Bana göre son günlerde en çatır çatır dönemlerimden birini yaşıyorum. Aşağıda belgeleriyle mevcut! Hani dosya üstüne dosya, kendi kendimin jurnalcisiyim bir yerde. Buyrun başlayalım.

1) Yes, Bakasana belgelendi!

DSC00061Evet, bir kez daha anladım ki çalışmaya devam, Manipura ve Muladhara konsantrasyonuna, hele hele nefese odaklanmaya devam. Korkumun uçmak değil düşmek olduğunu da keşfettim. Bu haftasonu Kaynaşlı‘da Topuk Yaylası‘ndaydım. Yumuşacık mis gibi çimenlerin toprağın üzerinde Bakasana denemek keyifliydi. Resim de bu denemelerin bir sonucu zaten. Düşsem bile canım yanmayacaktı. Toprak Ana’nın bağrında güvendeydim. 🙂 Gel gör ki sonra göletin üzerindeki güzelim iskele platformun katı zemini üzerinde denerken ödüm koptu. Korkuyordum ve uçabilecekken uçmadım. Düşmek ve incinmek… İçimde gizli bir karakutunun kapağı açıldı sanki ve satır satır deşifre oluyorum?!?! Yaklaşık sekiz aydır ilk defa bir rüya gördüm dün gece ve sabah hatırladım. Teması yine korkuydu. Korkunun kaynağı mecazi de olsa bir nevi ”DÜŞMEK” ile ilgiliydi. Düşmek hatırlarsanız pekçok ataerkil ve tek tanrılı dinde ”Cennetten Kovulma” alegorisiyle eş anlamlıdır. Düşünce kovulur insan, mutluluğun filmi kopar ve her şey yarım kalır. Ya ben çok fazla hayal kırıklığı biriktirmiş, damıtmışım çocukken ve bunlar derimin altına işlemiş adeta, ya da nedir? Uçabilecekken neden düşmekten korkar insan? Bu apayrı bir yazının konusu sanırım. Dahası, düşmek ve cennetten kovulmak hikayelerinde suçlayan ve suçlanan taraflar vardır, ikilik çıkar bundan. Kavga, gürültü ve savaş!

2) Stres! Hayatıma hiç hoş gelmedin!

2013-05-27_234300Az çok gerekli biliyorsunuz. Hani sağkalım açısından. Cem Yılmaz’ın güzelim film sahnesi gibi, ”Komutan Logar!!!” ”Efendim canım?!” ”Bir cisim yaklaşıyor!”

Eğer radar sisteminiz gündelik hayatta gerekli gereksiz her bir şey için ”Bir cisim yaklaşıyor!!!” moduna giriyorsa ne olur sonumuz? Dostlardan fikir soruyorum, bazısı fazla takma diyor, zekice gelen cevaplar arasında ”Kişiselleştirme” kavramı geçiyor. Kısacası bana ”ZEN” olma hali reçete görünüyor. Meditasyon tavsatılmayacak savsaklanmayacak YAPILACAK! Neden? Nefes almak gibi doğal bir şey. Bu aralar zihnimin her şeye alarm zilleri çaldırmasından da gına geldi belki de ondandır. Seni mi dinliycem gerekli gereksiz bi otur oturduğun yerde demek istiyorum. 😉

http://www.sendromtv.com/komutan-logard-bir-cisim-yaklasiyor-gora.html

3) Vinyasa’dan neden kaçarsın?

Bugün Elephant Journal‘da okuduğum son derece çarpıcı bir makale (Vinyasa Yoga and the Feel-Good MythVinyasa hakkında döktürüyor. Yazının bir yerinde T.K.V. Desikachar‘ın The Heart of Yoga kitabında Vinyasa Krama tanımına atıf var: ”uygun bir biçimde düzenlenmiş asanalardan oluşan bir dersle ulaşılmak istenen bir hedefe yine uygun bir biçimde ilerlemek”. Eğer Sanskrit dilinde kökenine inilip incelenecek olursa:

