Geçen yaz Nicole Ohme’nin kampında ilk kez kendimle ilgili tuhaf bir bilgi kırıntısıyla yüzleşiverdim. Hiç hoşuma gitmedi. Hani kimse kendini sıkıcı bulmayı istemez ya, yok yahu ben düpedüz sıkıcı birisiyim. 😉 Her zaman mı böyleydim yoksa hayat yolunda bir yerlerde sırt çantamdan oyun, eğlence ve şakayı, kahkahayı düşürüverdim de mi şimdi sıkıcıyım! Gerçeği yansıtmayabilir, ama gerçek nedir ki zaten? Dışımda hissettiğim, kendime dair iç ve dış algılarımla başkalarının beni nasıl algıladığını karşılaştırmak kadar anlamsız ne olabilir? Işık hızıyla değişen görüntüler ve yanılsamalardan ibaret flu bir tablo, bir renk seli üstelik herkes kendi iç bakışının perdesinden sızan görüntülerle algılıyor her şeyi… Peki… Neden kendimi sıkıcı diye yaftaladım öyle durup dururken?

Belki bir nedeni Nicole’ün sabah pratiklerine gitmekten hoşlanmayışımdı. Serbest saatlerde kendi yoga pratiğini yapmaya başlıyorsun ve Nicole uygulayıcıların arasında dolaşıp kah arada düzeltmeler, kah önerilerle bizler zenginleştiriyor, paylaşımlarda bulunuyor. Bir gün önceki dersten biraz hırpalanmışım ama şunu farkediyorum ki ben bu sabahki serbest pratiklerden hiç mi hiç hazzetmiyorum. Etrafımdakiler pozdan poza zor asanalara bir girip bir çıkıyorlar, ben taş yerinde ağırdır misali hareketin değil durağanlığın derinliğini nasıl özlüyorum, anlatılmaz yani, insan ürküyor bir yerde. Bir salon dolusu yoga eğitmeninin ortasında acemi misin nesin, basit basit takılıyorsun… Kendini kıyaslamak, yarışmak, ben nerdeyim onlar nerde… vıdı vıdı vıdı…… O gün bugündür inatla hergün Bakasana çalışıyorum. Rahat değilim, ama yavaş yavaş o denge dinamiğini keşfettikçe biraz  daha rahat. Ancak benim için asla bir kuş uçuşu ve hafifliğinde olamadı bu asana. Neden derseniz, güvenli alanımı terketmiyorum bir türlü! Havalanacağım, kanatlarımın altında havayı hissedebilmek için o sıçrayışı ve uçuş için kendimi boşluğa teslim edecek çevikliği ve özgüveni bir türlü hissedemiyorum! Benim için kol dengeleri ve ters duruşlar yabancı bir dünya.

Duvar dibine getir takılayım Sirsasana, hiç problem değil Sarvangasana, ama gel gör ki ah şu Bakasana!!! Hele hele salon ortası temassız duvarsız Sirsasana, daha çok beklersin! Herkes uçuşta ben restoratif pozda Supta Baddha Konasana… Doğrusu Restoratif Yoga’yı güvenli ve kolay olduğu için uyguladığımı söyleyemem. Öyle restoratif asanalar var ki benim gibi derinleşmeyi ve kalmayı, hareketsizliğin çekirdeğindeki ufak nüansların farkına varmaktan hoşlanan meditatif bir tipi bile çileden çıkarabiliyor. Kendimi çok sabırlı, şöyle aşmış böyle falan filan sandığım her an haddimi bildirmesini pek severim Restoratif Yoga’nın. 😉 Bu yüzden bu tarzda ders vermek de yüreğimden, içimden, kişisel deneyimlerimden süzülüveren ancak derslere son derece yoga kavramsallığında ve yapısında yansıyan bir olma halini araştırmak yalnızca.

Sonra kendimi daha beter yargılarken buluyorum! Sıkıcıyım ben yahu! Oyun oynamayı bilmiyorum! Ne olmuş yani düşsem yuvarlansam? Ne farkeder? Bu yanlış yapma korkusu da neyin nesi böyle?

Bu yüzden kendi bildiğim bir rotada ilerleme kararı aldım. Her sabah 9 X 3’lük Surya Namaskara sonrası bolca Dolphin ve kol güçlendirici diğer asanalar… sonrası cesur denemeler… Denedikçe, oynadıkça, keşfettikçe olacaklara açık, yapamam ki ama ben, çoooook zoooooorrrr adlı korku temalı radyo kanalını zihnimde kesinlikle değiştirdiğim dinlemediğim bir döneme merhaba!

21 gün boyunca Talasana: yoga ile günlük keşiflerde Çiğdem için duvardan ayrılma ve oyun vakti… Gündelik maceralarıma buyrun lütfen! 😉

Not: Bana ters duruşlar ve uçma konusunda destek olabilecek ve arada bireysel takılıp eğlenmek isteyen, öğretmek isteyen eğitmen arkadaşlarıma duyurulur… Desteğinize ihtiyacım var! 🙂 Gelin eğlenelim! Uçuşlarıma veya arada yere çakılmalarıma tanıklık edin! 😉