İkizlerim olsaydı, hele de biri erkek biri kız, kesin isimlerini böyle koyardım. Hangisinin kaya ya da su olacağı cinsiyetleriyle kesinlikle alakalı değil, nasılsa biri kaya, öteki de su olacak! 😉 Yani doğaları gereği bu böyle…

Tamamen kuramsal konuşuyorum, hasb-ı hal bir yerde… 🙂

Geçenlerde telefondayım, kulağımdaki ses diyor ki, ben suyum, akarım, akmayı seviyorum, bana set vurulmasını değil.

Dinliyorum… Dinlerken gözümün önünde devasa dalgalar beliriyor, belki bir tsunami değil ama kıyıya kendini bırakan, en nihayetinde bir yere çarpan ve tüm kudretini vuran, kendinden sıkışınca ve sürtününce elektrik çıkarabilen bir madde, su deyip geçme!

Dinliyorum… O anda bir dalga patlıyor kıyılarımda… Kum kum dağılıyorum, şiddeti ve elektriğiyle okşuyor beni… Hat kesiliyor.

Kendimle kalıyorum sonra, zorlamıyorum tekrar konuşmak için. Önümde bir bardak taze demlenmiş çay, içinde bir dilim limon, sırtıma sonbahar güneşi vuruyor, kemiklerimi yalıyor sevgi dolu bir köpek adeta, şefkatli bir dil olmuş çıkarmış, yaslanıyorum geriye sandalyeme, oturuyorum öylece. Suyun ihtişamını duymak böyle bir şey, üzerinde akışını hissetmek ve kum tanelerinden bir zemin olmak, neredeyse parça parça ve aynı anda bütün.

Kayayı ufalar su… Kayasız yapamaz ama, illa ki kendini bir şeye, bir yerlere çarpacak, o kadar enerji açığa çıkacak. Su var durgun, çanağında. Su var telaşlı, dalga dalga daha daha gidecek en sonuna ve ordan geri dönecek sonra içine. Kaya suyu besliyor mu acaba? Dengelenmek için vurmak vurulmak mı gerekli?

Bir de nehir yataklarındaki yuvarlacık olmuş kayalar var, suyun sevip okşayıp yalayıp üstünden, etrafından hızla akıp gittiği, hadi kırma beni der gibi, o kadar kendi içinde bir bütün ki, neresinden girip çıkacak? Olsa olsa o gizli formülü fısıldıyor gibi, üzerinden akıp geçmesine izin verdikçe kalple mantığın buluştuğu yerde bir köprü kuruluyor gözlerden ırak.

Eskiden olsa parçalanmaya razı gelirdim. Eskiden olsa çarpışmaya hazırdım. Eskiden olsa dalgasını çağırırdım. Kendimi tanımak için bin parçaya bölünmek ister yanıp tutuşurdum.

Şimdi nehir yatağında yuvarlağım.

*****

P.S. Sevgili dostum, seni seviyorum! İçim akıyor sana, sen yüzeyimden ak geç. 🙂 Geçen gün telefon görüşmemizi evren kesti… 😉