Şişman beden – dolu zihin? Titrek ses – korkak zihin? Kaçamak bakışlar – karmaşık zihin? 

Esnek beden = esnek zihin ???

Bu böyle uzar gider… Yaşamı içeri alabilmek, olayları, insanları, güçlükleri, neşeyi sevinci, bağlantıları, işi, oyunu, eğlenceyi, her şeyi davet edip başımın üstünde yeriniz var diyebilmek için güçlü bir çekirdek lazım. Tıpkı güneş ve onun etrafında hareket eden gezegenler misali, yaşamın girdabı hızla seni içine çekmeye başladığında o girdabın hız ve çekim gücünün kapsama alanı dışında kalan tamamiyle nötr bir alan var. Bu boşluğu bir kez keşfettin mi yaşam sana önceleri emr-i vaki yaparken artık sen onu evine misafir çağırmaya başlıyorsun. Davetsiz misafirden ooooooh hoşgeldiniz safalar getirdiniz haline geçmek gerçekten de farkındalık işi. İçinin, yüreğinin, zihninin bütün dikenlerini önce bir kendine batırmak ve nereyi acıttığını iyice bir hissettikten sonra o dikeni büyüten duygu, düşünce her ne ise ona gerçekten ihtiyaç olup olmadığına bakabilmek biraz da… Sonra yavaş yavaş bildik tepkilerin, kalıpların dışına çıkmaya başlamak, kendini şaşırtmak, kah izin vermek, kah otur oturduğun yerde diyebilmek, kocaman ve kakafonik bir orkestranın sonsuz provalar sonucu tatlı bir melodi ve ritmi yakalaması…

Beden, yürek ve zihin tarafından şekilleniyor. Stresli misin? Yemekler gelsin! Ya da rakılar şaraplar… ya da galonla kahve, siyah çay… Baklava tepsisi getir evladım! Su böreği, kısır, ekmek arası döner, allah ne verdiyse SALDIR! Gözün dönmüş menüyü çağır komple gelsin sofralar donansın kendini iyi hisset yeter ki…

Peki ne olur kendini az biraz dolu hissetmesen? Ne olur mesela tıka basa yemesen, mide çeperlerin zorlanmasa, reflümsü gaz baloncukları yemek borundan yukarı doğru kalp krizi geçiriyorum duygusu yaşamaya yakın bir şiddetle göğsünü sıkıştırmasa? Şart mı? Yerken ölüyorsan, kendi kendini zehirliyorsan?

Farkında mısın?

Eğer halı altına süpürüyorsan, geçiştiriyorsan, aslında bir stres bombasının üstünde oturuyorsun. Emin olabilirsin, bir gün infilak edecek!

O zaman kendine hastalıklardan bir hastalık beğen, bahtına ne düşerse artık.

Hayatımın kısa bir bölümünde 42 bedene çıkmıştım. Çok ilginç bir deneyimdi. Kendimi yargıladığım, alaşağı ettiğim, beğenmediğim ve sokakta yürürken adeta hayalete dönüştüğüm için egomun acı çığlıklar attığını söylemeliyim. Erkeklere, kadınlara görünmez oldum, çocukların gözündeyse normaldim. Şekil konusunda eğer çocuğunuz şimdiden Hilfiger ve Vuitton gibi marka virüsünü kapmamışsa -şanslısınız bu arada, ya da tasarruf edebilmek için Che Guevera modunda biz gençliğimizde asker postalı giyer, cepli pantolonlarla dolaşırdık, ya da çiçek çocuktuk propagandası ile öteki tarafa da çekmiş olabilirsiniz, Levi’s kot’u falan aşağılayıp bir nebze olsun kendine özgü giyinmek, kendi modanı kendin yarattan nasiplenmiş evlatlara sahipseniz öpün şükredin- (kapa parantez) 130 kilo olmadığın müddetçe ortaokul öncesi neslin gözünde gayet normalsin, rahat nefes al!!! Ama gel gör ki bir yuvarlanma hissi, anormal bir yorgunluk, üstümde taşıdığım kilolar, her giydiğimin üzerimden dökülmekten çok bazı engellere takılıp derime yapışması falan… Bir garip duygu girdabı ki battıkça yiyorsun yedikçe batıyorsun.

Stres nedir ki aslında? Biraz yakından bakınca korku, yetersizlik, endişe, kendinden hoşnutsuzluk ve tamamen en altta yatan bir YAPAMAYACAĞIM BEN BUNU!!! ASLA BAŞARAMAM!!! gibi birtakım olumsuzlamalar. Allah allah? Niye yapamayacaksın? Neden? Tutan çekiştiren mi var? Gerçek engeller dışarda mı içerde mi?

Yogaya başlarken öğrencinin karşılaştığı birinci engel tam olarak bu zihniyettir hem de kapı gibi! Sopa duruşunda duramazsın, ne sopası, kalçalar yığılır sarkar yere doğru, bu defa sakrum bölgesi sıkışır, alt belde acı, aaayyy amannn oooffff, kollar acır, el bilekleri acır, her yerin acır, bağırır çağırır! Zihin isyanlarda, yerlerde tepinen şımarık çocuk, istemiyoruuuuuum ben bunuuuuuu! Peki, isteme! Devam et bağırmaya çağırmaya… Bazen içinde kalmak gerekir. Bütün o gürültü patırtıya rağmen. Önemsemeden, abartmadan, takmadan, takılmadan…

En sevmediğin asanada kalacaksın, eğitmenin yönlendirmeleri, güvenlik uyarıları, uygun hizalanma için verdiği komutlara dikkat kesilerek, uygulayarak, en sonunda duruşun içinde kendi zihninle diş dişe göz göze bir güreşe tutuşacaksın ve bak bakalım pes edecek misin?

Eğer olur da pes etmez dayanırsan… 🙂

Basit ama yaşamını tepeden tırnağa dönüştüren, su damlasının bir kayayı oyma ve şekillendirme gücüne sahip olduğunu hatırlayarak yoga denen bu yaşam sanatının zihnindeki ve bedenindeki tamamen senin tarafından yerleştirilmiş sınırlar ve engelleri teker teker ortadan kaldırmasını izle… şaşır… bir daha şaşır… Mucize değil, özünde gizli olan evrensel müziğin ritmini duymaya başladın belki de.. Yeter ki bir yerinden başla ve bir daha bir daha yoga matının önüne gel sonra bırak hayat hikayen kendini anlatsın. Sen parazit yapma! 🙂