vi: in a particular, or special way / özgün ya da özel bir yöntemle

nyasa: to place / yerleştirmek, düzenlemek

krama: stages / etaplar, fasılalar

Birkaç haftadır devam ettiğim Vinyasa derslerinin sonucunda algılarıma, kendimi algılayışıma bakıp derinleşip hayretler içinde kaldıkça şunu görüyorum ki yüreğimde bir isyan büyüyor ve ben onu sürekli hasıraltı ediyor bastırmaya çalışıyorum. Kendimle amansız bir savaş halindeyim. Oldum olası göçebeyim, mülksüzüm, hatta kişiliğim yok, içim boş benim, su gibi, ellerden dökülür akarım. Sırf Boğa Burcu doğdum diye habire kendimi köklemeye toprağa tutunmaya çalışır dururum. Farkediyorum ki derin bir hüzün var yüreğimde. Akarken akmadığım, tersine daha bir ağırlaştığım yanılsaması. Karşımda benliğimin kırık aynalarına yansıyan paramparça puzzle bana keskin hatlarıyla gösteriyor ki olamadığım olamayacağım bir haller içindeyim. En nihayetinde iki yıla yaklaşan ve rota değiştirmiş iş yaşamımı zorlu bir asanayı tutmaya ve onun içinde kalmaya benzetiyorum. Kalabileceğimi ispatlamaya çalışmaktan yorgun düşmüşüm, bıkkınım.

Zorlu bir asanayı ne kadar süre tutarsınız? Ateşten kızgın bir sobaya elini ne kadar süreyle değdirir çocuk? Yaralanıp berelenene dek yaptım, başardım, tuttum, aldım, ettim, ittim, kaktım martavalı ne derece ciddiye alınır ki?

Vinyasa’da bir hedefe doğru adım adım yaklaşırsınız, bir planla, taktikle ve son derece bilge bir farkındalıkla. Amaç yaralanmak ya da yanmak değil, bir şeyi yapmanın en uygun yöntemini araştırırken kendi kısıtlarının farkına varıp güvenli ancak sınırda bir gezintiye çıkarak saklı potansiyeli ortaya çıkarmak. Yazıda da bu son nokta vurgulanıyordu.

Peki. Sınırlarda dolaşmanın nesi tehlikeli?

Bakasana‘dan düşünce, cennetten kovulunca neler olur ki?

Sonra geçen haftalardan bir söz, biraz gaddarca belki de biraz gerçeklik payı da içeriyordur, bilemiyorum. Bunun üzerine henüz bir Kapotasana denemedim.

Belki binlerce yıldır içimizden akan kadim bir ses bir kadının ağzından döküldü ve dile geldi dedi ki: ”Tanrıcılık oynama!”

Buna karşın binlerce yıldır içimizden akan kadim bir ses bir erkeğin ağzından döküldü ve dile geldi dedi ki: ”Kurban rolü oynama!”

İkisi de birbirine aynı şeyi tekrar ediyordu ve her ikisi de dengeyi özlüyordu.

Tanrı kurban ister, kurban tanrısını özler.

İkiliğin filizlendiği dünyamın yırtığı derinleşirken farkındalığımla bu uçurumun iki yakasını birbirine tutturmak gibi amansız bir gayretin peşindeyim. Boğazımda ilmek ilmek takılmış bir şey.

Susturuluyor muyum? Ağzımın payını alıyor ve çenemi tutmam mı söyleniyor?

Gerek iş yerinde, gerekse sosyal hayatın her alanında içimdeki feminist ejderham başını dikeltti de ateş ve har mı biriktiriyor?

Dikkat kesiliyorum… ve hep hedefsiz mi yaşamışım şimdiye kadar da hedef koymak bana zor geliyor?

Sahi hedef sizce eril mi dişil mi?

Toprak Ana’nın bir hedefi var mı? Suyun? Havanın? Ateşin?

Kendim olmakla hedefime doğru gitmek arasındaki garip ilişkide derin şüpheler içindeyim. Neye ihanet ettiğimi bilmeden bir şeyler kırılıyor içimde… Hayırlısı…

Ama zaten Desikachar’ın dillendirdiği hedef de statik bir şey değil, daima değişken, hava, su ve ateş gibi heyelanla koşan akan toprak gibi… daima yeni ve yeniden…