shaolin-temple-of-zen-3Yazıya dökmesi zor… Karların eriyip denize kavuşmasına ramak kalmışken herkes aynı anda ve aynı hızda buzlarını çözemeyebiliyor. Buzun buz, suyun su haline bir selam verip geçip gitmek var, hatta içselleştirmemek, ”ben”siz”lik… Vermeyi almakla eşit gördüğün sürece hayatın iki kutup arası çetele cetvel ölçek kaşık kepçe, beklentilerin boşa çıkınca top tüfek çatal bıçak sivri olan ne varsa damarlarındaki kanın uğultusu gücün yeterse hücum hadi çullan hadi geçir gebert çiğne geç üstünden arkana bile bakma yüreğin aksini haykırırken sen başının dikine iki kulağının arasındakinin söylediklerine daha hala aç dipsiz kuyu asla doymaz mide bilmenin görmenin gezmenin sonu yok kendinden kaçmak için yola düşmenin kendini sana bulduracağı masalına kandıysan eğer bil ki eninde sonunda yolun sonu okyanusa akmakta ve korkuyorsan büyük suyun küçücük bir damlayı yutmasından ve dağlara kaçacaksan eğer yokuş aşağı seldir bazı mevsimlerin kokusu… Öyle bir açtım ki avuçlarımın içini ayalarına gök mavisi değdi tenimde sabah yağmuru gri kaldırımlar üstü ışıl ışıl sonbahara yanmış sokak arası duvar kenarı yine de mağrur koca yaşlı çınarın kocaman yaprakları ıslak ve geniş ve hala yaşam dolu bugün ay kayboldu gece zifiri karanlık martılar suskun en sonunda zihnim de… Yüreğimin bildiğini kendinden saklayacak hali yok… Aysız gecenin kucağında bir kız çocuğu uykusunda uzaklara gidip de sabahları bir elinde tüy diğerinde iple uyanır masallar kirpiklerinden süzülür saç tellerinde uçuşur yaşama karışmak zamanı… İtiraf ediyorum rüzgara fısıldıyorum kırığım içimin cereyanında kalmışım tutuk tatlı sızı sözlerinle gözlerin bir değilse kandırma kendini sırf iradenin rüştünü ispata çalıştığın BrahmacharyaBrahmacharya değil! Sen de biliyorsun o saf dokunuşu! Onun içindir ki kapıyı örtüyorum dışardaki kış içimdeki baharı yakmasın meyve ağaçlarımda narin çiçekler rüzgarla toprağa yağmasın! Geçen gün ”Son Akşam Yemeği” taklidi sofrada otururken içimizden birisinin anlattığı gibi… ”Bitkiler tehdit altında olduklarını hissettiklerinde zamansız ve boş yere telaşla çiçek açmaya ve üremeye çalışırlar…” Tohum tohum saçılmak mı, altından tohumu kalbinin kozasında derin toprağın bağrında korumak mı?

Okyanusun dalgası üzerimden olağanca haşmetiyle ”ben” dediğim ne varsa yıkıp geçerken seçimlerimin ne önemi var? Düşündüklerimin? Düşündüklerinin? Dalga her nereye sürükler ve bırakırsa… Henüz tümüyle içinden geçemediğim bir hüzün kapısı var, dileğim yeni yılda o eşiği aşmak… Ondan sonrası sonra… Neşe, eğlence ve içimdeki çocuğun kahkahaları çok da uzak değil, yalnızca utancından saklanmış arkama en küçük fırsatta zıpırlaşacak kocaman olmaktan sıkılmış… İstediği kadar dışardakiler ”sahte” desinler içimdekiler biliyor kıymetini o en gerçek ve biricik ciğerlerimin var gücüyle fırlattığım ”kahkaha” kendimden en büyük dileğim!