Ara ara bir düşüncenin gölgesi geçiveriyor aklımdan masmavi gökyüzünde bembeyaz bir bulut kayıyor, bankın üzerinde uzanıyorum, bambuların arasından göğe bakarken… yattığım yerden… yerçekimi enine boyuna..

Hep inandım ki en büyük güç büyük bir gösteri düzenlemekten, kaba kuvvetten ibarettir. Benim için güçlü görünen insanların bir kaşı yukarı kalkar, bir mimiği, elinin ufak bir hareketi, ben tehlikeliyim sakın haaa diyen tropik kuşak rengarenk ve zehirli börtü böceği yılanı gibi, amman yaklaşma diye haykıran. Sonra… sonra zihnimde değil bedenimin aklında, hücrelerimin zarlarında, birdenbire, öylesine bir bilgi kırıntısı nereden geldiği belli olmayan.

Yerde uzanıyorum, göğsümün altında, kürek kemiklerimin gerisinde kocaman bir yastık destekliyor, sırtım teslimiyet içinde olma rolünü oynamaya çalışıyor, en nihayetinde zihnim yavaş yavaş yatıştıkça ve omuz başlarım yuvarlanıp kollarım, dirseklerim, ellerim, bileklerim giderek ağırlaştıkça teslimiyet ve bir bırakmayı araştırma hali… belki… Sonra… farkediyorum ki teslimiyetin içinde olma, kalma, bilme ve sessizliğin çekirdeğindeki o hareketsiz alanın kalbinden etrafına, ama özellikle de kendine bakmak bir uçak kulesinde oturmaya benziyor. Geleni geçeni izlemeye başladığın hatta uçaklar çarpışacak diye endişe etmeyi de kestiğin, yönetme dürtüsüne omuz silktiğin o sükûn küçücük bir tohumdan ibaret.. ufacık bir farkındalık yalnızca. Ardında ne olduğunu bilmediğin bir kapı, ne çalabiliyorsun, ne geri dönebiliyorsun, bekliyorsun, sebat… O bile bir çaba, giderek eriyecek olan kendi sıcağında bir buz parçası, egonu kapının önünde bırakmadıkça nasıl adım atacaksın öteye, ötesine?

Bu kapıların önünü bir ejder bekler, nefesi ateş, zırhı çelik, gözü gözünde… Kalacak mısın, gidecek misin? Daha kalırken gider gibiysen, giderken kaldığını görebilecek misin? Her yer cam kırığı, birleşmemek üzere tuzla buz olana dek sen kimsin? Öfken, sevgin, kederin, sözün, sesin, sükûn çekirdeğinin sarmalında girdap boğulmak üzere.. Sonra…  Ait olduğumuz hayat ne ki? Çekirdeğine ne davet ediyorsun, çekip biriktirdiklerinle infilak ettiğinde etrafına ne saçıyorsun?

Rüzgar ekip fırtına biçerken tohum attığın topraktan yeşerecek ağaç… Sen istersen ışık olacak, belki barış… Sükûn ana bağrı, koynunda saklayıp büyütür, gücü teslimiyetinden, gelip geçen mevsimlerin sürgüne gönderdiği zamanların ötesinden bir yerden gelir…

Yoga Eğitmenleri Derneği (YED) Eylül ayında Barış için 108 Güneşe Selam etkinlikleri düzenledi. Türkiye’nin pekçok yerinden yoga stüdyoları bu anlamlı ve BARIŞ’a adanmış etkinliğe destek verdiler. Kişisel olarak benim için anlamı yaptıkça netleşen, ortaya çıkan bir deneyimdi 108 Surya Namaskara… Güneşe selam ederken yaşamı kutladım, kendimi, bedenimi, ruhumu, çevremdeki yaşamları, dostları, insanları, kutladım… Etkinliklerine katıldığım stüdyolarda kendi nefesimin denizine girdim dalgasının üzerinde sörf yaptım ve beni nerelere taşıdığını, taşıyabileceğini biraz olsun sezinledim ve şaşırdım. Kendime şaşırdım. Hiç tanımadığım kendimle kısacık bir karşılaşma yaşadım sanırım.

Ardından Mey Elbi‘nin Restorative Yoga Workshop’unda bırakmanın ve teslimiyetin, toprağın ve yerçekiminin büyülü dünyasına daldım. Barış ve şiddetsizliğin kalbine kısa bir yolculuk yapma şansını yakaladım. Yine şaşırdım. Bir başka yazının konusu şekillendi bile… Daha sonra… Şimdilik… Arkası yarın… belki……. 🙂

—————-

29-30 Eylül 2012, Cihangir Yoga İstinye’de Mey ELBİ ile Restorative Yoga Workshop üzerine notlardan…

 

DREAM THEATRE / This Is The Life

In the heart of your most solemn barren night
When your soul’s turned inside out
Have you questioned all the madness you invite?
What your life is all about

Some of us choose to live gracefully
Some can get caught in the maze
And lose their way home
This is the life we belong to
Our gift divine

Have you ever wished that you were someone else?
Traded places in your mind
It’s only a waste of your time
Some of us choose to live gracefully
Some can get caught in the maze
And lose their way home
This is the life we belong to
Our gift divine

Feed the illusion you dream about
Cast out the monsters inside
Life begins with an empty slate
Fragile left in the hands of fate
Driven by love and crushed by hate
Until the day the gift is gone
And shadows remain

Some of us choose to live gracefully
Some can get caught in the maze
And lose their way home
Memories will fade
Time races on
What will they say after you’re gone?

This is the life we belong to
Our gift divine
Our gift divine