Bir süredir aklıma takılıyor. ‘‘Sen Hatha Yogacısın!’’ , ‘‘Sen Yin Yogacısın!’’ , ‘‘Sen Ashtangacısın!’’

Ne demek bütün bunlar?

Aslında genelde hocalarımın tespiti son derece yerinde. Benim kişiliğime ne tür bir stilin gittiği, kendi doğam konusundaki gözlemleri bence de tam isabet! Öyleyse aklıma takılan ne?

Kişisel olarak gerçekten de Hatha, Yin Yoga ve umarım gelecek zamanlarda en sonunda deneyimleme fırsatı bulacağım Anusara, ya da Restorative Yoga gibi stiller sanırım bana çok uygun. Kalmayı, durmayı, derinleşmeyi, sükuneti ve sabrı, içe dönüşü seviyorum. Gündelik hayatta da sakin ve dingin bir yapım var. İşlerimi zamanında ama acele etmeden bitirmeyi, titizliği, özenmeyi severim. İyi güzel ama sürekli Yin olmanın, aheste ve pasifliğin dengesinin şaştığı zamanların insana ağır bir fatura çıkarttığını biliyor musunuz?

Mesela birkaç yıl önceydi, tezimle boğuşuyorum. Felaket gidiyor. Duruyorum. O kadar ama o kadar pasifim ki çıldıracağım. Böyle zamanlarda bana Yang lazım! O zaman bu kadar bilgili değilim kendim hakkında (hoş şimdi de neyi bilip bilmediğim tartışılır), ben ha babam Hatha çalışıyorum. Hatha bir yere kadar bazen.. Tıkanınca Vinyasa ve Ashtanga, Power Yoga pekala insanı kendine getirebilir, dengeyi geri çağırır ve pasifliği dağıtabilir?! Kendinize şaşırırsınız! Eğer Vinyasa, Jivamukti gibi tarzlar orta – ileri seviye bir yoga uygulayıcısı iken bile size uzak ve ürkütücü geliyorsa bence bu harika bir fırsat! Mutlaka iyi bir stüdyoda derhal gidin deneyimleyin, tarzınızın dışına çıkın! Kendinize çok ama çok şaşıracaksınız! Ön yargıları kırmak kadar zevkli bir şey daha olamazzz! 🙂

Arjuna’nın hikayesini ilk duyduğumda (Virabhadrasana duruşlarının kahramanı) ve nasıl yoga öğrenmeye başladığını okuyup araştırdığımda çok heyecanlanmıştım! Çünkü savaş alanının ortasında, yani bana kaos ve imkansızlıklarla dopdolu kendi yaşamımın savaş meydanında kilitlenmişim gibi gelmişti! Hani Arjuna’nın da hiç kıpırdayamadığı gibi… Karabasan gibi çökeliyor bazen insanın üstüne kendi ağırlığı! O zaman akış lazım! Yani olduğunun tam tersi ve hoooop kum saati gibi tutsun birisi ters yüz ediversin seni, biraz da diğer yöne ak, baş aşağı… ak…ak…akkkkk! 😉


Biliyor musunuz?

Bana tam da böyle oldu aslında! Bir gün yoga eğitmeni, dünya yakışıklısı sevgili arkadaşım M.’nin yardımıyla ilk defa baş üstü bir duruş denedim, Salamba Sirsasana. nasıl heyecanlandım ama?!?! 😉 Tepesi üstü durmakkkk? Nasıl olabilirdi? Beeeennnn? Çocukluğumdan bu yana perende atmayalı kaç sene geçmişti aradan?

Yoga ne büyük özgürlük!

Yoga aynı zamanda büyük sorumluluk almak demek! Nasıl mı?

