small-business-marketing-success-300x199Bir zamandır kafamı kurcalıyor. Bu haftasonu üst üste birtakım ”tesadüfler” sonunda yazıya dökmemi sağladı.

Yoga Journal e-newsletter gönderirken son birkaç aya kadar yoga işletmeciliği, yani stüdyo vs. daha bildiğimiz kapitalist düzene yönelik faaliyetlere değinmiyordu. Son zamanlarda ”açık kapı” uygulamalarından tutun da orada yoga eğitmenlerinin de stüdyonun tutunmasına ve yaşamasına etki edecek ölçüde ”satış” ya da ”pazarlama” yapabileceklerine değinilmeye başlandı. Yoga stüdyosu, kampı, turları, turizmi vs. derken ciddi bir pazardan ve talepten söz ediyoruz. Bu pastadan pay kapmak için sosyal medyanın gücü tartışılmaz durumda. Facebook neredeyse televizyonun yerini aldı. Özgür iletişim ve etkileşim platformu olması nedeniyle bireyselliğin kollektifliğe kolayca tercüme edildiği bir yapı burası. Herkesin bir sesi, bir yeri, bir dili var. Sahne korkusu çoktan gerilerde kaldı ve ne kadar ”kişisel dokunuş”, yani ”kişiye özel hizmet” o kadar ekmek bir yerde! Canları isterse pasta yesinler devri pekçok sektörde geride kaldı. Ürününüzü, sizi başkalaştıran, tercih edilmenizi sağlayan nedir? Elbette ki sosyal medya veya diğer mecralarda ne kadar gökkuşağı ve albenili olduğunuz belki belli bir kitle için son derece önemli, ama ya gerisi, arkası? Boş mu? Yoganın türlerini fitness benzeri disiplinlerden farksız görseniz bile sonuçta beden çalıştırmak öyle hafife alınacak iş değil. Yaralanması, sakatlanması, bir sürü detayı var bu işin… Bu biraz batı yaklaşımı; ürün, talep, hedef kitle vs.

Bir de ”yogacharya” dediğimiz bir şey var. Bugün facebook’ta Uluslararası Yoga Federasyonu (IYF) sayfasında sevgili hocamın bir alıntısını okudum. Çooook düşündürdü. Evvelsi haftasonu OM Yoga’daki partide yine yılların Ashtanga hocası ile sohbet ederken bu reklamdı, facebooktu, gürültü ve patırtıydı, sonra nefes nerde kaldı, sırf beden mi, konuşup durduk… Anlaşılan herkes ”yogacharya” meselesini pek bir unutmuştu?

Swami Maitreyananda, Dünya Yoga Konseyi IYF Başkanı:

”Yoga’da bir eğitmen eğitimi verebilmeniz için yogacharya (yoga üstadı) olmanız gerekir ve yogacharya olabilmek için de birbirine el veren üstadlar zinciri bilindik gurukula geleneğinden gelen bir yogacharya ile mutlaka ÇALIŞMIŞ OLMANIZ GEREKLİDİR. Yoga eğitmen eğitmenleri ve yoga mastırı olanlar eğitmen eğitimleri vermekteler, ancak bunu yalnızca gerçek bir guru veya yogacharyanın rehberliğinde yapmaktadırlar. Gerçek bir eğitmen guru veya üstadından yogacharya olarak el alır. Çünkü guru onun samadhi haline şahitlik eder. Yoga pekçok ve çeşitli eğitim programları sunabilir, ancak bu programlar bir yogacharyanın yokluğunda anlamsızlaşır. Bir yoga eğitmeni, öğretmeni, ya da bir eğitmen eğitmeni yalnızca ”şekilmatiktir” ve bir yogacharya yoksa öğretemez. Yoga samadhidir, asanalar ve teknikler değil. Ancak günümüz dünyasında yoga kursları yoga eğitmenleri değil yoga tekniklerinin eğitmenlerini yetiştirmektedir. Yoga tekniklerinin eğitmenleri yoganın yayılmasına aracılık etmektedirler. Her iki mesleğin, yoga eğitmenliğinin ve yogacharyanın birbirleriyle bu bağlamda çelişen meslekler olduğunu söyleyemeyiz. Bunlar olsa olsa birbirlerini tamamlayabilirler ve her ikisinde de bir sakınca yoktur.”

Kişisel olarak şu anda aktif çalıştığım işte sabahtan akşama kadar bir Wellness Center nasıl yönetilir, misafir memnuniyeti ve sadakati nasıl sağlanır bunlarla uğraşıyorum. Kar, memnuniyet, pazarlama… İşletmeciliğin incili gibi bir şey, değil mi? Biliyor musunuz, eğer içtenlik yoksa ağzınızla kuş tutsanız farketmez. İnsanlar özellikle de günümüz dünyasında ”yapmacık” olanı anında farkediyorlar. İçten olmak kadar eşsiz bir nitelik daha yok. Her şeyin ve herkesin birbiriyle kıyasıya rekabet ettiği bu zamanlarda en büyük avantaj kendine özgü ve içten olmak. Yapabildiğin kadar ve yapabildiğinin en iyisini yapmak. Bu belki de son derece ekonomik ve tam on ikiden bir hareket. Humus ustasının yalnızca humus, bozacının da boza satması gibi. Buradan, herkes en iyi bildiğini yapsın, başkasının işine karışmasın gibi bir mesaj çıkmasın. Vurgulamak istediğim başka bir şey. Aslında tümüyle KALİTE’den bahsediyorum.

İster batılı tarzda yoga yapın, sunun, işletmecisi olun, ister yogacharya ekolünden ilerleyin, işin özü kendine, karşındakine, yaptığın işe SAYGI duymakta. Hepimiz biliyoruz ki megolomanyakça saygı egonun çirkin yüzünden ibaret. Öyleyse hep birlikte bir düşünelim. Kimlerin dersine gidiyoruz? Facebook’ta bağırmak evet gerekli bence, haber uçurmak, burdayım, orda, şurda, bu var şu var demek iyi, haberdar oluyoruz. Peki ya içini neyle dolduruyoruz?

Geçenlerde bir atölyede hocalarımdan biri ”eğitmen” ”hoca” mısınız, yoksa ”rehber” mi diye sormuştu? 🙂

Bizler stüdyo sahipleri ve eğitmenler olarak hangisi olmak istiyoruz? Ya da grinin tonlarında gezinmek mi? İşletmecilikle yogacharya arası bir yerlerde?

Bence saygısız ve hırsız, kazıkçı işletmeciliğin çoktan sonu geldi. Ne dersiniz?