redBu yazı C.’nin kendi ağzından dinlediklerimle ve bana aktardığı deneyimi üzerine…

”Mutlu bir yere varacağımı düşünürdüm. Farkındalığı çok yüksek olan aydınlanmış bir kişinin başına kötü ne gelebilirdi ki? Uzay filmlerindeki gibi koruma kalkanı türünden bir şeyle çevrelenmiş olmalıydı, ona hiçbir şey olmazdı. Kalbini hiç kimse kıramaz, onu kimse üzemezdi. İnsan üstü bir doğası vardı kısacası.

Böylece meditasyon numarası başladı. Önceleri gerçekten numara çekiyordum kendime. Hani ”mış” gibi yapma olayı. Sonra renkler uçuştu, görüntüler dolaştı, saçmaladım, gevezeydim, anlattım, kendi kendimi çekiştirdim sanki kahve fincanıydım ve kendi falıma bakmaya çalıştım. Ama hani bilirsiniz ya okumalar güdümlüdür, güzel bir şey olsun, şu olsun bu olsun, kainat ayaklarımızı Kryon’un tabiriyle yıkasın falan isteriz… Yıkar mı yıkamaz mı bilinmez daha doğrusu olaya nereden baktığımızla ilgili. Öyleymiş yani. Çekim yasası.

Bizim orda daha önceki yıllarda hiç ama hiç konuşmadığım bir doktorla geçen akşam yemeğinde uzunca bir masada karşı karşıya düştük. Yoga, meditasyon ve şu anki işim bana asla konuşamam dediğim insanlarla diyalog kurmayı az biraz samimi dahi olmayı öğretiyor. Kendime şaşırdım. O kadar da kötü değildi aslında. Emin değilim belki bana nadide bir tür böcekmişim gibi baktılar masada, pek aldırış etmedim. Hatta sonra tümüyle unuttum. Unutmaya karar verdiğimi dahi unuttum. Güzel. İzleyenim gözünü kapamıştı tavşan uykusuna dalmıştı. 😉

Ciddiye almadığımı farkettim. Ciddiye alınacak bir şey yoktu. Yıllar sonra gelen benim için çok tuhaf bir ”takma kafana yaaa” modu geldi safalar getirdi. Birkaç aydır çok kaygılandığım bir haldi bu aslında. Bütün duygularım sanki buzluğa atılmıştı şoklanmış ”taze” fasülyeydim. Bir şey hissediyor muydum? O kadar çok diledim ki içimden ne olur kısacık da sürse izleyenim sadece gözlerini yaşamıma dikmiş olan artık bilmem kaçıncı benliğim biraz aman versen acısan arada sen de uykuya dalsan çeksen gitsen? Kendimden çekip gitmelerimin en kusursuz aracı olan uzun rüyasız simsiyah derin uykularımda bile bana rahat yoktu. Görmeye, izlemeye, bilmeye devam ettim. Rüyalar konuştu benimle duymamazlıktan gelemedim. Ne zaman ”mış” gibi yapsam hayat bir tane tokat attı dedi hakettin. Peki.

Şimdi duygusuzluk kayıtsızlık donukluk da geçti gitti. Tepkisellik ümitsizlik mutsuzluk da bitti uğramıyorlar yanıma eskisi gibi. Sırada ne var hiç bilmiyorum. Umuyorum ki küçük bencil dünyamdan kafamı kaldırabilirim artık. Aaaaaahhhh, diyor izleyenim gözü açılmışım, yoldur bu yürünecek gecesi var gündüzü var. Çöl mü deniz mi sen karar ver.

Bitti mi?

Bitti.

Güzel.

Artık keyfimize bakabiliriz.

Çiçek olup açabiliriz.” 🙂

Not: C. bir ara İskoçya’da Edinburgh’da saklandı sonra sıkıldı yine yeniden defterine bir şeyler karalamaya başladı, Talasana’ya uğradı. Sanat Tarihi Müzesi binasının çatısındaki yemyeşil yosunlu Kraliçe Victoria heykelinin kabarık eteklerinin arasından gizlice etrafı seyretmeye bayılıyor. 😉