Baş üstü durduğum günün ilerleyen saatlerinde bir arkadaşımla arabada bir yerlere gidiyoruz. Ben nasıl asabiyim anlatamam! Tutamıyorum kendimi! Frenlerim patlamış ve içimde kısılı kalmış söylemek isteyip de aylardır ağzımı açıp söylemediğim bir konu hakkında dönüp dönüp ama işte şöyle de böyle de şeklinde kızgın bir bozuk plak gibi cızırdıyorum! Şaşırmış olmalı! Ancak diğer taraftan kendi öfkemin halı altına süpürüldüğü yerden hortlamasıyla birlikte çok büyük bir ders almıştım o Cumartesi! Etrafımdaki herkes beni onaylasın, sevsin, aman ne sakin, güzel kız desin diye çenemi tuttuğumu, çenemi hep ama hep, nerdeyse bütün hayatım boyunca (bakınız son 1,5 sene hariç) tuttuğumu fark etmiştim! Süpür, bastır, sonra hortlasın! Ve biliyor musunuz, çıkar o hayaletler dört bir yanınızdan! 😉 Ghost Busters’ı bile çağırmaya takatiniz kalmaz sonra.. 😉 Üstelik ihtiyaç duyduğunuz, dillendirmeyi istediğiniz bir sıkıntıyı, sorunu doğru düzgün dile de getiremezsiniz. Öfkeli, dengesiz diye yaftayı yapıştırırlar sonra size! 😉 … Deli kadın!!! Daha çok öfke, daha çok öfke… Girdap! Dolayısıyla yoga sorumluluktur. Kendi kendinizin sorumluluğunu üstlenirsiniz eninde sonunda. Üstelik olumsuz durumlarda bile karşınızdakine duygu ve düşüncelerinizi anlatmanın, iletmenin son derece ustaca ve sakin, güvenli, şiddetsiz iletişim teknikleri de kullanabileceğiniz yöntemleri var. Zaten kişi kendisi olduğunda durup dururken bir şeylere sinirlenmesi biraz zor. Duyguların böyle açığa çıkması bir fırsat aslında, temizlersiniz eğer izleyici konumunda kalabilirseniz. Yani öfkelenen bana ben karşıdan bakıyorum, izliyorum kendimi. Yüz hatlarımı, öfkeyle kasılan, gerilen bedenimdeki stresin izlerini, izliyorum. Yargılamadan, korkmadan bakıyorum. Farkına varınca hoşuma gitmeyeni değiştirmek çok kolay oluyor. İzleyen özne bensem, değiştiren, değiştirecek olan kim peki? Yine ben. 😉 Bu böyle sonsuza kadar gidebilir. Ta ki artık değiştirilecek hiçbir şey kalmayana kadar. Ben değişince yaşam değişiyor ve onun içindeki her şey! Değiştirilemez, bu böyledir diye kaskatı olmuş HER ŞEY!

Yoga, sorumluluktur. Baş aşağı durdun, heyecanlandın ve duygularının freni patladı diye sağa sola saldırmak değil, farkına varmaktır. Farkındalık deyip duruyoruz ya?

Yoga, hep sorumlu olmaktır, çünkü duruşların anatomik dinamiğini, yönelimini ve kendi bedenini araştırmanın daima ama daima ev ödevi olduğu, ödevlerin hiç bitmediği upuzun bir yoldur. Yargılamadığınız, yarışmadığınız, kendi doğanızı olduğu gibi kabul ettiğiniz zaman öğrenmenin kapısı ardına kadar açılır. Yok yok, burada durayım, çünkü bu yazıda Patanjali the Second olmak istemiyorum! 😉 O yazmış zaten Yoga Sutra’da! 😉

O yüzden bazen, evet, belki bir yoga eğitmeni adayı olarak şu aralar kendi doğamın yumuşak, sakin, dingin lezzetiyle Hatha, Yin veya Restorative gibi tarzlara çok daha yakınım. Kendi doğamdan geleni aktarmak, öğretmeye çalışmak, elbette… Ancak gündelik hayatta özümü, ruh, zihin, beden ve duygu dünyamı beslemek, dengelemek ve zinde tutmak için kendi doğamda patinaj çekmek yerine arada Vinyasa, Ashtanga veya Power Yoga çalışarak ezberi bozmak beni Arjuna ile kader ortaklığına götürebilir mi? 😉 Lütfen fazla ciddiye almayın, benimkisi latife işte! 😉

Not: Fotoğraftaki olayı ilk bilen kişiye ufak bir hediyem olacak! Cevaplarınızı  Talasana: Yoga ile Günlük Keşifler adlı Facebook Grubumun sayfa duvarında paylaşabilirsiniz… Katılmak için istekte bulunun, hemen eklenin… 🙂 http://www.facebook.com/groups/talasana/