Gurur çok fena bir şey. Gururlu çocuk falan derler hani… Gururundan susuyor… Yalan! Halbuki her gurur yaptığı mesele insanın boğazına balık kılçığı misali takılır. Öyle sessiz sedasız kılçık kılçık kendine batmaktasındır, ümitsiz. Üstelik kime ne senin gurur yapmandan? Paşa mısın, paşa oğlu musun, ne bu ahkam kesmeler, göz kaş işaretler… Yok, öyle gurur yaptığınla kalırsın!

Benim bir derdim var. Gurur yaptım bundan tam 8 ay önce. Öyle bir grand exit projesine bulanmış, Ajda Pekkan çığırıyor arka planda, kapı açıkkkk, dön arkanı ve çıkkkkkk, ayyy böyle miydi sözleri, neyse, işte ben çok kötü fena gururlu davrandım bir konuda. Son bir aydır kıvrım kıvrım kıvranmaktayım. Egom tavan yaptı. Aç konuş, anlat duygularını di mi? IIııııı-ıııııhhhhhhh… ya kötü bir tepkiyle karşılaşırsam? Daha doğrusu, istediğim tepkiyi alamazsam? Düş ve gerçek arası uçurum, kısacası kıvranmaya devam.

Ardından bir de dengesizlik… Sessiz ve sakin kalıp yazı yazmaya olan özlemim, ihtiyacım beni sabaha karşı 2 sularında vampirella yapıyor! Zihinsel tatmin herhalde… ego…… Kendimi tavandan başaşağı asıp kollarımı kavuşturup entel bir hııııııımmmmmm çekip çözümleyebilirmişim gibi geliyor, bazen de gelmiyor. Kısacası ben eskiden böyle kıvranmalarımın sonucunda oturur bir email yazardım, yani bir mektup. Sonrası daima hayalkırıklığı. Yani aslında mektupta yazanlar basbayağı manipulasyon! Karşımdakinin ruhunu taciz edip benim istediğim şekilde davranmasını sağlayacak edebi ustalıkta bir dil kullandığım aciz bir şey.

Ya bu defa? Yapmıyorum. Kışkırtmıyor ve taciz etmiyorum. Bana yapıldığında sinirlenirim. Öyleyse? Hepsi 8 ay öncesinde kaldı. Artık geçmişin bağlarını çözüp balonları gökyüzüne salma zamanı… Geçti gitti……

NOT: Sakın kendisini geçtiğimiz aylarda emniyet güçlerine teslim ettiğim kişi üstüne bir şey alınmasın. Kendisi hakkında bu blogda tek satır yazmıyorum.