Ne zamandır liste yapmıyorum. Çiçek böcek kültürü tabii, ya da Amerikancı! 😉 Ama biliyor musunuz, itirazım var, aslında liste yapmak çok zevkli, oyun gibi.

Ağustos’tan beri bir yaşam koçuyla çalışıyorum. Gülüp geçtiğim bir şeydi yaşam koçluğu, hiçbir işte dikiş tutturamamış insanlar kendini danışman yaşam koçu falan ilan eder diye devasa bir önyargım vardı. Zaten şüpheci bir insanımdır çaktırmasam da… Genelde hayata olan yaklaşımım ”…bunun altından ne…..çıkacak” şeklinde olduğundan, çocukluk şartlanması işte, psikolog, psikiyatr, danışman, eğitmen, terapist, fizik tedavi uzmanı, masör, öğretmen, sevgili, yoga hocası, yoga ”gurusu” ;)…. liste böyle uzayıp gidiyor! Yahu bunlar benden aslında ne istiyor? sorusu… Canım böyle hayat çekilir mi? Bırakmak, kafaya takmamak lazım da işte… Hani nasıl diye soruyor insan.. NASIL?

Eskiden beri listelerim var, yazarım çiziktiririm defterlerime. Geçen yıl bir baktım ki aslında yazdıklarımı hissediyor, düşünüyor, en önemlisi ruhumla çağırıyor, istiyorum. Listelerimi hiç ama hiç bir zaman ciddiye almadığımı gördüm. Geçen yıl aşağı yukarı bu zamanlarda listelediklerimi ciddiye almaya başladım, çünkü yüreğimin sesiydi ve ben çağrıya daha ne kadar kulak asmadan yaşayıp gidecektim?

yoga / kedi / ev / müzik / daha çok yogalı keşifler…

Sandım ki bir milyon maddelik ölmeden önce yapmak istediklerim modunda bir listem falan olacak ve ben herbirinin yanına ”evvveeetttt bebeğiiimmmm, yiiihhhhhhaaaaaa, bu da oldu” diyerek ne hissettiğime, deneyimin beni nasıl yoğurduğuna hiç aldırış etmeksizin tik tik tik atıp geçeceğim… YAPILDI.. YAPILDI… Bu daaaa … bu daaaa……

Sonra zaman kavramı değişti.. Zaman algısı başkalaştı…. 1 saniye 1 dakika, 1 dakika 1 saat gibi gelmeye başladı… Zaman yerçekimine teslim etti kendini…. Yarış yavaşladı, yavaş hızlandı, su oldu aktı…… 🙂 Kulaklarımda müziğin çağlayışı, tenimde rüzgar, sonbahar ateşinde kendini yakan yaprakların kızılı, uçsuz bucaksız orman, ufak gri bulut, nemli sokağın gri apartmanları arasında gecenin bir vakti yeşilini henüz kurutmamış yarı çıplak bir ağaçtan üstüme dökülen yapraklar ağır çekim hayat… hızın şehrin kalabalığın ortasında duran çekirdek… 🙂

Listede geriye yoga kaldı…

Yoga…

Yaşam koçum demişti ki son görüşmemizde, ruhunu okşayacak ve kendini hakkaniyetle övdüğün, cidden iyi yaptığın ya da şükrettiğin şeylerin ufak bir listesini yap…

Eskiden hiç yapamadığım liste… Kalemimin kıpırdamadığı! Kıtaları mı yerinden oynattım? Hayır… Sabah bir bardak kahve içerken evlerin turuncu çatılarının üstünden İstanbul’a bakmak… Kedimin şımarıklığı… Huzur bir parça… Kanepede sağdan sola dönüp uzanmak, Lodos’u yüzümde hissetmek sabah evden çıkınca, uyanan şehir, geçen Pazartesi gittiğim Sting konserinin tadı damağımda hala, kulağımda melodileri çınlarken metroya yürümek, bugün telefonun diğer ucunda çok üzgün, sinirli ve öfkesinden deliren birisini dinlerken merhamet ve sınır ne demek biraz farkındalık, her anın değerini bilmek, güzel bir yemek, işimdeyim gücümdeyim, şükretmek… Yazının bu kısmına kocaman bir NAZAR BONCUĞU asmak, sewgiliye nazar boncuğu türleri arasında ÖKÜZ GÖZÜ türünün olduğunu söylemek, saçmalamak, sabahın köründe telefonun alarmı çalınca iPhone’u yatağın altına kaçırıp düşürmek, kırk saat duvarın dibinden yatağı çekip yatak altı tozları arasında telefon aramak, uykuyu dağıtırken durumun saçmalığına gülmek, komikkkk, sonra inadından bana neeeeee 40 dak. daha uyuyacağım demek ve hiçbir şey olmamış gibi yine yatağın içine dalmak……. minnet…. ve sevgi….. Amerikanca ”cheesy” oldu bu yazı… Affedin beni! Size kara mizah, şüphe ve gevezelik veremeyeceğim, benim trenim bu aralar yürek vadisinden geçiyor ve manzara çok etkileyici… Sevgisizlik, donukluk, upuzun bir kış mevsimiydi benimkisi ve belki artık yürek iklimim yavaş yavaş değişiyor, sanırım bahar gelecek… Dinleniyorum toprağın bağrında, küçücük bir tohum gibi ve neler neler açacağım, kim bilir, ama önce biraz teslimiyet ve bırakmanın hazzı… avuç içlerimde toprak, saçlarımın içinde dolaşan rüzgar, bereketiniz üstüme olsun, yağmur söz verdi sevişecek… 🙂