Korkuyor işte ne yapsın?! Elini tutuyorum, seviyorum, bıcır bıcır konuşup dil döküyorum, şirineyim, oyalayacağım ama gözünün bebeğinde attığı çığlık dalga dalga yayılıyor görüyorum, sessiz ama fırtınalı. Kimisine bazı şeyler çok zor. Uçmak, dalmak, paraşütle boşluğa atlamak… Mesela ben hep dağcılara hayret ederim. Kendi deneyimlerim hiç eğlenceli olmamıştır. Dalarım, derin maviyi severim, ama tırmanmaya yüksekliğe gelince… Ne bileyim, özellikle inişte bayağı bir dizlerimin bağı çözülür. O yüzden anlamak gerek. 🙂

Bitmedi… Olay uçma korkusuyla kalsa iyi. Kırmadı beni, hani ben de düğün dernek hastası olduğumdan değil elbette ama o kadar zarif ki, tamam dedi, gelirim. Atladık uçağa gidiyoruz deniz kıyısında bir yerlere doğru. Çok yakın bir kızarkadaşımın düğününe katılacağız. Nellie ile hukukumuz eski, o benim ilk dalış yaptığım kişilerden biridir, buddy yani! 😉 O der de ben gelmem mi, gitmem mi. Çağırdı gittik. Buraya kadar tamam. Neyse giydik topukluları, takım elbiseleri, askılı minileri, olduk kokoş kokoş 😉 eğlendik kendimizle, katıldık, bir iki dostla sohbet. Ertesi gün sakin sakin döneceğiz Istanbul’a. Havalanı yolundayken bir sms, uçuş teknik arıza nedeniyle iptal. Nasıl yani? Eee? Ek sefer, başka uçuş? Nolucaz biz böyle… Hadi o çalışmıyor artık, ama ben? Yaaa beni dağlar kadar iş bekliyor ertesi gün, korkunç bir PAZARTESİ yani?!?! Yok, bütün uçuşlar dolu! Müşteri İlişkilerindeki kadın diyor ki artık köseleye bağlamış ses tonuyla, herhalde o gün bin kere aynı şeyi söyledi, ”Yok valla başka uçuş, iade ediyoruz bilet paranızı kredi kartınıza, onaylıyor musunuz?” İstersen onaylama!

Araba kiralamıştık, allahtan! O araba 11 saat kadar gezici evimiz oldu! Keyifli olmasına keyifli yolculuktu. O perişan oldu direksiyon sallamaktan, ben sonlara doğru artık baygınlık geçirdim. Çünkü haftalardır, yok aylardır az uykuyla yaşamaya mahkumiyetten, aman onu da yapayım, bu da olsun, sosyal olayım, çalışkan olayım, şu olayım, yogadan da geri kalmayayım… Evet sevgili okur, bu noktada TIRRRTTTT yapıyorum ben! Hayır, PIIIIRRRTTTT değil, o kokuludur, ben Özal öncesi ucundan azıcık tadına baktığım Türkiye’nin siyah beyaz tv ekranı döneminden bildiğiniz Necefli Maşrapa ve veya TIRRRRRRTTTTTT yapıyorum….. Tercümesi ana avrat dümdüz küfrediyorum, bir yandan da acayip eğleniyorum ama, ama ama yorgunum da, ooooofffff sayın seyirciler…… Yalova Topçular civarındaki eski usul feribot kuyruğunda kopmuşum! Sağ tarafı boş bırak salaksın, tıka yolu ortadan git, soldan dalsınlar, bir sağ bir sol, hiiiiiaaaaayyyytttt! Gelmeyin üstüme bak çizicem! 😉 Sonra direksiyonu devrettim gerisini hatırlamıyorum. 😉 Sızmışım!

Velhasıl-ı kelam, tepesinden aaaa kuş, böcek, Bafa Gölü, burası da yanmış mı canım, aman ormanlar ne güzel şey, aaaa baraj gölüne bak diye diye süzülerek kuş misali yalayıp geçtiğimiz küt diye bitirdiğimiz yolları sürünerek kaplumbağa modunda 11 saatte köşe bucağına kadar ezeberleyecesine çalıştık da geldik!

Neymiş? Secret’mış! Neymiş? Düşününce mi, artık korkudan dona doldurunca mı, düşündüğün hissettiğin çat diye oluyomuş! Uçmak istemiyor! Tamam diyor evren, uçurmayacağım seni. Ama işkence çekeceksin o ayrı! 😉

Dahası, bu evren dalgasını feci geçiyormuş, acaba arabaya bir şey olur mu, Istanbul’dan ayrılmadan önce havalanının otoparkında da bayağı biçimsiz bir yere bırakmıştık, çekerler mi geyiğini kenarından anladığı için, biz de yooooook canııııım, endişelenmiyoruz biz, laaaaa laaaa laaaaaaa, lalalalalalalalaaaaa diye şarkı söyleyip pışşşııııııııkkkk yaptığımız için evrenin kafası karışmış, o arada park ederken benim arabanın camını ardına kadar açık bırakmışız. Zavallı sevgili bu sabahın köründe arabayı toplamaya gittiğinde korkudan tırsa tırsa otoparkta yürür ve acaba araba yerinde mi allahım diye yaprak gibi titrerken, o da ne, güüüümmmmpppp, bir yürek atımı sekmesi, silecek cam arası sıkıştırılmış bir kağıt, alllaaaaahhhh, kaynar su, ceza mı yedikkkk, derken, sayın misafirimiz diye başlayan bir yazı, arabanızın camını açık unutmuşsunuz, defalarca anons ettiğimiz halde gelmediniz ahvalinde bir yazı. Fakat araba allahtan açık cam tarafında duvara acayip bitişik park halinde, yani öyle geç de bin git pek mümkün değil.

Yerli malı S.E.C.R.E.T. böyle bir şey oluyor işte… Önce bir hayırlısıyla kurşun döktürsek, nazar var sanki üstümüzde! 😉

Aaaaaaa, bi de bizi 11 saat direksiyon sallamaya mahkum eden havayolu var ya, ensesindeyim! Ödeteceğim! SECRET! Hadi iş başına! 😉

Not: Son zamanlarda yaptığım en keyifli yollardan biriydi öte yandan… bir de ucu kemirilmiş dolunay….. arada bol kahkaha. 🙂