Halloween2-Express-yourselfHerkes, her şey, her olay şu aralar yaşamımda bana aynı mesajı veriyor: KENDİNİ İFADE ET! Hatta geçenlerde patronum bile dedi ki böylesi daha iyi, bastırıp tamamen içinde tutmandansa iyi veya kötü ifade etmen daha iyi! Wouuuw! Sonra iş arkadaşım, kişisel gelişim konusunda da harikadır, aynı şeyi dedi… Derken felaket bir soğukalgınlığı ile dün işe gidemedim, yatak döşek yattığım yerden sıfırdan bir web sayfası yaratmaya çalıştım, yaptım, sonra vurdum kafayı beş saat kadar uyudum. Uyandım… annemlerle telefonda konuştum, yemek yedim… Biraz dizi falan seyrettim, kafa dinledim. Arada başka şeyler oldu tabii. Kılçık gibi bir soru takıldı kaldı içimde. Cevabını veremediğim. Çünkü ne kocaman bir sahne kurup Yunan tragedyası modunda bir şeyleri oynatayım dram yaratayım istiyorum, ona enerjim yok, hem de akıllıca gelmiyor. Diğer taraftan o kılçık orada. Karşımdakinin davranışıyla ilgili olduğu kadar benimle de ilgili. Tabii bana düşen kendi tarafımı çözümlemek, başkasının davranışlarının sonuçları onu ilgilendirir, beni ne derece etkileyip etkilemeyeceğine ise ben karar veririm. Ok… Buraya kadar sorun yok. Peki, gerçekten ne oluyor, duyguları, dram, geçmiş travmalar vs. hepsini bir kenara bırakınca? Çok hastayım, yardım istemek geçiyor içimden. Telefon ediyorum. Karşı tarafa rahatsızlık veriyorum. Hmmmm… Ben seni sonra ararım diyor. Üzerinden tam olarak neredeyse 14 saat geçiyor hiç ses seda yok. O da çok hasta. Bir daha geri aramıyorum. Sabah rahatsız edince cesaretim kırılıyor, biraz da kızgınım. Madem istemiyor, ne diye arayacağım öyle değil mi? Bir o kadar da dışında durmak istiyorum. Belli ki mıç mıç sorgu sual eden birisine tahammülü yok. Bu arada benim travmalarım patlak vermek istiyor ama pek kulak asmıyorum. Birkaç kere içimden çığlık yükselecek gibi oluyor. Ne zaman hasta olsam kimse bana bakmıyor. Daima yalnızım. Üstelik bu sefer yardım istemek için çaba göstermişim. Eskiden olsa onu da yapmazdım. Mantığım diyor ki yardım istediğin kişi de hasta. Ne yapsın?!?! Kendini görecek hali yok, bencil olma. Peki ama bana kim bakacak, şefkat gösterecek kendimi iyi hissetmediğimde, hasta olduğumda? Mantığım yine devreye giriyor. Derken babam merak etmiş beni arıyor iyi misin nasılsın diye… Diyorum berbat ama geçecek altı üstü soğukalgınlığı dünyanın sonu değil. Derken hani daha önce yazmıştım, kanser olan ve ikinci babam dediğim N. Amcanın ziyaretine gittim diyor. Nasılmış diyorum. Pek de iyi değil cevabını duyunca gözlerim doluyor. Havadan sudan konuşuyoruz biraz daha. Sonra ayaklanıyorum tekrar… İlaçlar da etkisini gösteriyor, kendimi daha iyi hissediyorum. Bu arada ”egomun beklediği yerden” yardım gelmediği için bir süre sonra dışarı da çıkacak halde değilim, eczane falan hak götüre, haftada bir bana gelen G. Hanım’ı arayayım bari diyorum. Sağolsun tamam tabii hem ilaçları alırım hem de gelirim diyor. Kadıncağızın ikisi küçük dört çocğu var. İşini gücünü bir yana bırakıp en ufak oğlanı E.’yi kapıp bana geliyor. Yolda alışveriş etmiş. Ben iş yeri için websayfası tasarımını bitirmekle uğraşır, beynimin kafatasımın duvarlarına dar geldiği hissini veren müthiş bir baş ağrısı ve kulak ağrısı ile arada hapşırık krizleri geçirirken G. Hanım bana maydanozlu ince bulgurlu tavuk suyuna parça etli çorba pişiriyor, muz dilimleyip yanıma koyuyor. Gayetle anne tadında… Hasta insanın buna ihtiyacı var. Minnet duyuyorum ve teşekkür ediyorum. Anneannemlerin, babaannemlerin döneminin Türkiyesi’ni özletiyor bana. Sizi bilemem, hayatlarınızı, akrabalarınızı, dert ve tasalarınızı. Yalnızlığımdan da pek şikayet ettiğimi söyleyemem. Çocuksuz yaşayan hani Jane Austen döneminin bağımsızlaşmaya çalışan kadınları gibiyim daha çok. Yaratıcılığımı çocuğa değil kendime ait bir yaşama, kazanca ve işe akıtıyorum. Bu tümüyle benim seçimim, tek sorumlusu benim. Hasta olunca temizlikçi kadınını arayan da bir tek ben değilim sanırım. Hani aklıma başka eşi dostu aramak da geldi, ama biliyorum, herkes yaşam kavgasının içinde, İstanbul’da programlar bir bozuldu mu toparlaması zor, kimseyi rahatsız etmeden çözeyim dedim. Ok… Sonra yine N. Amca ve kanser hastası olması geliyor aklıma. Önce derin bir şükretme ve basit bir soğukalgınlığı geçer duygusu yükseliyor içimden. Sonra ya ben kanser olsaydım? sorusu haliyle. Ama değilim. 🙂 İnsan zihni bu, düşünür kurar kendini kendine satar! 😉 Düşündüm mü? Düşündüm. Sonra da takılmadan geçtim. Gerçekten. Çünkü buna da ayıracak enerjim ve vaktim yok. Eskiden olsa depresyonun dibinde olurdum. Bu kış çok ciddi kaza atlatan ve yoga yapan bir arkadaşımla konuşuyordum, ölümden dönmüştü, yaralanması ciddiydi. Onun bu kazayı pozitif bir şey gibi görmesi, sakinliği, dramdan uzak oluşu, ihtiyacı olduğunda ona gelecek yardım konusunda herhangi bir vesvese içinde olmayışı dikkatimi çeken şeylerdi. Yıllardır kendi yoga pratiği olması da cabası tabii.

