st_crystalcave_fOn beş ya da on altı yaşındaydım. Yüreğimin yettiği tüm güçle bir dilekte bulundum kendim için. ”Özgür olmak istiyorum.” Kimseye, hiçbir şeye, hiçbir zaman ve hiçbir koşulda boyun eğmemecesine. Fazlasıyla romantik bir dilek.

Sonra yetişkinlerin dünyasında kristal bir prizmanın ışığı kırdığı gibi özgürlüğü renklerine dokularına ayrıştırmasını seyrettim, hatta bazen kendim de onun saf ışığını kırdım eğdim büktüm.

Yine birgün Şehzadeler Kenti Amasya’da konuşuyorum bir dostumla… Sohbetimizin konusu özgürlük. Daha doğrusu o bana idealimdeki, on beş yaşımdayken hissettiğim kokusunu tadını sahip olamadığım için aldığım özgürlük düşünün sonsuza dek kovalanası bir şey olduğunu anlatıyor sabırla. Dostum kendine göre görmüş geçirmiş ama emin değilim, görgünün, tecrübenin yaşla düzlemsel bir ilişkisi yok bana kalırsa, nice çocuk birkaç hayatı hızlandırılmış ve maalesef trajedilerle dolu son derece yoğun yaşamıştır. Gel de şimdi yaşı ve tecrübeyi birbirine bağla? Yaşamışlık, ilk elden deneyim farklı ve edinilmesi gerekli, yaşam yolunun kaldırım taşları böyle döşeniyor çünkü. Tadacak, koklayacak, bakacak, bazen iğrensen de içinde olacak, bazen seni bataklık gibi içine çekmeye kalkışsa sıvışacaksın. Seni her nereye iteler ve hangi köşeye sıkıştırmaya yeltenirse güreş tutacaksın ve tersini uygulayacaksın. Dengeye gelecek böylece, basit bir fizik kanunundan ibaret bazen her şey. Tersini yapma gücünü içinde uyandıramadığın takdirde sonu ya patlama süper nova ya da uydu modunda daha ağır bir kütlenin etrafında dönenceni alın yazgısı sanma. Eğer güneşsen bil ki merkezindesin ve her şeyin dönencesi ama yakın ama uzak belli bir mesafeden etrafında tavafta. Yaklaşmayacaksın yaklaştırmayacaksın çok fazla.

”Meditasyon yapamıyorum,” ya da ”Bir türlü meditasyona başlayamıyorum,” sözünü sıklıkla duyarız. Düzenli bir kişisel pratiğin yerleşmesi zaman, azim ve kararlılık, disiplin ister. Kendine verdiğin sözü bin kere kırdıysan tutamadıysan bin birinci kere tekrar tekrar denemekten ibaret… Yeter ki yine gel. Kâbeni bul.

Bazen ceza, bazen ateş, bazen sansür, bazen iktidar, bazen kölelik ve daha nice tayfında kırgındır özgürlük. Ele avuca sığmaz bir türlü martı çığlığında keskin, hırçın, biraz hüzünlü, bulut olur uçar, yağmur yükünce yağar üstünden kirini pasını arıtır toz olur ayaklarının dibi çamur akıtır gönlünün tozunu çatma kaşlarını kuşların kanatlarını çek üstüne gece kapatsın gözlerini sen uyu dinlen biraz sonra zamanı gelince var gücünle tekmele topuk at suyun öteki yakasına fırlat bedenini yön değiştirsin rüzgarların yelkenin dolsun üflesin yeni rotalara doğru yaşam dolsun taşsın olsun…

OLSUN. OLDUĞUNDA OLGUNSUN. KENDİNSİN. TANIŞMAYA GELDİN.

Gözlüklerimi unutmuşum geçen… Almaya gittim ve hafif kemik çerçeveyi yerleştirdim burnumun üzerine. Sonra çektim minderi altıma, zafunun ucuna kaydım, bir iki kıpırdandım, yerleştim. İçeriye bir kapı açtım ve adımımı attım. Gerisi kendini bana anlattı, uzaktan baktım baktım…

Çemberinin Doğu yönüne git ve şöyle de: Hoşgeldin Parlak Hava. Bana şimdi taptaze bir İlham esintisi getir.

Çemberinin Kuzey yönüne git ve şöyle de: Hoşgeldin Derin Toprak. Beni Bilgelik ve Güvence ile köklendir.

Çemberinin Güney yönüne git ve şöyle de: Hoşgeldin Parlak Ateş. İçimde Tutkuyu ve Gerçeği alevlendir.

Çemberinin Batı yönüne git ve şöyle de: Hoşgeldin Saf Su. Berraklığınla Durugözümü ve Sükûnetimi enginleştir.

Hava, Su, Toprak ve Ateş… Çemberimin Işığına Hoşgeldiniz!