Geçen sene bu zamanlar bir imkansızdı benim için. Bunca yıllık yoga özgeçmişime rağmen yalnızca Hot Yoga salonlarının sıcacık ve nemli ortamında ucundan biraz tadına bakabildiğim bir asanaydı Ardha Chandrasana. Ardından eğitmen eğitimine karar verdiğimde Fer Yoga’da hemen ardından da Yogahan’da hocalarımla çalışırken şunu keşfettim kendimce. Hot Yoga beni ne yeteri kadar güçlü, ne de esnek yapmıştı aslında. Yani belki de yerimde saymıştım. Bu herkes için böyle olur demek, ya da Hot Yoga hiçbir işe yaramıyor diye söylemiyorum. Kendi son derece öznel deneyimim böyle. Benim gibi ciddi bir sakatlık atlatınca aslında yaşama karşı olan tutumunuz abartısız Ortaçağ kaleleri modunda olabiliyor. Duvarları yüksek ve kalın ör ki rahat edesin. Tabii yaşam kalelere koç boynuzlarıyla saldırıp surları kapıları eninde sonunda al aşağı eder ve şehir düşer. Bunu hepimiz biliyoruz. Trajiktir, dramdır. Katharsis son raddesinde, artık ortalık tar-u mar… ve benim için Ardha Chandrasana uzak, garip bir şey, öyle nasıl durulur ki? Bir bilinmezlik ve şaşkınlık…

Gerçekten yoga yapmaya Tadasana ve Talasana ile başladım ben. Bir gün Iyengar‘ın Light on Yoga kitabını okuyorum, dikkatle Tadasana ve Talasana‘yı araştırdığım bir dönem, bundan bir buçuk yıl önce… Her akşam aralıksız 10 dakika gözlerim kapalı Tadasana‘da duruyorum. Sonra Talasana çalışmaya başladım. Daha doğrusu çalışamamaya! Kesinlikle parmaklarımın ucunda duramıyorum. Denge sıfırın en sıfırı bir şey… Ayak bileklerini müthiş güçlendirir, Palmiye Duruşu yani. Ağaçlara oldum olası aşığımdır, yoga doğayla olan bağımı, gözlem gücümü güçlendirdi diyebilirim. İçime ve dışıma başka türlü bakmak, her şeyin tadını alır olmak… Yaşamın tadını çıkarmak, yavaş yavaş isyanlardan sükunete ve kahkahaya doğru uzun bir yolculuk… Palmiye kadar esnek bir ağaç daha yoktur diye biliyorum. Son zamanlarda okuduğum bir ağaçlar kitabı var, orada palmiyenin özelliklerini okudukça hayranlığım artıyor, büyüleniyorum. Palmiye ağacının yapraklarının arasındaki mesafe daima eşit ve tüm yapraklar gövdenin tepesinde toplanıyor. Bu da çok ciddi fırtınalara karşı dayanmasını sağlıyor. Bileşik yaprakları aynı zamanda inanılmaz esnek ve her yöne kolayca hareket edip eğilip bükülebiliyor ve bu da kırılmaları önlüyor. Böylece rüzgar bu ağaçların tepelerini adeta yalayarak üstlerinden kayıp geçip gidiyor. Ağacın gövdesi ise tepeden tırnağa tek bir gövdeden oluşuyor ve yine rüzgara en az karşı koyacak şekilde bir yapıya sahip. Kökleri son derece sağlam, gövdesi son derece esnek. Çelişki gibi görünen bu iki kavram birbirini nasıl tamamlar ki? Rüzgara karşı koymadan onunla hareket edecek yetiye, toprağından kopmayacak güçlü köklere sahip olunca belki?

Böylece Talasana (Palmiye Duruşu) benim için giderek daha da anlamı derinleşen bir alıştırmaya dönüştü. Sanıyorum ki Ardha Chandrasana‘yı Talasana‘ya borçluyum bir yerde. Köklerimi toprağa salmaya ve ona sarılıp onu kavramaya başlarken aynı zamanda da gökyüzüne açılıp olabildiğince güçlü ve gücünü esnekliğinden alan bir gövdeyle açılmak. Yaşama açılıyor insan, yüreği cesaret veriyor, dan tien bir enerji denizi ve köklerinden yükselmesini, gelişip kuvvetli olmasını sağlıyor. Yaşamda bir duruşu olmak kaskatı bir Ortaçağ kalesi olarak yaşamak değil, içine kapanıp ölümü beklemek hiç değil. Kökleri olmayan ve yaşam enerjisi akmayan her hareket kendini yakıp kül etmeye mahkum bir yerde. En büyük ders en basit ders ve hepsi bir ufak bitkinin hikayesinde gizli… Farkına varabilmek için önceleri gözleri kapatıp içe dönmek ve dinlemek, kendi bedeninde dinlenirken demlenmek ve sonra gözleri açınca… Değişik mi görüntü, his, hareket?

