courage_istock_p

Ve büyük bir kararlılıkla yogada ve hayatta korktuğum ne varsa üstüne gitmeyi göze alabilecek bir dönemimdeyim? Evet mi? Hatta o kadar ki kendi popomu tekmeleyecek (şefkatle) kadar! 😉

Kendi kendimi sivrisinek gıcıklığında çıldırtıp ısırmaya çalışmaktan yorulduğum için yoga matımın başına bambaşka ve bomboş geçmeye karar verdim. Taytları maytları kuşandım ve derhal iş başına. Bilinmedik bir yoga stüdyosunda kimsenin beni tanımadığı bir yerden başlamaya hazırım derken bu hafta hooop kendimi bir yoga sınıfında buluverdim.

Dakika 1 Gol 1!

Ben bu hocayı bir yerlerden hatırlıyorum.

Yoooooo! Olamazzzz!

Matın başındayım. Yoga yapmaya kararlıyım. Ama ama ama……. neden şimdi onunla?!

Ööööffff adını bilmiyordum ki? Sadece bir defa bir atölyede karşılaşmıştım.

Sonra kaldım ve her ne olursa olsun yoga evet şimdi dedim.

Çok güzel bir farkındalık – nefes – zihinsel gevşeme ve ana odaklanma alıştırmasıyla işe koyulduk.

Girizgah değişikti güzeldi.

Ses tonuna takılmamaya çalıştım ama olacak gibi değildi bazen.

Bazen de olur gibiydi.

Arada ikinci zihnim sorgulayıp vızırdadı can çekişen ve artık kendi etrafında dönenmekten başı dönmüş sersem takatsız ölüşen pervaneydi dedi ki ”Nerede insan sıcağı?”

Acaba bu soru benimle mi ilgiliydi?

İnsan sıcağı nedir ki?

Şefkat nedir?

Bildiğimizden emin değilim.

Bazen HAYIR demek kendine ve başkasına şefkat.

Bazen mesafeli kalmak insan sıcağı.

Duruma göre değişir yani.

Bu ses tonunda ne vardı beni bunca isyan ettiren?

Sonra dedim kendime takılma şimdi şu anda burada yoga.

Peki.

Devam ettik.

Çevrilmeler yoğundu.

Beni sınırlarımda dolaştırdı durdu.

Öyle bir ateş yandı ki içimde terledim.

İyi. Uzun zamandır olmuyordu bu. Sınırlarımdaydım. Güvendeydim. Sesi sevmedim ama yogayı ve komutları sevdim. Açıktı, netti, ana davet etmekteydi.

Sonra keyifsiz bir Sarvangasana güzel yerleşememekten ötürü ama önemsiz ve aynı zamanda önemli.

Hemen ardından keyifsiz bir Halasana.

Bütün bunlar yogayla ilgili değil, benimle ilgili.

Matın başına geçişim, sabah yataktan kalkışım, bu aralar böyle.

Keyifsiz aslında.

Disiplin, kararlılık, beceri ve daha nicesinin ateşini yaktığımı düşünsem de, hatta bedenim de bana evet evet öyle işaretleri gönderse de 2011 yılının Temmuz ayı sonundan beridir bir keyifsizlik peydah oldu bende. Üstelik her zamankinden daha yoğun bir şekilde yoga yaptığım halde.

Görmezlikten gelip durduğum, aktiflik ve yoga ile üstünü örttüğüm bir şeyler… ve keyif çok uzak.

2011’de içsel tebessümüm yitti gitti.

Büyüdüm de mi böyle oldu yoksa bir kapıyı tümden kapadığım ve hiç açmayacağım için mi sorularım cevapsız kalıyor.

Her ne kadar yoga matında içime dönsem de o odanın kapısı hep kapalı. Her şeye açabilirim kendimi, açtığımı farzedebilirim ama açıldıkça o odanın kapısına kilit üstüne kilit asıyorum aslında.

Sabırla izliyorum kendimi.

Bazen korkuyorum artık böyle diye. Asma kilitlerin büyüdüğünü gördükçe çığlığım içimde sönüp kalıyor. Üzülüyorum. Çünkü içeri girmiyorum. Bir şey beni hep dışarda tutuyor. Nedir bilmiyorum. Yavru filleri terbiye etmek için ayaklarına zincir takıp en yakın ağaca bağlarlarmış. Filler büyüdüklerinde ise yine ayaklarına zincir dolayıp terbiyeci zincirin ucunu şöyle bir uyduruktan bir yere sardırıverirmiş. Filler küçükken her defasında zinciri kırmaya çalışsalar da büyüdüklerinde artık denemezlermiş bile.

Kemikleşiyor keyifsizlik. Belki alışkanlığa dönüşüyor. Sigara, alkol tüketmek veya aşırı yemek yemekten ne farkı var? İnsan alışkanlıklar icat eden bir varlık. Sonra o zincirleri kırmayı hiç düşünmeyen, aklına bile getirmeyen. Böyle geldi böyle gider diyen. Kendini buna ikna eden…

Buna rağmen hatta keyifsizlikle birlikte yoga şimdi şu anda!

Kapıyı açma cesaretim için…

Kapının ardındakilere bakma yürekliliğim için…

Kendime şefkat duyabilmek için…

İçimin gülümsemesi için…

Yaşamla bir olmak ve akmak için…

Çünkü yoga yaşamın çiçek açması… cesaretle!

Yine… Yeniden…

Not: Paulo Coelho’nun Valkyries kitabını bugün bitirdim. Tesadüfe bakın. Tam ihtiyacım olan daima elimin altında. 🙂 ❤