Gözlerimle gördüm. Büyüdüğünü, serpildiğini, yeşerdiğini. Ölmeye bıraktığım ne varsa hepsinin çocukları, çocuklarının torunları olmuştu.

Görmek tanımak hele anlamak hiç değil. Bakar göz görmez istemez. Bir cam açılır, bir el uzanır, bir yaprak, bir çiçek. Kışın baharı unutursun, yazın kış uzak. Düşle gerçek arası bu dünyada gezinir dururken bir gece en mavi denizin en yeşil yamacında bir taş evde ansızın rüyanda gezinir diplerin çok ayaklısı, kızıl gövdesi, biraz kabuk, biraz kovuk içi, gerekirse kumların altından altından, belli belirsiz izi, yemyeşil deniz çayırlarında gezinti… Bu misafirin renkleri çok parlak, capcanlı, kendisi hareketli. Neden şimdi öylesine durup dururken geldi ki?

Her gece rüyamda köpek, kedi, maymun, deve, fil gören birisi değilim. Geçen gece bebek bir ıstakozum oldu, düşüme misafir. 🙂

Bazen uzun, derin susmalardan sonra içimden doğan her renkle boyuyorum kendimi, izin verdikçe dünyalar doğuruyorum kendimden ve yeni çocuklarımın torunlarının torunlarının kendine katıp da çoğalttığı yeraltı nehirlerinin söylencelerini dinlemek için daha çok susuyorum. Masallar akıyor, geçiyor içimden, gözlerimin önünden ve bu hikayelerin kurdelelerini kesiyorum birer birer. Hikayelerim değişiyor, renkler dönüşüyor birbirine, hatırlamadıklarım su olmuş, geriye kalanların külünü savuruyor rüzgar. Istakoz geziniyor, dolaşıyor usul usul. Kıpırdanıyorum yatağımda, sağdan sola dönüyorum. Gözlerimi kapatır kapatmaz renklerinin canlılığı, kabuğunun kıvrımları, bacaklarının kavisi, her şeyiyle capcanlı ve karşımda. Onu görmezlikten gelemem. İçimin okyanusundan zihnimin kıyılarına kadar gelmiş bu misafirin bana diyecekleri var belli ki… Henüz bilmiyorum.

Ertesi sabah Patika‘da E.’nin dersindeyiz… Tatlı tatlı uyanıyoruz, farkındalığımız kah ayaklarımızın altında, tabanlarda, kah el parmaklarında, kah ayak parmaklarının en en ucunda, saç tellerimize kadar bir uyanma, kendi dünyanın seslerine anten açma, frekansını uyumlama. Derken dizleri çeke çeke koşuyoruz. Kalbim deli gibi atıyor. Nefesimle kökümün arasındaki korkunç bağlantıyı hissediyorum. Heyecandan midem büzüşmüş, nefesim bana en derinimde kıyasıya tuttuğum ve avcumu açıp da bir türlü serbest bırakmak istemediğim bir şeyi gösteriyor. Bırakıyorum, elimden taşı düşürüyorum ve içim akıyor o anda, eriyorum. Su olacağım. Suyum. İçimdeki ateşin suya kanacağı an Virabhadrasana III’ten Ardha Chandrasana’ya yatıyorum, adeta suya düşüyorum, kendimi bırakıyorum. Avcumda uçlarını tuttuğum onca düğümlü rengarenk kurdelenin ucunu serbest bırakıyorum, yağmur maviye gökkuşağını armağan eder ya, kaçıveriyor elimden her şey, kaçıveriyor içimden nefesim… ve artık açığım, kabuğumun içinde yumuşacığım, kabuğum yeri gelince sert, yeri gelince kırılgan, ıstakoz içimde geziniyor, rengine kızılım, kanım, içinde büyüdüğüm kozayım ve istersem içinde, istersem her şeyin dışındayım.

——

Amerika Kızılderili şamanlarına göre ıstakozun bilgeliği:

  • Konsantrasyon
  • Koordinasyon
  • Liderlik yerine ne zaman takip etmesi gerektiğini bilmek
  • Zihin/egoyu alt etmek
  • Basitliğin gücü