İnancın sarsıldığında, yüreğinde deprem olduğunda, daha bir dört elle sarılacaksın ve bileceksin ki aslında sevgi hep var. Maharet elması parlatabilmekte! Beklentisiz olmakta değil, çöl dahi yağmurunu özler.. Daha derin bir sessizlik ve boşlukta oluş, her an yükünü atmaya hazır bulut… Bırak, sen elinden bırak şu hayatın dizginlerini ve yelelerine geçirdiğin, boynuna sarıldığın kısrakların sırtında nice olaylara daha gebe, dolu dizgin, ufkun ötesine, belki gökte bir yıldız olmaya, koş koşabildiğin nefesin yettiğince.. Sen, bırak, tutma, asılma, kapatma gözlerini aç, yaşamın hızından başın dönsün iyice… Bırak, yönetme, düzeltme.. Huzur, Vita tenekesinde ağaç olmuş sakız sardunyasının arsız pembesinde… böylece giderek susacak, zihninin çığlıkları duyulmaz olacak.. Kendin olmaktan ürkmediğin, gölgeni kaybettiğin, ışıklı sabahına doğduğun anların olacak ve sonra birden, ansızın, elektrikler kesilecek.. Uyanıp da kendine geldiğinde boynun ağrımış, uyandığına şaşıracaksın! Öyle koyu ve derin bir şekerleme ki, soracaksın kendine, nereye gittim, geldim, neredeyim, şimdi? Zihnin cam gibi, keskin ve temiz, şeffaf, kesik kesik… Neredeydin?

Çek! Çek!.. Fişimi! Fişimi lütfeeen! 😉 Çekkk!