Geçenlerde İstanbul Arkeoloji Müzesi bahçesinde yapılan Dhafer Youssef konserindeydim ve ayakta izledim. Tahmin edebileceğiniz gibi Youssef müthişti, onu kolay kolay bırakmadık, alkış alkış…

Viyana günlerimde sık sık operaya giderdim ve kimileriniz bilir, bazen biletler o kadar can yakıcıdır ki sağından solundan varamazsınız, geriye yapacak tek şey kalır. Opera binasının arka tarafında ayakta izleme bölümü için bir gişe vardır ve olağanüstü gösterilerin başlamasına üç, bazen dört saat kala gişe kuyruğu uzamaya başlar. Portatif piknik tipi tabureliler mi istersiniz ki ben onları hep İtalya’daki iş kıyafeti giymiş Vespası ile sabah trafiğinde slalom atan bakımlı kadınlara benzetirim, kış değilse gençler biraz daha rahatlar tabii, yere oturmalar, beklemek beklemek… Derken en sonunda bilet alınır ve hoooop operanın en tepesine! Aslında ayakta izlemenin acısını alacak her türlü detayların düşünüldüğü, sahnenin merkezine en tepeden bakan bir yerdedir, akustiğin de en iyi olduğu nokta. Opera gözlükleri de unutulmadıysa, oh, tamam! 🙂 Gelsin Figaro söylesin, muhteşem bir akustik ziyafeti başlasın, sizi mi kıracağız, isterseniz saraydan kız da kaçırırız. 😉 Derken aradan zaman geçer, vücut ağırlığı bir ayaktan ötekine, derken bel ağrısı, öndeki kolları dayama yerleri şarap rengi bordo parlak kadifeden, ama yine de korkuluklara asılmak bile bir süre sonra ıı-ıııııhhhh! Ağrı, sızı…

Youssef’i dinlerken aklıma bunlar geldi ve yoganın beni ne kadar değiştirdiği. Evet, yoga ayakta duruşumu değiştirdi! 🙂 Kendi yaşamımdaki özel, iş ve insan ilişkileri ile ilgili duruşumu da değiştirdi! Üstelik bunu yavaş yavaş yaptı, farkettirmeden, beni pek de bozmadan, elbette arada rahatımı tatlı tatlı kaçırarak, sevmediğim her şeye karşı kapalı bir tutum sergilemektense açık ve hoşgörülü, rahat olabilme yetisini armağan etti, etmeye devam ediyor, bitmez çünkü… Taa ki hücre zarlarım kaybolup ışık beden diye bir şey varsa eğer onu deneyimlemenin sonsuz tadına varana dek… Neyse, say say bitmez. Ayakta durma konusuna geri gelirsek.. Dhafer Youssef‘in konserini Tadasana‘da (Dağ Pozu) izledim. 🙂 Nasıl, nasıl rahat ettim, inanılmaz! 🙂 Ne boynum, ne belim ağrıdı sızladı, ne de ayaklarım. Yerçekiminin kalbine saplanan bir mızrak misali, beden kütlemin ağırlığı ile Youssef’in estetik çığlıklarına, çağrılarına adeta dans ederek eşlik ettim ve bir kez daha duruşun, durma halinin enerjisi beni büyüledi. 🙂 Duruşta statik gibi görünen bir uygulamada aslında ne kadar çok hareket halinde olunabildiğini farkettim. Milimetrik hareketlerdi bunlar, sanki bir giysi dolabının raflarındaki tişörtleri, kazakları, yerli yerine kaldırıp katlayıp koymak gibi, şu kası azıcık şu tarafa, sakrumu birazcık sakla, ayak tabanlarının altındaki o muhteşem üçgeni kur ve her iki üçgen arasında bir köprülenme yarat…

B.Ü.Y.Ü.L.E.Y.İ.C.İ. !!!  T.A.D.A.S.A.N.A. …. üstelik çok da rahat. 🙂 Aşağıda Tadasana‘da nasıl durulacağını anlatan faydalı bir sayfa var, alt tarafı duruyorsun iştenin ötesi bir şey! 😉

http://one-with-life.com/travel/yoga-pose-day-tadasana-mountain-pose/