Yok, dağdaki bağdakini kovacağı için tepeden inme durumu değil konumuz.

Şimdi nicedir canım hiç yoga ve teknik yazmak istemiyor, malumunuz. Yorgunluk, belki biraz bıkkınlık da var. Daha çok iç dünyamın vadilerinde, dere tepe düz, dağlarında, ovalarında dolaşıyorum bu aralar. Öyle icap ediyor. Ürün olarak da bunlar çıkıyor işte.. İyi kötü çiziktiriyorum. Tamam, özür faslı bittiğine göre… 😉 konuya girebiliriz.

Bu akşam uzun zamandır hiç gülmediğim kadar çok güldüm, sağolsun sevgili hocamla uzun bir telefon sohbetinde sanki ayrı şehirlerde değiliz de karşılıklı sohbet ediyoruz gibi oldu, gözlerimizden yaş gelene kadar güldük. Bu frekans tutması, kalben birliktelik kadar eşsiz bir şey var mı? İki insanın enerjisi paralel akıyor o anda ve sevgiiiiiiii… 🙂

İlişkilerin böyle akışkan olması lazım. Bu da ancak iki taraf da merkezindeyse olabilecek bir şey. Onun bunun lafıyla insan kendi merkezinden iki saniyede bir yamulup savruluyor, çeperlerine doğru yapışıyor, zorlanıyorsa bu işte bir şey var demektir. Önce bir durup kendine bakacaksın. Hepimize oluyor malum. Bazen eşler, sevgililerle, bazen iş yerindeki bir otorite figürü, patron veya çalışma arkadaşı ile, tırsıyoruz kısacası! Tırsınca merkezde olunmuyor ve her davranış, kaş göz, söz, her şey eğreti duruyor, ne yapsak ııı-ııııhhh, yerine oturmuyor. Merkeze dönmek gerek. Onaylanma ihtiyacına bakmak, öfkeye, korkuya, tiksintiye, kısacası tüm negatif duygulara bakmak ve suçu hiç de başkasına atmamak lazım. Biliyorum, yapması yazması ve söylemesinden o kadar ama o kadar zor ki. Üstelik maharet kendini yakalamakta. Ben bazen yaparken yakalıyorum kendimi ve yine de elimde olmadan yapıyorum, çok kuvvetli bir girdaba kapılmışçasına karşı koyamadan kendi tepkilerime şaşırıyorum. Ancak izleyiciyim aynı zamanda da. Eskiden çok yargılardım kendimi. Artık sadece seyrediyorum ve sonra araştırıyorum. Her şey insanlar için. Öğrenmenin başka yolu yok. Yıkar geçer yapar bozar yine yaparız, inşa eder vazgeçer sonra yine sil baştan… Beni son günlerde en çok düşündüren konulardan bir tanesi şu, bir başkasına x bir davranışta bulunabilirken niye bir diğerine de öyle davranamıyorum? Yani her iki durumda da davranışım kesin olarak x olmalı aslında, ama bence birine gücüm yetiyor, diğerine yetmiyor. Üstelik bu güç meselesi tümüyle ego ile ilgili bir şey. Görüyorum, ama bir şey yapamıyorum. 😉 Süper, değil mi? Göz göre göre derler ya, öyle yani! Merkezinden olmak, tahttan düşmek, ya da yani eşekten belki böyle! Küt diye! 😉

İnsan neden birisine karşı mahçup, utangaç, özür diler gibi, bir diğerine aslanlar gibidir?

Katmanlarımı teker teker soymak istiyorum. Soyacağım. Alışveriş ilişkiler peşinde değilim dostlarla, ilişki peşinde de değilim, yalnızca arada paralel akan enerjilerin dalgasında sörf yapalım, yeter.

Bu defa çakralarla işe koyulacağım. Kendime bir sözüm var. Kökten değil daha yukarılardan gelen bir uyum, ahenk ve titreşimle başlayan serüvenler benim için öncelikli. Artık kök çakranın (Muladhara) verdiği sinyalleri, Manipura çakranın dediğim dedik ve ukala dilini, hele hele Svadisthana çakranın kinci oyunlarını galiba tanıyorum. Hatta Anahata’nın korkunç bencilliğini ve açgözlülüğünü de! Çünkü Anahata ile Manipura arasında felaket bir top çevirme meselesi var aslında! Dikkat edilmezse ikisi el birliği edip topu taca çıkarıyorlar. Zihinden kalbe kaymak sadece ikinci bir aşama, ondan sonra kalple solar plexus arasında bir yerde bir denge var, sükun ve berraklık, merkezlenme… Diğer taraftan Visshuddha çakradan olaya girince de türlü türlü masallar dinleme olasılığı büyük?! 😉 Ajna çakrada takılan birisi şüphecidir mesela.. Sahasrara çakrada fazlaca gezinen kalan kişi öte dünyadan gelmiş gibi olabilir? Dünyada bir uzaylı….. Mesaj gayet açık, öyle değil mi? DENGE! MERKEZ! Kendi ağırlık merkezini keşfet! Mümkünse… dene… bir daha dene… yüzüne gözüne bulaştır ve yeniden, yeniden başla……. aslında asla GAME OVER falan olmuyor. Daima alınmamış dersin tekrarı gelir, bütünlemeler var yani. 😉

”Majjhim nikai…”

…..

Dengeyi şaşırtan her şey kişinin kendi karmasıyla ilgilidir desem çok mu ileri gitmiş olurum? Eğer kendimizdeki bu delicesine kendini tekrar eden karmik sorunun ne olduğunu az çok fark edebilme şansımız varsa? Ondan sonraki adım bunun sorumluluğunu tek başına almak. Hiç kimseyi olumsuzluklar için suçlamamak. Özgür kişiler kendi seçimlerinin, davranış ve enerjilerinin bilincinde ve tümüyle sorumluluğunu üstlenmiş kişilerdir. Herkes özgürlüğü canım ne isterse onu yaparımla karıştırır. Özgürlük inanılmaz öz disiplin isteyen, iradenin çelikten bir samurai kılıcı gibi keskinleştiği bambaşka bir kavram oysa ki… Evet denmesi gerekene daima evet, hayır denmesi gerekene de daima hayır demek, özün tutarlılığı demek. [Osho, Özgürlük kitabından yararlandım]

…..

Bu defa tepeden ineceğim.. Çünkü ben bunu çok az deneyimledim. Hep kökten yola çıkarım, bu defa göklerden, bambaşka bir yönden uçsam gelsem, biraz da hayatı bu yönden deneyimlesem? 🙂