prasarita-padottanasana-c-Ne garip başlık oldu değil mi? Anlatacağım… Buyrun… 🙂

Hatırlarsanız geçen sene yazın sağ omzumu ciddi ciddi sakatlamıştım. Artık pekçok birikmiş olayın, ihmalin sonucu birgün Urdhva Dhanurasana denerken patladı! Sağ omuz kapsüllerim tamamdı, iflas etmişti. İyileştim yavaş yavaş. Her şey normale döndü. Gene de beden hafızası inanılmaz bir şey. Her ne kadar dikkatle ve özenle Chaturanga uygulasam da, her türlü hizalanmaya dikkat etsem de omzum olanı biteni hatırlıyor. İnsan beyni de öyle. Yani tecrübeleri, hele de acı verici olanları depoluyoruz. O depoladıklarımız sonra bedenlerimizin hücre kodlarına, DNA yani genlerimize kadar işliyor. Tüm varoluşumuza. Hücreler hatırlıyor. Ben buna defalarca şahit oldum. Sevgili dostlarımdan bir tanesi, dağcıdır kendisi, işte sohbet ediyoruz falan, o aralar Everest ve zirve olaylarına fena kafayı takmışım, ne bulsam gerçek tırmanış öyküleri okuyorum. Herhalde art alanda kendine ve koşullara meydan okumakla ilgili soru işaretlerim var, arayıştayım. Demişti ki sevgili dostum, dağcıların parmakları donar, işte sonra neyse tedavi olan falan kurtulan olur, sonra kan dolaşımı vs. normale döner, sinir hücreleri hatırlar! Ortada bir şey yoktur, parmaklarda kan taze ve pembe dolaşmaktadır, onlar zonklar! Neden? Çünkü yaşadıkları travma öyle böyle değildir. Hepimizin travmaları var. Kendimizi mahkum ve kurban hissetmemize yol açan ruhsal veya fiziksel, ki ben aslında ikisini çok birbirinden ayrı görmüyorum. Yumurta mı tavuktan yoksa tersi mi misali…

Sonra tadına ucundan baktığım bir atölyede çok saygı duyduğum bir yoga hocam demişti ki travmalarınız sizin şu anki gerçeğiniz değildir! Janu SirsasanaPaschimottanasana vb. öne eğilmelerle olan ilişkim dönüştükçe, bedenimin nasıl da değişip onu nasıl şekillendirirsem elverdiği ölçüde tevazuyla memnuniyetle deyip cesurca yoğruluşundan, yogayla bedenimin, zihnimin ve ruhumun hamurunu yeni yeniden bazen sil baştan karmaktan, en önemlisi de daima ama daima en ümitsiz durumlardan dahi çıkış yolu olabildiğinden öylesine emin oldum ki! Yoga bana bunları azar azar hep gösterdi. Bazen haddimi bildirdi, bazen tamam dedi, gel, yaparsın, olur bu iş. Çok ama çok samimi bir diyalog başladı ve hatta bazen diyorum ki Çiğdem sen iki kişisin, pek hoş sohbetsin. 🙂

İş zihinde bitiyor. Bazı gün izin vermiyor, denge duruşları hikaye. Bazı gün o kadar olumsuz ki çığlık çığlığa, yok yapamazsın, deneme bile, öffff çok sıkıcı vıdı vıdı… Başka zaman bir gaz tam gaz! Küt her şey tepesi üstü, bazen küstah ve ukala! İşte o zaman cızzzz, başına bir iş gelecekse genelde goy goy moddayken geliyor zaten! Biliyorsunuz sadece yogadan bahsetmiyorum, gündelik hayatta da böyle değil mi? 😉

Dün akşam sevgili Monika Tuğutlu‘nun dersinde (OM Yoga Merkezi) gel dedim zihnime, anlaşalım! Biraz sus ve kendini bana bırak, gel birlikte sadece beden olalım bir süre. Sonra yavaş akışlardan geçip ısındık, derken sıra Prasarita Padottanasana denemeye geldi. Zihnim sus pus, meydanı boş buldu bedenim ve bir sakin derinleşme, derken korkudan ödü kopan sağ omzum bir iki mırıldanır gibi oldu ama en sonunda kendimizi hep birlikte teslim ettik. Beden, zihin ve kalptik aynı anda. Kendini ana bırakıp derinleşmenin şaşırtıcı mucizesine tanık olduk üçümüz.

Önümüzdeki haftalarda Monika ile paralel olarak yürüteceğimiz, hayatında hiç yoga yapmamış ve yogayı merak edip öğrenmek isteyenlere yönelik Temel / Başlangıç Seviye 4 derslik bu kursun 3. ayağında bu kadar esaslı bir şaşkınlık geçirmeyi hiç beklemiyordum! Kendini ana açmak ve güvenli bir alanda zorluk çekilen konular, duruşlarla uğraşmak, inadına asana çalışmak öyle ilginç sonuçlar verebiliyor ki?!

Başlangıç / Temel kurs deyip geçme!!! Arada basitliğe ve araştırmacılığa, öğrenci kimliğine dön! Hatta mümkünse onu hiç kaybetme…

İşte o zaman ”yoga”!