İstanbul’u anlatacağım.

Malum, taşınalı tam 10 gün oldu.

Aklıma gelen ilk kelimeler HAYVANAT BAHÇESİ!

Burası hatırladığımdan da hızlı, zaman asla yetmiyor. Zamansızlık çok komik aslında. Yaptıklarımız. Konuştuklarımız. Mesela ben bugün öğle yemeği yemeyi unuttum. Çok saçma. Yemek yemek, uyumak, her şey saçma. Zaman kavramı saçma.

Hayvanat Bahçesi… değil aslında. Hayvanlar alemi o kadar ahenkli ki, bizler onun kıyısından köşesinden geçmiyoruz bence.

Sonra ev tutma telaşı var benim için. Bugün hallettim anlaştım birisiyle, beni komisyon tutarıyla ham yapmak istiyor, bildiğiniz kurtlar sofrası durumu! Evet evi istiyorum. Ama birisine yem olmayı istemiyorum. Hiçbir şey vazgeçilmez değil, olmazsa başka daire! Bağlanmama durumu yani.. 😉

Sonuna kadar yoga!

Dün ilk defa yoga yapmaya gidebildim. Çok mutluyum. Ashtanga I-II seviye sınıfına katıldım.. Hiç de fena değildi. 1 yıl boyunca azimle devam edeceğim. Benim ruhumun ve bu zamansızlığın ortasındaki zaman zaman diye tutturan hatta uluyan azgın kurtlarla dolu İstanbul’da lekesiz, hüsransız ve tam merkezinde kalabilmemin sırrı olarak minare gölgesi, kurbağa bacağı ve Ashtanga atıyorum ruhsal çorbamın içine… 😉 ve biliyor musunuz? İş devrinin ortasındayım, yabancıların ortasındayım, evim yok, kedim de annemlerde kaldı… İçimde korkudan eser yok! Eskiden olsa arkama bakmadan kaçmam lazım, ya da belki yorganların altına sığınırım! Kendimi hayattan saklamak için depresyona falan girerim.

Benim için her şey şimdilik hayvanat bahçesi ve deli bir jungle temposunda olsa bile, tüm ahlak kuralları değişmiş yeni, yepyeni ve acayip bir dünyaya adım atsam da, korku yok. Ben, ilk defa, uzun uzun zamanlardır (bu kelimeye giderek daha çok gülüyorum) fena halde merkezimdeyim! Daha çok Eka Pada Raja Kapotasana! Hanumanasana’ya ramak kalmış da olabilir! Ashtanga ile kökleneceğim, Virabhadrasana I’de arkadaki ayağımın dış kenarı ile öndeki ayağımın başparmağının kökünü daha da çok ve etkin bir şekilde hissettikçe yaşamdaki duruşum dönüşecek! Her şey, ama her şey bir dervişin etrafında savrulup kendi rüzgarına kapılıp baş döndürücü girdabını yaratırken sessiz ve hareketsiz, içimden Tilopa’nın şarkısını tutturmuşum.. sabahları işe gidiyorum ve halimden hiç şikayetçi değilim. 😉

Yaşamak çok güzel! Bir de kedimi özledim! Sevgilimi seviyorum! 🙂

Yakında umarım 15. kattaki yeni evimden komisyoncudan kazık yemeden güncelere devam.

Bu durumda yoga ne zaman yapıyorsun diye sorarsanız eğer, bütün bu hayvanat bahçesi martavalının ortasında ve güya zamansızlıkta neredeyse gün aşırı! YOGA! Senden daha muhteşem bir şey var mı bilmiyoru?! Tilopa diyor ki var… Susuyorum… 🙂