90882b1f-50a5-4242-a84c-8c5759b93a64”Dört yaşında bir kız çocuğunu / erkek çocuğunu gördüm sende, daha ilk karşılaşmamızdı.”

”Babasıyla / Annesiyle hep sorunları vardı zaten. Baba / Anne kompleksi… Anaerkil / Ataerkil meselesi…”

”Erkek / Kadın düşmanı… (parantez elbette erkekler 5 feministler 0 ;))”

”Erkeksiz kadın / Kadınsız erkek sendromu…”

”Dul bir kadın / Müzmin bekar bir erkek… (parantez açmam lazım, burada elbette ERKKKEEKKKler yineeee 5 – 0 öndeler! bittabii!!! kapa parantez)”

”O zor birisi zaten.”

Söyleyeceğim tek bir şey var… Gidip bir kendinizi tekmeleyin lütfen! Eğer bu cümleleri kuruyorsanız ve daha da beteri bu cümleleri kurup bir kadına ya da erkeğe söylüyorsanız cidden gidin ve kendinizi tekmeleyin! (Parantez içleri dahildir!)

Neden mi? Muhtemelen bu cümlelerin tamamı kendi egonuzun karşı taraf üzerinden hain bir yansıması… Yani günah keçisi arıyorsunuz aslında. Herhangi bir insan hakkında kullandığınız basit bir cümledeki dilbilgisinde SIFAT olarak geçen sözcükleri ayıklayarak işe başlayabilirsiniz mesela. Kısa, şişman, kel, zayıf, mavi, yeşil, sarışın, kızıl, balık eti, huysuz, zor, kolay, açgözlü, hırslı, aptal, salak… vs.. vs… Güzel, yakışıklı, alımlı, havalı, şık, özgün… vs.. vs…

Önyargısız, tüm dünyayı kucaklayan bir yüreğiniz var diye inanıyorsanız kendinizi yakalamayı deneyin derim. Bütün gün yüzleşin saçmalıklarınızla ve dilin, kelimelerin ne kadar zehirli olabileceğini, ego kustuğunu, hatta ve hatta egonun ishal olmuş halini yansıttığını şöyle bir farkediverin.

Çok moda olan Vipassana meditasyonu var ya, onun bütün gün çeneyi tutmak olduğunu sanacak denli sığ bir algıya sahip, reiki aldım eki eki modunda ortalıkta dolaşan bir versiyonuysanız eğer, hele de bu cümlelerimle fena halde gaza geliyor ve şimdi şu an pek sevgili okurlar, hakkımda son derece kötü fena SIFAT adı verilen sözcükleri sıralamaya başladıysanız eğer…

Peki. Bendeniz tüüüüh kakayım (tamam tükürmeyin bi!). Bırakın kendi başıma kalayım. 🙂 Tamam, okumayın. 😉

Mümkünse bana hoca, koca, guru, baba, ana, tanrıça, kardeş, amca, hala, teyze ve tabii bu liste uzar gider taaaaa en tepedeki seçilmişlere sistem yöneticilerine kadar… Say say bitmez, ama işte bu saydıklarım bi müsaade edin, ben bu durakta ineceğim!

Gelin sıfatsız, renksiz, kokusuz, su gibi bir şeylere odaklanalım. Olmaz mı? En basitinden herhangi bir ağaç büyüyüp serpilmek, kendi varoluşunu yaşamak için zaman, mekan, hava ve güneş ister. Boğmayın yani!

Bayram ”şeker” mi yoksa ”ramazan” mı diye tartışmayı bir kenara bıraksak mesela?

Siz şeker hastası da olsanız ve canınız şeker yiyip şeker komasına girmek istiyorsa ben oturup ”aaahhh yaaaa yazıkkk, cık cık cık, hiç sevgi görmedi, gün yüzü görmedi ki bu cancağız” modunda şeyler söylemesem? Sizin ve benim, komplekslerimizle, yeraltı notlarımızla karşılıklı haşin geçecek squash maçları oynamamıza gerek yok, tepelemeyelim birbirimizi? Çiçek böcek olacağız diye de kasmamıza gerek yok. Az bi mesafe olsun yeter. Kullandığımız her SIFAT bizi biraz daha bölüyor çünkü. Ayrıştırıyor ve birbirimizi anlamamızı engelliyor. Kutulara yerleştirmek şart mı herkesi? Kafamızdaki şablona mı uyacak bütün dünya? Bu ne azgın EGO?