Yoga eğitmen eğitiminde geçen yıl kışın Yogahan’da Ardha Chandrasana‘ya gelmiş sıra. Talasana iyi güzel de bir türlü açılmayan kısa Pectinei ile kasıklarımın buyurduğu dar açılarda seyrediyorum, biraz hüzün. Sonra bu yaz Temmuz’da Nicole Ohme‘nin atölyesinde bedensel hizalanmanın farkındalığı ile aylar aylar süren düzenli yoga pratiğinin meyvesi belki, iki bacak arası 90 dereceye merhaba, havadaki ayağınla hayali bir duvarı itmenin faydaları, selam olsun Yogatime‘da geçen kış katıldığım atölyelerden birine, teşekkürler, ondan sonra bugün OM Yoga’da yine aylar aylar geçmiş başka bir atölye, diyor ki hocam öndeki elinin parmak ucu değsin yalnızca yere, hafifçe temas etsin. Bir şimşek çakıyor o an, benim için Ardha Chandrasana tümüyle yepyeni bir deneyim artık! Çok heyecanlıyım! Bunca kişisel pratik ve farklı hocalarla atölyeler dizisiyle geldiğim noktada müsadenizle biraz gurur ve ego ;), aynı zamanda müthiş bir mutluluk çünkü yol çooook uzun, daha nerelere varabilir, gidebilir, sonu yok, müthiş, böylece alçakgönüllülük ve egomun asansörü büyük bir hızla dalışa geçiyor, evet evet ben çekirge bile değilim, ben ben değilim, yaşasın, rüzgarla dans etmek gibi azıcık, özgürlüğün tadına bakmak… Hocam bir iki düzeltme veriyor, arkada havadaki ayağımın yükseltisi, öndeki elimin orta parmağı yere hafif temasta, üstteki kolum gökyüzünde, henüz başımı da çevirip göğe bakamıyorum çünkü oraya daha var. Öndeki elime abanmayı keserek bambaşka bir denge arayışına, çekirdeğimin gücüne, köklenen bacağımın ve ayak bileğimin sağlam esnekliğine, ayak tabanımın altındaki toprağa iyice köklenmenin duygusuna kendimi bırakmam gerek… Neden Ardha Chandrasana demişler bu duruşa? Tadasana (dağ), Vrikshasana (ağaç) ve Talasana (palmiye ağacı) çalışa çalışa vardım kıyılarına… Mutlaka Virabhadrasana çeşitlemeleri ile Trikonasana ve diğer ayakta duruşların da etkisi büyük.

Son olarak Ardha Chandrasana‘nın kısa hikayesini paylaşarak bitireyim. 

Bonkör ve kurnaz, fil kafalı Ganesh‘in tatlıya olan muazzam düşkünlüğü malum. Tatlı yiyeceklere karşı olan tutkusuna rağmen o aynı zamanda bir yoga üstadı, ne de olsa babası Shiva‘ya çekmiş. Ganesh dünyevi zevkleriyle tövbekarlığını dengelemeyi iyi biliyor, bu yüzden de esnek ama aynı zamanda tıknaz bir vücudu var.

Yine bir gün Ganesh midesini tıka basa tatlılarla doldurduktan sonra şişkin karnını dinlendirmek için ”küheylan” faresinin üzerine atlayıp evinin yolunu tutar. Fare çok küçük olduğundan ona binip üzerinde durabilmek için Ganesh‘in müthiş bir denge çalışması yapması gereklidir. Böyle sakin sakin kayıp giderken önlerine bir kobra çıkar ve fareyi korkutur. Fare bir yana Ganesh bir yana… Ganesh yere düşünce şişkin karnı patlar ve tatlılar dört bir yana saçılır. Önlerine bir kobranın çıkıp da yolculuklarını kesmesi bir yana Ganesh özellikle midesinin güzelim tokluğundan mahrum kaldığı için pek bir endişelenir, aklı karışır. Etrafta dolaşıp tatlıları toparlamaya çalışır ve herbirini teker teker yeniden yiyip yutar. Sonra da kobrayı aldığı gibi beline dolayıp eğer gibi bir güzel bağlar. Her şey olup biterken bütün bu tiyatroyu yukarıdan seyreden ay, yani Chandra, Ganesh‘in bu kurnaz hareketine gülmeden edemez. Ganesh, Chandra‘nın onunla alay etmesine pek bir içerler ve öfkeden gözü dönünce – ne de olsa Shiva‘nın oğlu – sağ dişini kırdığı gibi bunu Chandra‘ya fırlatır. Chandra‘nın ışığı sönüverir. Ganesh aya okkalı bir küfür savurur, öyle ki bir daha gökte parıldayamaz ve böylece yerküre hiç durmaksızın yalnızca güneş ışığına boğulur.

Gecesi, gün doğumu ve gün batımı olmayan bir dünyada sevgi de yok olur. Artık aşka yer yoktur ve hem insanlar hem de tanrılar kavrulurlar, cehenneme dönen dünyada ümitsizlik baş gösterir. En sonunda bir grup tanrı sarayında saklanan Ganesh‘i ziyaret eder ve ondan ayın bir kere daha ışıldamasına izin vermesini isterler. Egosu pek bir okşanan Ganesh de bir şartla buna razı olur. Ay yine gökyüzünde parlayacak ama artık büyüyüp küçülecek, yalnızca her dört haftada bir bütün ihtişamıyla dolunayla ışıldayabilecektir. Bu Chandra‘ya daimi bir ders olmalıdır ki bir daha Ganesh‘e gülüp onunla alay etmesin. Ganesh‘e gelince, o da anlık öfkesine yenilip dengesini kaybettiği için her daim kırık bir dişle dolaşır.

The Myths of the Asanas: The Ancient Origins of Yoga, Alanna Kaivalya (Yoga Asanalarının Efsaneleri) adlı kitaptan…