Tadı tuzu yerine gelmeye başladı… Ağzımdan çıkanı kulağım duydukça, gönlümden geçenler zihnimin ağlarında ölü balık misali kokuşmadan, yaşamın tadı tuzu, yeniden.. Dedi ki geçenlerde, kabuğundan çıkaracağım seni. İhtimal vermedim pek, dudak büktüm. Birkaç günlük ara…. derken göğe doğru açılan tuhaf bir havuzun kıyısında elimde alkolsüz bir Budweiser Millerla karşı karşıya, güreş tuttuk.. Sonra bıraktım artık. Kısıtlamadım. Aktı aktı içim, yaralanan egomu sevdi, yara bandı lazım sana dedi, takıntımın, kuruntumun karşısına dikilmiş devasa egoma tuttu aynasını ve kendimi sessizce izlememe izin verdi. Sevgi böyle bir şey.. Tanımı, dili, rengi her zaman değişen, kısacık bir anı on sekiz saate çıkaran, derin ve sonsuz, okyanus dalgası, ister taşır, ister sürükler, batırır, çıkarır… Hareketin çekirdeğindeki ıssızlıkta bir ada var, işte tam orada… gözleri gözlerimde, yaşlar süzülüyor yanaklarımdan, utanıyorum, kaçmama izin vermiyor, beni benden iyi tanıyor, biliyor, yakalanıyorum, içimde bir ferahlık, huzur, en sonunda.. İnsan anlaşılmazlığına aşık aslında, çözümsüzlüğüne gebe hergün ve gelsin birisi o yumakla oyalansın, oynasın istiyor. Sonra hiç anlatmadan anlaşılabildiğin, alabildiğine tanımsız, özgür olduğun bir halde buluyorsun kendini. Şeytanım mısın, meleğim mi? Gerek yok diyor, gerek yok, seçme, seçimsiz kal… Bırakıyorum kendimi, kabuklarımın kireci pul pul oluyor, cildimin beyazı turuncuya havuç, yaz gelmiş, içime sızım sızım sızıyor… yeniden… Barajımın duvarında çatlak var, simsiyah upuzun koşuyor toprağa, yıkılacak bendim, azar azar sızdırsam, zerafetle, yavaş yavaş bıraksam, olmaz mı? Kim bilir, hayal gerçek, bu sadece kapı aralığından başımı uzattığım ve bahçe duvarının ardındaki dünyaya bakışım… Yaşlanmam artık, bir kere daha tutuşturduktan sonra içimin güneşini, sevgili dostum, zaman rüya masal ve uzasın dahi istemem gölgelerimiz… Boğazın lacivert kadifesi, uzanmıyorum, durmayı, kalmayı, öğreniyorum. Öyle içini açıp da bak diyorsun ya anlatırken, bak, ben böyleyim, eğrisi doğrusuyla, yakınsın, çölümde ayak izlerin, dünyam değişiyor, sözünle dokunuyorsun, atların terkisine attığımız geçmişi rüzgara karşı koştursak diyoruz.. Tamam, eski defterleri kapatmışız. Salute! 😉