Gecenin bu saatinde çıkan bu tuhaf ama pek bir samimi bayram yazısını alıp sinirlenmeden bir kenara koyabilir misiniz şimdi? Aynaya bakıp tamam diyebilir misiniz? SIFATlarla işim bitti!

Benim için son zamanların önemlice kişisel kararlarından bir tanesi kompleks ve ego kokan, başkasının üstüme kustuğu SIFAT bolluğu cümleleri kendilerine aynen iade etmek. Sessizce. O ortamlardan çekilerek ve enerjimi başka yerlerde işlerde kullanarak. Balonu şişirmezsen eeee ne olur şişmez işte! Üfleme o havayı oraya şişmesin. 😉

Hööööösssstttt… Önce otur kendine çeki düzen ver. Ondan sonra bile karışma, gölge etme başka ihsan istemem. (Sezen Aksu’ya selam olsun! ;)) Günahı benim boynuma, haydi sen kendi yoluna! 🙂 SAYGI burdan başlasın. Vur ayrık otlarının köküne çapayı, sür tarlayı, ondan sonra ne ekeceğini iyi düşün. Ama tarlanın ucunda davetsiz misafir bir iki bir şey biterse de çok kafana takma, kendi haline bırak işte. Canını, var olma, nefes alma, ifade özgürlüğünü tehdit etmediğinden emin ol. Tabii bu arada gerekli gereksiz yere PSOAS kasmasın kendini. Her yanlış alarmda atom bombası atıyorlar annecim moduna geçmeye gerek yok! Öte yandan bahçeyi asalaklara terkedecek halin de yok!

Oldu mu anlaşılmaz bir yazı? Gel en az bir yıl aralıksız yoga yap sonra tekrar konuşalım, buluşalım! 🙂

Uzun zamandır yazmak istediğim bir yazıydı. Herkesin birbirinin gurusu, yaşam koçu işte ne bileyim psikoloğu kesildiği, üç tane kişisel gelişim kitabı okumakla kendini yetkin gördüğü, hatta malumunuz başımızdakinin ”beeeeennnn psikolojjiiiyyiiii deeee, sosyolojiyi deeeee çooook iyiiii biliriiiiimmmm!!!” nağraları attığı bir toplumda yaşadığımız için bunları yazdığıma hiç pişman değilim. Kalan sağlar benimdir! 😉 Aile Dizimi meselesine hiç girmeyeyim! Bir seansla tüm problemler temizzzz hayat gıcırrrr?!?! Olsa olsa herhalde kendini anlama buzdağının zirvesindeki kar zerreciği falandır. Siz abartmayın, çözdüm çözüldüm, oldum demeyin ben de abartmayı keseyim! Anlaştık? 😉

Kıssadan hisse: Bayramınız kutlu ve mutlu olsun! 🙂

Not 1: Çok garip bir bayram, aileyle buluşma vurdu kırdısı ya da işte çaktırmayın hep olan tartışmalar zaten tipinde bir ortam yaşadıysanız eğer, evet aile olmanın şanındandır. Şeker kaplı olabiliyor tüm ilişkiler, çekirdeği acı da çıkabilir. Hazırlıklı ve sakin olmak lazım. Yemekler iyiydi ama deyip üstüne bir Kızılay sodası açıp hazmetmek de cabası! 😉 Bu arada benimkisi bol kahkahalı ve birbirinin haklarına ihtiyaçlarına oldukça saygılı bir aile ortamında geçiyor, ne güzel. 🙂 Şanslıyım.

Not 2: Önemsenmeyen tek bir söz bazı şeyleri başlarken bitirir bazen. Öylesi daha iyidir. İkinci beyin buna şahitlik etmiştir.