spring_allegory_brown-01

Kim derdi ki yazamayacaksın?!?!?! Ya da restoratif yoga tutturdun kendin restoratif olmaktan acizsin?!?!?! Yazıya çok ara verdim. Bu arada kişisel yoga pratiğim derinleşti, kişiselleşmeye ve dönüşmeye başladı. Meditasyona daha çok yer ve zaman ayırır oldum. Bir yılda neler değişti neler…

Garip meraklarım vardır. Oldum olası sörfçüleri seyretmeye bayılırım, hayır vücutları yüzünden değil ;), sörf tahtası, tepelerinde üstlerine kapanıp onları yutmak üzere canavar dalga ve tam sınır üstü dengede süzülürkenki o halleri… Yarı korku, yarı imrenme karmakarışık bir yandan da hipnotize olmuş bir halde izler dururum…

Sonra Sumo güreşi seyretmeyi severim. İki dev adamın birbirlerini saygıyla selamlamalarını, sonra hızla ve büyük bir güçle atak yapıp birinin ötekini kök gücünden etmeye çalışmasını soluğumu tutarak izlerim. Sumo güreşinde ringte kalmanın sırrı bandhalardan geçer. Bandha denge güç arası bu tuhaf ilişki beni büyüler.

Uyurken en sevdiğim pozisyon SUPTA VRIKSASANA… 🙂 Evet yatakta sırtüstü yattığım yerden ağaç pozu. Nasıl rahat anlatamam. Bayılıyorum buna!

Geçen sene Şubat sonu Ankara’dan Istanbul’a göçmüşüm. Bir sürü yeni başlangıç, çok sessiz, sakin ve kabuğunda yaşayan ben için İstanbul Osmanlı tokadı gibi patlamış yüzümde!!! İş değiştirmişim, ev değiştirmişim. Anayı babayı dostları güvenli kozayı bırakıp kanatlanıp bir daha uçmaya karar vermişim. O gün bu gündür STRES hakkında kendimi bir laboratuvara dönüştürdüm, kendi üstümde denemediğim yöntem kalmadı.

Milyon tane soru uçuşur dururken zihnimde, mesela insanlar neden depresyona girerler, aşk niye bu kadar acıtır, yaşamak ne ki, her şey bundan mı ibaret, sürekli çalışacak mıyız, hep bir sonraki anı beklemek, ya anın gerisinde ya ilerisinde ama asla içinde kalamamak… Kimi soruların geçen bir yılda cevabını kendimce kendime verebildim, bazısını düğümlü bıraktım çözmedim, çözemedim.

Diyeceğim o ki, bu Perşembe tekrar taşındım. Ben toplandım paketlendim ama dert görmesin sağolsun aslında beni sevgilim taşıdı. Geçen yıl panik duyguları zirvede, midesi düğüm düğüm, bilmediği ortamlara, zor iş ilişkilerine, bambaşka bir iş sektörüne adım atmış bir ben vardı.

STRES ile olan dansım değişti.

Ağaca rüzgar fırtına stres, ceylana aslan, bazen koca bir manda sürüsü cengaver bir aslanı linç ederken aslan cezasını çekerken STRES yaşamın doğal bir parçası.

Kimisi hayatı boyunca stresten kaçınır ve basit bir haftasonu partisi, yemekli bir toplantı dahi ona çok gelir, derken dünyası daralır gittikçe içine kapanır.

Kimisine stres dost görünür iş yerinde bir toplantıdan ötekine, bir proje tesliminden diğerine derken akşam olur yemeğe partiye eğlenceye derken sıra yatmaya gelince bir türlü zihninin gergin yayını gevşetemez uyku haram… Onun sızması gerekir, uykuya sinirlenir. En basit görünen şey değil midir uykuya teslim olmak dalmak gitmek? Iııı-ııııhhhh yapamaz. Düşünceler girdap olur etrafında savaş dansı yapar döner durur.

Utangaç, içine kapanık ise giderek daha çok uyumak, yastığın yorganın içinde kaybolmak istedikçe yaşam sahnesinden izlerini silebileceği ümidine kapılır. Yaşarmış gibi yapabilir mi acaba? Herkes uyuduktan sonra o bütün gün uyuduğu için artık gece sessiz ve gizemli önüne yeni dünyalar sermeye hazır, uykusunda damıttığı hayallerinin kumaşını geceyarısından sonra dokumaya başlayacak…

Sağkalım için STRES lazım. Hareket, yaratmak için.

Dinlenmek için STRES lazım. Kendini yeryüzüne sırtüstü bırakıp yerçekimine teslim olunca dinlenmenin gevşemenin tadı çıksın diye.

Çalışmak ve dinlenmek arasında bir yerlerde yaşamın hakkını verdikçe sonunda yatakta SUPTA VRIKSASANA (Yatay 😉 Ağaç100_67_csupload_37784292 Pozu) ile dinlenen bedenim Pazar gecesi yeni bir evde uykuya teslim olacak, 1 Nisan Pazartesi boğaza karşı uykusundan uyanacak.

Kendi derimin içinde biraz daha rahat ettikçe İstanbul’un hırçın ve şımarık yüzünde kaçamak bir tebessüm belirir gibi…

Oysa geçen sene bu zamanlar bir su yatağının üstünde soğuk yalnız ve yabancı bir evde kafamda sorular…

İnsan dönüşür, değişir, hiçbir şey aynı kalmaz ve sabretmek, yaşam asanasının içinde rahatını aramak, nefes tutmadan doğal akışında soluk alıp vererek, yeri geldiğinde kendine iyi davranıp yaralarını sarmak, kabuk tutmasına izin vermek, yeri gelince yataktan erken kalkıp yola işe koyulmak, yeri gelince sessizliğin kucağında rahatlamak ve bunları yaparken çiçek çiçek yaşama açılmak…

Yarın bol dönüşüm ve değişim, meditasyon ve aksiyonla dolu, stresle dans ettiğim bir dönemin ardından süzülüp gelen RESTORATİF YOGA pratiğimi sizlerle paylaşmaktan ve çalışmayı Ankara’da yapmaktan dolayı çok heyecanlıyım.

31 Mart 2013, Pazar, Fer Yoga & Pilates (Ankara) Stüdyosu’nda saat 17:00’de kısa bir tatile çıkmaya hazır mısınız? 🙂

Facebook Etkinlik Linki … https://www.facebook.com/events/550572558306599/?ref=25