Bazen bile isteye kendini es geçmek gerek… Fazla takılmadan, hikayeleri dramlaştırmadan.. ama diyor ki antik Yunan’da tragedya yazarları, insan ruhu katharsis olmadan serbest kalamaz, kanatlarını açamaz, çünkü ne zihnin anladığını kalp, ne kalbin kavradığını akıl idrak eder, illa ki bir bomba atılacak ortaya, infilak edecek, mantık dışı olayların rüzgarı esecek, dram yaşanacak, duygular sular seller gibi akacak akacak… işte o zaman biraz ışık ve kendinin farkında olmak… biraz… Böyle temizleniyoruz. Gözyaşı gibi… gözpınarından azar azar şıpır şıpır damlaya damlaya.. Kendi gölünde yüzüp karaya çıkınca yeni bir ufuk çizgisi uzaklarda… Her bahar yeniden yaprak süren ağaç gibi, önce birer birer dökerek, çıplaklığıyla mağrur, sabırla beklemeden olarak, zamanın boşluğuna düşerek kendinden geçebilmek… Benim derdim ne? Benim yarattığım DRAM ne? Biliyorum neye hayıflandığımı.. Yüzde yüz kendim olduğum, derimle, etimle, kemiğimle her şeyimle barışık olduğum bir anda karşıma neyin geldiğini… biliyorum… boş yere kendimi suçladığımı da… Geçmişle bağları kesme töreni yapmak gerek bazen. Belki bu haftasonu sembolik de olsa bir ağaçtan ötekine bağladığım kurdeleyi, ipi keserim.. Ya da su kenarında yapraktan kayıklar yapar içine ufak notlar yazarım… suya bırakmak için….. Nasıl temizleyeyim, takıldığım, çapariz olduğum bu kördüğüm duygular yumağının içinden nasıl çıkayım? Çıkayım… ferahlık gelsin. Yosun tutmaya başladım ve galiba küsüyorum. Durağan su değil benim özüm, ya da belki böyle şimdilik, şu an için, acaba kendime saygı duysam ve bitmesini sabırla beklemeden görsem, içinden geçsem? Öğreneceklerim var belli ki…… Şu yürek daralması, içimin derinlerinin sıkışması…… İyi ki kedim var diye kaçamak yazmak istiyorum. İyi ki… Bazen öyle hüzünleniyorum ki…….

Sonra diyorum, ego… Bırak… kendinden geç….. öteye…. ötesine………. kendini bu kadar çok önemseme…..