Yoga böyle bir şey gerçekten. Yaşamı olduğu gibi paniksiz kemiksiz kabul edebiliyor insan. Yavaş ve sancılı bir dönüşüm. Kesinlikle mümkün. Korkuların hükmü kalmıyor, zihin efendi değil, haddini biliyor. 😉

Yine de… Son bir cümle. ”Nasılsın? Biraz daha iyi misin?” diye telefon açabilseydi iyi olurdu. Ama ne yapalım… Demek ki konuşmamaya, dinlenmeye ihtiyacı var.

Benim de aranıp sorulmaya ve ilgilenilmeye ihtiyacım var. 😉 Çatışan beklentiler ve ihtiyaçlar… Dünyanın sonu değil.

Umarım iyileşmiştir. Ben kendimi kesinlikle daha iyi hissediyorum. Yarın iş güç beni bekler. 😉

28 Şubat 2013 Arkası Yarın Kısmı: Bugün bir mesaj, tam ihtiyacın oldu kırk yılın başı gelemedim, yardım edemedim! 😉 Beni bir gülmedir aldı. Sonra telefon ettim. Gelip yemek yapayım mı? Dedi sağol, temizliğe gelen İnci Hanım yaptı sağolsun. Haliyle daha çok güldüm… 😉

Not: Yine de ben olsam dikkatli olurdum. Bu daha çok tropikal iklim kuşağındaki fazla albenili ve renkleri çığlık çığlığa bağıran zehirli bir bitki ya da hayvanı andıran türden bir yazı oldu!!! 😉 Ne de olsa kadın dediğin… 😉 Egoyu elma soyar gibi bu kadar soyabildim!!! 😉

Not 2: Bu blog kesinlikle aslına uygun bir hizmet veriyor. Burası TALASANA: YOGA İLE GÜNLÜK KEŞİFLER… Yoga matımın üzerindeki çalışmalarım duygularımı, düşüncelerimi, bedenimi, yaşamımı düğüm düğüm çözdükçe arada yazılarıma da yansıyor. Benim için yoga kolunu bacağını ne kadar büktüğün değil, yaşamına ne kattığı neyi dönüştürdüğün ve bunun sonucu olarak biraz daha huzurlu, rahat yaşayıp yaşayamadığın. 🙂 Benim için gerçek zenginlik bu galiba…