Daha dün gece uykuya teslim olurken sözüm vardı, yüreğim suskun. Yoksa küskün? Tam o ince sınırda, kalbimle zihnimin kesişme noktasında birden bire ışık ve o uzun geniş aaaahhhhhhaaaaaa!!! anlarından biri, yalnızca bir iki saniye, bilgi kırıntısını kuşlar gövdeye indirmeden ben indireyim istedim, uyuya kalmışım. Derken gümmmm diye sabah. Bir gözümü açıyorum ki olmuş bile. Öyle dipsiz kuyu uyku. Midem kazınıyor… gurul gurul… Hadi kalk kalk ormana gidelim, haaaayyydiiii, hava hava hava, dur dur önce çay, yağğğlııı, ama böörrreeekkkk, ye ye yeeee, indir gövdeye, Hürriyet IK ekine göz at, başını kaldır aaaaaaa??? Yola köpek …ıyor, hangi araba üstünden geçecek, unut, hesabı öde, çık, sür, orman… Küçük sinekler gözüme girecekler, inek olsam, kuyruğumu şaklatsam, doğada her şey faydalı, kuyruk deyip geçme, tak güneş gözlüğünü sineklere meydan oku, sırıt, sırıttt, yeşillllll, derinnnn…. yeşşşiiilllll…… Ama dün gece ukuya ramak kala neydi saçlarından yakaladığım kuyruğu elimde kalan kertenkele, kendi şimdi başka yerde, neydi, ne anladım? Yürümeye devam… Kalbim… güm güm pat pat… Gölde son beyaz nilüfer. Annem hep dünyanın direklerini altından çekme der. Aklıma geliyor öylesine. Zincir. Cam. Bastıran yağmurun yaprakları okşarken çıkardığı ses, yağmura yağma desen dinler mi? Neydi… neydi? Sınır… Yavaş akan suyun kendine set çekmesi, çağıldayacak suyun akacak yatağını özlemesi, özlediğini unutması, kurak yaz kendini kayalara toz etse ne etmese ne… Karşıda tahta piknik masası, çıkar ayakkabıları, çıkar çorapları, ilki eğreti, ikincisi ha gayret işte ordasın, Urdhva Dhanurasana’nın çarkına teğet bedenin, göğsün yırtık açık, kalbin pompalıyor, kanının uğultusunu duyuyorsun damarlarında çağğğlaaaa, ciğerlerin körük, in kalk in kalk, sonra uzaaaaat, deriiiiin, aç… Aaaaaaaaçççççç… yırrrrtttttt………..  Sınırlarını çizen aklının sayfalarını yııııırrrrttttt? Zihnindeki kırılmaz zincirlere vurup fikir mahzeninde çürümeye yolladığın yüreğinin üstüne yağan rahmet, yaşam çarkının başıyla sonunu birbirine bağladığın yerde filizlenen yeşil ağaç, tohumdun içime doğdun. Elimde bir meşe palamudu henüz yeşili eskimemiş sincabını çağıracak…