

Farkına varınca BOŞLUK.

Denizin gelgiti arasındaki nefessizlik anı…

Gel gör ki sen de yoksun.

Afrodit, gözlerini kapıyor, uykulara, hülyalara meyilli.

BOŞLUK.

Olmuyor.

Çember bir kere kırıldı.

Kalp henüz kendi kırmızısına kanmadı.

2010 yılının beyaz sahiline selam olsun.

***********

Kalpatarular hakkında yazdım en son. Siz daha okumadınız. Herkesin çok kızdığı Yoga Akademi’lerin yayını olan dergide yazım yayınlandı, Şubat 2012 Form Santé eki Yoga Academy Journal‘da.. Dilek Ağacı… Yukarıdaki satırları anlamak için Dilek Ağacı‘nı okumak gerekli mi? Belki…